Kategori arşivi: İş’te Başarı – İş Hayatı

GENÇ KUŞAKLARIN, VELİAHTLARIN İŞE ORYANTASYONU…

GENÇ KUŞAKLARIN, VELİAHTLARIN İŞE ORYANTASYONU…

Pek çok sıkıntıya ve zorluğa katlanarak kurulan, geliştirilen işletmelerimizin, aile şirketlerimizin devamlılığı büyük oranda arkadan gelen nesillerin, gençlerin, veliahtların geleceğin liderleri olarak iyi yetiştirilmeleri, işe oryante edilmelerine ve sahiplenmelerine bağlı. Bu süreç aslında bebeklikten başlayan belli bir olgunluğa kadar devam eden önemli ve uzunca bir süreç. İyi yönetebilirsek, gereken ilgi, zaman, emek yatırımını yaparsak evlatlarımızın, işletmelerimizin geleceğine daha fazla güvenebiliriz.

Günümüz büyüklerinin, liderlerinin en önemli görevlerinden biri de evlatlarımızı, ailemizde sevgi ve güven hissettirerek büyütmek, geleceğin liderlerini yetiştirmek olmalıdır.

Ebeveynler olarak, onların liderliğe giden yolu büyük ölçüde bizim ellerimizde. Bu büyük bir sorumluluk biz büyükler için. Çocuklarımızı liderler olacak şekilde biçimlendirilmesi konusunda çalışırsak yapabiliriz. Hayattaki bunun gibi bir kaç şey, zamanınızı ve çabanızı harcamanıza değer değil mi? Evlatlarımız, dostlarımız olmazsa güzel şeylere sahip olmanın bir anlamı kalır mı sizce?

Çocuklarımızı birer lider haline getirmenin güzelliği, onları gelecekte olacakları kişiler haline getiren şey aslında kulaklarıyla değil gözleriyle öğrenen çocuklarımızın yanında her gün yaptığımız küçük şeylerdir. Çocuklarımızı aşarı kontrolle bağımlı yapmamalıyız. Çocuklarımıza, gençlerimize sorumluluk ve özgürlük alanı sağlamamız sağlıklı bir yöntemdir.

Mütevazi bir hayat yaşamak, istikrarlı, güvenli olmak ve söylediklerinizi gerçekleştirmemiz gerekir.

Güvenilir liderler şeffaf ve açık sözlüdürler. Mükemmel değildirler ancak sözlerinin ardında durarak insanların saygısını kazanırlar. Çocuklarımızın bu özelliği doğal olarak geliştirebilir ancak bu bizim sergileyerek onlara göstermeniz gereken bir şeydir. Güvenilir olabilmek için, sadece söylediğiniz şeyler konusunda değil, yaptığınız ve kim olduğunuz ile ilgili her konuda dürüst olmak zorundayız. Sözlerimizi gerçekleştirdiğimizde, kelimelerimiz ve eylemlerimiz, olduğumuzu iddia ettiğimiz kişi ile uyumlu olur. Çocuklarınız bunu görecek ve aynısını yapmaya özeneceklerdir.

Hayatın sadece işten, paradan ibaret olmadığını, insan olduğumuzu göstermeliyiz.

Şu anda çocuklarımız ne kadar kızgın ve küstah olsalar da, biz hala onların kahramanı ve gelecekleri için örnek alacakları kişiyiz. Bu, onların bunu tekrarlamak isteyeceklerinden korktuğumuz için geçmişteki hatalarınızı gizlemek istemenize neden olabilir. Ancak bunun tam tersi doğrudur. Herhangi bir kırılganlık göstermediğinizde, çocuklarınız her başarısız olduklarında yoğun bir suçluluk duygusu geliştirirler çünkü böyle korkunç hataları sadece kendileri yaptıklarına inanırlar. Liderler olarak gelişebilmeleri için çocukların hayranlık duydukları kişilerin de hatasız olmadıklarını bilmeleri gerekir. Başarıya giden yol başarısızlıklarla döşenmiştir. Hepimiz yürümeyi pek çok kez düşe kalka öğrenmedik mi?

