Etiket arşivi: Recep Ali Topçu

avatar

BİR DAMLA SU’DAKİ YÜCE SANAT

BİR DAMLA SU’DAKİ YÜCE SANAT

Bir damla su bize ne anlatır?  Ona fizik, kimya ve biyolojinin ötesinde derinlemesine baktığımızda hangi sırları keşfedebiliriz? Her şey, canlılık bir damla suyla başlıyor, suyumuzun çekilmesiyle kurumalar ve başka bir aleme yolculuk başlıyor. Şöyle bir kendimize bakalım, özümüzü, mayamızı araştıralım, tefekkür pencereleri açalım. Kendimizi tanımaya, özümüzü keşfetmeye, aydınlanmaya ve özümüzle dost olmaya birlikte yolculuk yapalım. Bir damla suyu, ondaki yüce sanatı, mükemmel tasarımı ve onun serüvenini anlamaya, anlamlandırmaya gayret edelim. Ne dersiniz?

Bu yolculukta ayet-i kerimeler, hadis-i şerifler ve pek çok ilmi tespitler, mutasavvıfların yaklaşımları, Anadolu insanının ilim ve irfanı bize yol göstermekte, ışık tutmaktadır.  Mahiyetimizi öğrenmek hayatımıza ayrı bir zenginlik, ayrı anlam katacak ve yaşamı anlamlandırmamıza yardımcı olacaktır. Nereden, neden geldiğimizi öğrendiğimizde hayatımızı daha iyi anlayacak ve geleceğe, ufka daha emin adımlarla yol alabileceğiz.

Geleceğimizi daha sağlam temeller üzerine inşa edebilmek için insan kendini görmeli, tanımalı, doğumu ile ölümü arasındaki sokakta yürüyüş serüvenini, yaratılışındaki sanatının harikalığını düşünmeye çabalamalıdır.

Biz neyiz, neden yaratıldık, nereden ve nasıl geldik buraya, nereye gidiyoruz acaba?

Yunus Emre’nin aşağıdaki dizelerinde dile gelen “kendini bilmek” deyimi bizi özümüzü, mayamızı aramaya yönlendirmektedir.

İlim ilim bilmektir,

İlim kendin bilmektir,

Sen kendini bilmezsen,

Bu nice okumaktır.

Cenab-ı Hakk’ın kudretine ve büyüklüğüne işaret eden en açık işaretlerden biri insanın bizzat kendisidir aslında. Çünkü insan küçük bir dünya, dünya ise kocaman bir insandır. İnsan, bütün ömrü boyunca kendi hayret verici hallerini düşünse, belki harikulade varlığının pek azını anlayabilir. Oysa bizler genel itibariyle bundan habersiziz. Hızla tüketen dünyada düşünmek, tefekkür etmek gibi çok önemli becerileri unuttuk, unutturulduk.

Halbuki Hak Teala, kişinin kendisi üzerinde tefekkürünü emreder ve “Kendi içinizde Allah’ın varlığına nice deliller vardır, hala görmeyecek misiniz? “ (Zariyat 51/21) buyurur.

Allah Teala (cc), yine pek çok ayet-i kerimede “düşünmez misiniz?”görmez misiniz” “düşünüp ibret almaz mısınız?” diye buyurmaktadır. Bu yüzden tefekkür büyük bir ibadettir.

Tefekkür, olmayan bir şeyi hayal etmek değil, varlıklardaki manayı görmektir. Cenab-ı Hakkın eşyadaki tecellilerini görmeye ve onlardaki hikmeti anlamaya çalışmaktır.

Nimeti kabullenmek, ona saygı duymak, o nimetin içinde onu vereni görmeye, hissetmeye çabalamak, tefekkür pencereleri açmak ve her güzellikte “Subhanallah, sen ne büyüksün Ya Rab” diyerek heyecan duymak, farkındalığımızı arttırmak ve bu heyecan keşfine diğer insanları davet etmek ne güzeldir. Bunu yapabilen insanlar perdede, sebeplerde takılıp kalmayarak hakikate ulaşabilmekte dünya ve ebedi hayatlarını düzene sokmakta başarılı olabilmektedirler.