Bir tarafta bir kısım gençler hayalsiz, hedefsiz, sorumsuz yetişmekte, heva ve heveslerinin peşinde koşarken, en değerli anlarını israf ederken, bir diğer tarafta da sorumluluğunun farkında olan erdemli bir gençlik hızla işleri üstlenmektedir. Türkiye olarak en büyük sermayelerimizden birisi olan gençliğin geliştirilmesi, girişimcilik yönlerinin açığa çıkarılması desteklenmesi, farkındalık düzeylerinin arttırılması, insanlığın geleceği adına sorumluluk üstlenmeleri adına hepimize vazifeler düşmektedir. Bu alandaki güzel çalışmalarına tanık olduğumuz sivil toplum kuruluşlarına, şahıslara, alın ve akıl teri döken herkese teşekkür ederim. Sağ olsunlar.

Bu erdemli genç girişimciler nefesleri azalmakta olan büyükler için, profesyonel kadrolar için taze kan olmakta, daha yakın ilişkiler kurarak, daha modern ve profesyonel yaklaşımlarla bayrağı alıp götürmektedirler. Birinci basamakta olan seviye üst basamaklara, sokakta olan bayrağı caddeye, oradan mahalleye, şehre, ülkeye derken uluslararası arenaya taşıyabilmektedirler. Pek çok sektörde  başarılı örneklere rastlamaktayız. Başarı hikayeleri yazan gençlerimizi, onlara el veren büyüklerini kutluyoruz.

Tabii ki bu süreç çokda kolay gerçekleşmemektedir. Gerek gençlerin, gerekse büyüklerin, yakınların, ortakların yaklaşımları, hoşgörüleri, profesyonellerin desteği bu geçişi başarılı kılmaktadır. Bazende incir kabuğunu doldurmayacak sebeplerden dolayı başarısız olmakta, gençler aileden kopmakta, yaşlılar ise yıllarca emek verdikleri, geleceğin gücü genci, taze kanı kaybetmektedirler. Bazende gençlerimizin elinde yılların emeği ekipler, firmalar dağılmakta ve firma sahip olduklarını dahi kaybedebilmektedir. Bu hal bazen maalesef ailelerin dağılmasına, çok değerli olan aile birlikteliğinin bozulmasına ve küskünlüklere kadar gitmektedir.

Geleceğin liderleri olan gençlerimizi birçok sorumluluk ve zorlu görev beklemektedir. Bunların üstesinden gelebilmek için, liderlerin dinlemeyi bilen, önceliklerini iyi belirleyen, uzmanlaşmış, bilgiye değer veren, çevresindekilerin bilgisine, deneyimine ve emeğine saygı duyan, kendini sürekli geliştirmeye, öğrenmeye açık azimli bireyler olmaları gerekmektedir. Hiçbir zaman “her şeyi biliyorum” tavrında olmamakla beraber “her şeyi öğrenmek isterim” coşkusuyla konulara ve insanlara yaklaşan liderlere ihtiyacımız var. Genç kuşakların yöneticilik pozisyonuna atanmadan önce kendisini, sonra çevresindekileri yönetme yeteneği geliştirilmelidir.

 

Gençlerin yetiştirilmesi, işlerin gençlere devredilmesi ve tamir ederken tahribat yapılmaması devir teslim işlemlerinin ayakları yere sağlam basacak bir şekilde gerçekleşmesi çok hayati önem taşımaktadır. Profesyonel danışmanlık hizmeti alarak geçişin yumuşakça yapılması sağlanabilmektedir.

Çocuklarımızın kendi problemlerini çözmelerine, kararlarının sorumluluklarını üstlenmelerine izin vermeliyiz.

Lider olmakla birlikte gelen belirli bir kendine yeterlilik vardır. Kararları veren kişi siz olduğunuzda, bunların arkasında duran ve bu kararların yarattığı karmaşayı temizlemesi gereken kişi de siz olmalısınız. Ebeveynler devamlı olarak çocuklarının problemlerini onların yerine çözersek, çocuklar hiç bir zaman, kritik kendi ayakları üzerinde durma yeteneğini geliştiremezler. Her zaman onları kurtarmak ve bıraktıkları karmaşayı temizlemek için baskın yapan birilerine sahip olan çocuklar, hayatlarının tamamını bunun olmasını bekleyerek geçirirler. Liderler ise eyleme geçer. İdareyi ele alırlar. Sorumlu ve hesap verebilir olurlar.

 

 

Gençler daha çok rasyonel, büyükler ise duygusal düşünmekte…

Burada gençlerimizin daha çok rasyonel düşünmekte ve sonuç odaklı yaklaşımlarda bulunmakta, büyükler ise yılların alışkanlıkları ve diyalogları ile daha fazla duygusal davranabilmektedirler. Bazen de kitabi bilgilerin, kuralların piyasadaki sonuçları, yansımaları öğretildiği gibi olmamaktadır. Burada büyüklerin tecrübeleri devreye girmekte ve doğru sonuca ulaşmakta iyi bir tercih olmaktadır. Evet, yönetimin gençlere devrinde, büyüklerin sahip olduğu tecrübenin, iletişim ve ilişki ağının, iş yapma biçimlerinin, gençlerin heyecanının, duygusallığın, rasyonelliğin hoş bir dengesini yakalamak önem kazanmaktadır.

Dolayısıyla süreç sabır, sukunet, hoşgörü, saygı ve sevgi çerçevesinde yol alınmalıdır.

Taraflar, yanlışları gördüğü tarafı hemen silip atmamalı, onların istekliliğini, yaptıkları güzel işleri hafızasına getirmeli, hoşgörüyle öğrenme süreci olarak yarım gözle görerek olayı kabullenmelidir. Güzel yapılan şeylerde ise gözlerini tam açmalı, görmeli ve takdir etmelidir. Aslında yürümeyi de böyle öğrenmedik mi, düştük-kalktık, düştük-kalktık ve yürümeye başladık. Yeter ki, düştüğümüz yerden kalkabilmesini bilelim.

Gençler, sizler bizim geleceğimizin gücü, ümit çiçeklerimiz, bağımızın, bahçemizin en değerli güllerisiniz. Büyükleriniz olarak pek çok zorluklar yaşayarak, dişimizle, tırnağımızla bir noktaya taşıdığımız müesseselerimizin, sancağımızın daha iyi noktalara taşınmasını istiyoruz.

Sizlere haram yedirmemeye çalıştık, hatalar yaptık, belki düşe kalka bugünlere ulaştık. Zaman zaman sizleri ihmal ettik, beyinlerinizin, ruhlarınızın ihtiyaçlarını belkide zamanında gideremedik. İçinizdeki potansiyelin tam olarak dinamik güç haline gelmesi için yeterli eğitimlerinizi belki aldıramadık. Ama bir şey vardı ki, samimiydik, haram yedirmemeye, içirmemeye, anneleriniz size abdestsiz süt vermeye gayret etti. Ne yapalım ki bizler bu kadarını Mevlamız (cc) lütfetti. Evet bundan sonrası size ait. Sizler tahsillerini tamamlayarak işlerinizin başına döndünüz. Sizler çok daha büyüklerini yapabilecek kapasitedesiniz…

Çocuk babasını geçerse çocukta, babasıda başarılıdır. Geçemezse her ikiside başarısızdır.

Japon Atasözünde geçtiği gibi  “Sanatçıyım diyebilmek için ustanı geçeceksin ve kendini geçecek bir öğrenci yetiştireceksin.

Çırak ustasını geçmez ise sanat kaybolur. Bu müesseseler, organizasyonlar gelişsin, büyüsün. Haydi görelim sizi. Size inanıyor ve güveniyoruz…

Orhangazi oğlu Murat Hüdavendigar’a “Ey bağlarımın tatlı meyvesi olan oğul….” diye sesleniyordu. Sevgiyle besleniyordu geçmişin gençleri, çocukları… Onlarda zamanı, zemini geldiğinde kendilerinden beklenileni yapıyorlardı.