Bunun için geçmişte konaklarda tefekkür odaları yapılır, penceresi olmayan bu mekanlarda sadece gökyüzünü gösteren pencereler olurdu. İçerisinde hayatı, varlıklardaki manayı, Hakkı ve hakikati anlamaya ve anlamlandırmaya yönelik çalışmalar, farkındalığı arttırıcı tefekkür pencereleri açılırdı.

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Enbiya suresindeki “Canlı olan her şeyi sudan yarattık”  ayet-i kerimesi ile canlılığın kaynağının su olduğunu, canlı olan insanların, hayvanların, ağaçların tamamının su’dan yaratıldığını öğreniyoruz. O zaman su’yu daha yakından ve detaylı tanımamız, onun ruhunu, özünü anlamamız, hayatı, kendimizi tanımamızı, hissetmemizi sağlayacaktır.

Bunun için suya can gözüyle bakmak, can kulağıyla onu ve onu anlatanları dinlemek, suyun H2O elbisesi görünen iki boyutlu yüzünün gerisindeki, derinindeki çok boyutlu yapısına, ruhuna bakmamız gerekiyor.

Suyun her molekülünde Yüce Yaratıcımızın Hay isminin yansımasını, sanatının sanatkârlığını, görüyoruz. Pek çok yönüyle fizik kuralarına uymayan, kimyayı takmayan, içeceklerin efendisi suyun mahiyetini, Allah’ü Teala öyle bir anatomi, fizyolojik yapıyla yaratmış ki, kendisinden beklenilenleri yerine getirebilmektedir. Bir ateş, biri barut olan Hidrojen ve oksijen molekülleri birleşerek ruhu olan mucize bir nimete dönüşüyor. Onu çıkardığınızda kainatta canlılık adına bir şey kalmıyor.

O zaman hayatı bir damla su olarak dünya okyanusunda yol almaya benzetebiliriz değil mi? Bir damla suyun dünyaya gelişi ile buradan ayrılışı serüvenine de ömür diyebiliriz.

Suyun, canlı olarak değil de normal su olarak hayat serüveni de, döngüsü de buna benzerdir.  Bulutlardan bir damla olarak düşer yeryüzüne. Sonra ya denizlere, yada toprağın derinlerine sürer yolculuğu. Daha sonra buharlaşır, tekrar semaya yükselir.

Anne rahmine sevgiyle düşen bu küçük damla nesilden nesile aktarılan tüm DNA kodlarımı, genlerimi taşıyacak ve benim gelecekte alacağım şeklimin sırrını taşıyacaktı.

İnsanlar ve hayvanlar olarak her birimiz, bir damla su olarak bu aleme geldik, ilk adımımızı attık. Aynen bir yağmur damlası gibi yüzde 100 su olarak düştük ana rahmimize.  Anne rahmine sevgiyle düşen bu küçük damla nesilden nesile aktarılan tüm DNA kodlarımı, genlerimi taşıyacak ve benim gelecekte alacağım şeklimin sırrını taşıyacaktı. Sonra ruh, beden yüklendik, ete kemiğe büründük, yol aldık, cenin olduk su oranımız yüzde 85’e düştü. Anne rahmindeki hayat yolculuğumuz belli bir süre sonra tamamlanınca oradaki ölümümüz gerçekleşti ve bu dünyaya teşrifimizle devam etti. Sur oranımız yüzde 70-80’lere düştü.

Bebek olduk, gelişimizle dünyamızdaki bizi bekleyenleri sevindirdik, mutlu ettik, altın topları olduk onların.

Geliştik genç olduk, sonra habire aktık ve aktık. Sonra yetişmiş, sonra ihtiyar olduk.

Zaman içerisinde suyumuz çekilmeye başladı, hücrelerimizdeki sular azaldı, su oranımız yüzde 50’lere inmeye başladı. Yani dallara giden sular, yaprağa ulaşan sular yavaş yavaş azaldı.

Bu dünyadan gidiş vakti geldiğinde ise suyumuz çekilecek ve başka alemlere yol almak üzere yine su ile temizlenerek yolumuza devam edeceğiz, ebedi aleme uzanacağız.

Bir damla su olarak başladığımız hayat yolculuğumuzun sonunda ise çatlağımızı bulacağız.

Onun için geçmişte Anadolu’da ecdadımız ölen insan için bugün kullanmakta olduğumuz “öldü” tabiri yerine “su çatlağını buldu” derlermiş. O halde hayatı “çatlağımızı bulma yolcuğu” ndan ibarettir diye ifade edebiliriz diyebiliriz değil mi?

Şöyle kenara çekilip düşünce aleminde, bir tefekkür penceresi açıp geriye baktığımızda her birimiz bir damla su idik. Bir damla sudan şu andaki halimize ulaşmak ise ne kadar büyük bir gelişme, ne kadar büyük bir eser ve o ölçekte de harika bir sanat değil mi?

Bir ara tatlı, yumuşacık küçük bir civcivi elime aldım ve ona dedim ki ”Ey civciv, sen ne güzel yaratılmışsın. Bir ay önce ben seni bir yumurta olarak yiyecektim ve benim mideme inecektin. Ya şimdi? Nasıl oldu da bu hale ulaştın. Bana bir anlatır mısın? Bu ayakların, bu tüylerin ve üzerinde bin bir desenler, bu güzel gözlerin, bu tırnakların… her biri harika. Dışarıdan hiçbir müdahale olmadan, hiçbir ilave malzeme girişi yapılmadan, yoktan nasıl var oldun? Ya bu sesin, bir kabuk içerisinde, kim yarattı, bu şekile getirdi seni?” Civciv bana hayalen “Beni yaratan o kadar büyük, o kadar güçlü ki. Önce annemden yumurta olarak doğdum. Sonra annem bine sıcacık altında 30 gün bir sağa, bir sola çevirdi durdu. Bir sıvıdan oluşmuştum, kabuğumun içinde bana et, kemik, tüy, tırnak, göz hepsini O verdi, O yoktan yarattı beni” cevabı verdi. Elimden fırlayarak, koşarak annesinin sıcacık kucağına kondu.

O ki Yaratan O’dur, ona can kurban. Her yaratılan seviliyor Yaratan’dan ötürü.

Bir yumurtadan bir civcivi yaratan Allah (cc) beni de bir damla sudan yaratmıştı. Ve durmadan binlerce insan, binlerce hayvan, binlerce ağaç her birisini özgün olarak, birbirinin aynısı olmayarak, ayrı tasarımda yaratmaya devam ediyor. Her saniye 300/350 kişi dünyamıza teşrif ederken, bir o kadar insanda ebedi alama yelken açıyor, çatlağını buluyor. Yoluna, yolculuğuna devam ediyor, düşüyor toprağa tekrar yeşermek üzere.

İnsan kendine bir baksa akıllara durgunluk verecek şeyler görür. Bütün bunlar, canlılar yani her birimiz yüce Allah’ın bir damla sudaki yüce sanatıyız.

Bir damla sudaki yüce sanat, bize eserin, sanatın harikalığını ve sanatçısını, müessirini, yüce yaratıcımızı (cc) işaret ediyor.

Bir damla suyun dünyaya gelişi ile buradan ayrılışı serüvenine de hayat diyebiliriz değil mi?

O’nun hatırına büyük ailemizin birer ferdi olarak hepsini derin bir saygıyla selamlarız tüm yaratılmışları, su’dan yaratılmış tüm su kardeşlerimizi. Onları severiz, onları yaratan Yaratıcımızı da severiz. Suyun bir damlasını israf etmeyeceğimiz gibi, sudan yaratılmış su canlıları da bir ölçüde kardeş olarak kabul eder, bağrımıza basarız.

Bir damla sudaki yüce sanatı, onun yolculuğunu anlamaya, anlamlandırmaya çalışmak bizleri evrensel değerlere yüceltecek, hakikate ulaşmamıza vesile olacaktır.

Adell Armatür şirketimizin İstanbul-İkitelli OSB’ndeki genel müdürlük binasında bulunan tematik su Ab-ı Hayat Su Medeniyet Müzesini gezmeye, “çatlağımızı bulma ve su kardeşliği” temalarını asırlık eserler üzerinde içselleştirmeye davet ediyoruz. Keyif alacağınıza, seveceğinize inanıyoruz.

(http://www.adell.com/blogs/blog/tagged/su-medeniyeti-muzesi)

Su gibi duru, su gibi coşkulu ve su gibi coşkulu olunuz. Hoşça bakınız zatınıza ve su kardeşlerinize.

Recep Ali Topçu | Adell Armatür ve Vana Fabrikaları A.Ş. | Yön. Kur. Bşk.

MardinHayatCesmesi1

MARDİN HAYAT ÇEŞMESİ VE HAYATI ANLAMAK

MARDİN KASİMİYE MEDRESİSİNDEKİ HAYAT ÇEŞMESİ VE HAYATI ANLAMAK

Su çatlağını buldu.

Hayat çatlağını bulma yolculuğudur.

Nasıl ki her nehir kendi yatağını kendi çizer; taşlık bölgeye gelir çağlayan olur, kumsal bölgeye gelir erir, dik yamaçta şelale olur, halden hale girer, yoluna devam eder. İnsan da öyle. Çocukluktan gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder.

Dünya nasıl geçici ise içinde bulunan bütün canlılar da geçicidir, ölümlüdür. Nereden gelip, nereye gittiğini bilen inan, dünyayı yolculuğun bir molası olarak görür.

Biz bu dünyaya mal biriktirmek için gelmedik. Her yolcunun çantası vardır, çantadaki eşyalar yolcuyla mütenasiptir. Ahirete giden yolcunun çantasında sevaplar çoksa götürdüğü bu hediyeye karşılık ona saadet-i ebediye verilir.

Dünya bir misafirhane gibidir. Biz bazen bunu, dünyanın gelip geçici olduğunu unutur, dünyaya bir imtihan için gönderildiğimizi unutur, kendimizi dünyaya kaptırıveririz. Nefsimiz, menfaatimiz, makamımız, çevremiz, evlad-ü iyalimiz bize bu vazifeyi unutturabilir.

Suyun Dili Olsa…

Mardin’in tarihi yapılarının en büyüklerinden olan Kasımiye Medresesi, aktif olduğu dönemde pozitif bilimlerin öğretildiği bir eğitim merkezi olarak kullanılmış. Mardin genelinde olduğu gibi bu mimari yapıda da Artuklu etkisi oldukça belirgin.

İki katlı olarak inşa edilen medresenin avlusunda küçük bir havuz bulunuyor. Medresede eğitim öğretimin devam ettiği yıllarda, yıldızların havuz üzerindeki yansımasından faydalanılarak astronomi dersleri verilmiş. Halk arasında havuzu besleyen çeşmenin “Hayat Çeşmesi” olduğuna inanılıyor. Suyun çıkması ile birlikte hayat başlar, havuza giden yolda gençlik orta yaş ve yaşlılık dönemleri yaşanır. Havuzdan çıkan su Mezopotamya’ya dökülerek toprağa karışıyor. Yine özüne, toprağa dönüyor, onunla bütünleşiyor.

Hayat Mezopotamya Ovasına Akar

Su öylesine kutsal… Su doğumla özdeş… Her subaşında bir abide var. Burada anlatmışlar sözlerini insanlar… Su doğuyor hayat gibi. Akıyor…

Zaman içinde durmadan akıyor. Hayat da öyle değil mi? Hayat bir yerde sonlanıyor oysa su hep akıyor…

Mardin’deki medreseler kitap gibi anlatıyor geçmişi… Günümüzde de geçerli olan felsefi boyutu olan öyküler bunlar. Su doğuyor hayat gibi.

İnsan da su gibi başlıyor yaşama. Doğuyor, büyüyor. İnsan su gibi doğuyor ama insan ölümlü. Su devinim içinde… insanı da böyle mi betimlemiş Tanrı suyla özdeş kılarak…

Medreselerde hayat anlatılıyor su yardımıyla. Önce doğuyor çocukluk günlerini tamamlayıp havuza doluyor. Havuz yaşamı anlatıyor. Sonra havuzdan çıkıp gidiyor. Orası da ölüm… İnsan ölümlü… Ya su. Su dolanıp geliyor bir kez daha. İnsan da öyle. Oda yeniden geliyor dünyaya… Bu benzetmenin felsefi boyutuna bakmak gerekiyor.

Zinciriye Medresesi’nde, Kasımiye Medresesi’nde insan unutmasın diye şekille anlatılmış bunlar. Su medresenin içinde yaşamı anlatır biçimde düzene sokulmuş.

Hayat Mezopotamya ovasına akıtılmış. Ova olmazsa hayat olur mu? insanlar yaşamını bu deniz gibi ovadan sağlamış yıllarca. Yüksekten bakıp sevinmişler, böyle zengin ova için. Suya bakıp düşünmüşler ölümlü olduklarını. Dualar okunmuş suyun başında. Suyun başı ilim yuvası olmuş. Suyun karşısına geçip duygularını söylemiş insanlar. Yaşamın içinde ne varsa.

Aşklarını, en özel sözlerini subaşlarında terennüm etmişler birbirlerine. Cennet bahçeleri yapılmış bazen. Bazen de böyle medrese. Ancak hep sözlerini de söylemiş insanlar. Gelenler unutmasın diye. Hayat su gibi akıp gidiyor. “Unutmayın sonunda ölüm var” diyerek…

Bazen taşla söylemiş insan sözü, bazen suya anlattırmış diyeceklerini. Orada duruyor anlatılanlar, bakıp görmemiz için…

Hepimiz Duru Bir Su Damlasıyız



Söylemek istediğimiz; bu eserlerle insanlığı insanlarla yeniden buluşturmak.“ diyen Recep Ali Topçu, Adell markasının öyküsünü ve Su Kültürü Müzesi’ne giden yolun bir hayalle ve atılan bir adımla başladığını yaptığımız keyifli röportajımızda sevgiyle anlattı.

Adell marka öyküsünü sizden dinleyebilir miyiz?

Adell, Almanca bir tabir olan güçlü, asil anlamına gelmektedir. Adell markası ilk olarak 1981 yılında Bursa’da kuruldu. Kurulan şirketimizin devamlılığı halinde 1900’lerde tescil edilmiş markadır. İnşaat, tesisat, sıhhi tesisat alanında üretim, dağıtım yapan tanınmış marka olabilme seviyesini yakalayan bir markadır. Babam Ardahan Posof taş ustasıdır. Bir kız seviyor ve askerden döndüğünde, onun başkasıyla evlendiğini duyuyor. Bunun üzerine memleketi terk ediyor. Yolu Amerikalılarla kesiştiğinde, onlarla havaalanı yapımına başlıyor. Adana, Balıkesir Havaalanı gibi… Kendini bu deneyimler ile yetiştiriyor ve bizi de büyütürken bu şekilde yetiştiriyor. Babam, bana güvendi. Ben de çocuklarıma…

Ve böylece şuanda da yolculuk devam ediyor.

Okumaya devam et

Suya gönül vermiş bir şirket

07 Nisan 2014, Pazartesi 15:38

Adell Armatür ve Vana Fabrikaları A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Recep Ali Topçu: Armatür ve vana modellerimizle su kullanımında 10 yıl öncesine göre yüzde 50 tasarruf sağlıyoruz. Yapı sektörünün olmazsa olmaz ürün sağlayıcısı armatür ve vana üretim firmalarından Adell Armatür’ün Yönetim Kurulu Başkanı Recep Ali Topçu ile sektörü ve Adell Armatürü konuştuk. Okumaya devam et