II. Murat 40 yaşlarında oğlu Fatih Sultan’a “Gidelim, Hakkı zikreyleyelim” diyerek gencecik Fatih’e tahtı teslim ediyordu. Daha sonra şartların gerektirmesi ile birlikte koca Fatih babasını göreve çağırabilmekte “Madem ben padişahsam, emrediyorum ordunun başına geçiniz ” diyebilmekteydi. Akşemseddin, Molla Gürani gibi farklı karakterlerde hocalar tutarak oğlu Fatih Sultan Mehmed’inçok yönlü yetişmesini sağladı. Oğlunun yanında hocasından korkarak onlara ders veriyor. İlme ve alime verdiği önemi gösteriyordu.

Fatih Sultan Mehmet hanın annesi Huma Sultan, aylarca yatağına girmeyen, çağ açıp, çağ kapatan Fatih’e şöyle der ”Anam, aylardır gözümü uyku girmiyor. Ya İstanbul beni alır, ya ben onu” diyordu. Hedefi, vizyonu olmak önemliydi, hayali olan her zaman önden gidiyordu.

Fatih’te İstanbul’u fethettikten sonra ilim yuvalarına pek çok masraf eder. Bu görenler “padişahım, bunların çoğu okumuyor, ilim tahsil etmiyor, paralar israf oluyor” derler. Ama büyük insan, “bir alim yetişsin yeter” der ve her türlü kaynağını ilmin gelişmesine harcar.

Fatih çağ açıp kaparken 21 yaşındaydı. Demek ki gönülden istersek, ona inanırsak, güçlü bir niyet edersek ve onu hayatımızın tüm hücrelerinin amacı haline getirirsek, yeterince çalışırsak yapılamayacak pek bir şey yoktu. Evet günümüzde yeni Fatihlere, Fatih ruhlu gençlere ihtiyacımız çok.

Gelecek adına iddianız, hayaliniz var ise sizin gibi hayali olan arkadaşlarla arkadaşlık yapınız.

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, insan genelde en yakın beş arkadaşının ortalaması. Dolayısıyla arkadaşlarımızı çok iyi seçmek zorundayız. Gözü iş âleminde olan, iş yapan, yapmaya istekli vizyoner insanlarla yapacağınız birliktelikler sizi geliştirecektir.  Aksine iş yapmayan, tembel, gelecek vizyonunu oluşturamamış insanlar ise sizi ayaklarınızdan aşağıya çekeceklerledir.

Hayatı tecrübe etmeye kalkmayın, tecrübe edenlerden öğrenin…

Kendi sinerjiniz, enerjiniz, iş modelinizle yıllardan süzüle süzüle gelen, büyüklerinizin tecrübelerini birleştirdiğimiz anda başarı oluşacaktır. Büyüklerinizin, profesyonellerin bizzat sahadan kazandıkları deneyimleri muhakkak önemseyin. Bir artı bir iki değil, Mevla’mızın(cc) da ihsanıyla, bereketiyle on bir olabilecektir. Uyum ve işbirliği sağlanamazsa bir artı biri iki dahi yapmakta zorlanabiliriz.

Yakınımızda bulunan vizyoner büyüklerle zaman zaman birlikte olmak, onların tecrübelerinin ışığında yol almak, hayat hikayelerini dinlemek büyük kazanım olacaktır gençlerimiz için. Büyüklerimiz vizyoner buldukları arkadaşlarının gençler ile tanışmalarını, kendilerini sevdirmelerini ve onlarla meşgul olmasını sağlamalıdır. Gençlerimizin algıları, kulakları, beyinleri başkalarından duyacaklarına daha açık olabiliyor. Baba sözünden ziyade başkalarının sözleri daha etkili olabiliyor.

İşletmelerin ailelerin geleceği, sürdürülebilir başarı için gençlerin iyi yetiştirilmesi şart. Çocuk kolay yetişmiyor. Bazen ne kadar dikkat ederseniz edin, çevre, arkadaş gurubu, sanal dünya daha etkili olabilmekte gençlerimizin potansiyelini boşa harcatabilmektedir.

Çocuklarımız bizlere Allah’ın emanetidir. Onların ruhunu beslemek, Adam gibi yetiştirmek ne kadar önemli değil mi?

Gençlerimizin enerjisine, yenilikçiliğine inanıyorum, güveniyorum. Bizde aile olarak küçük yaşlarda çocuklarımıza güvendik, yenilik yapacaklarına inandık. Onlarda güzel şeyler yaptılar, güvenimizi boşa çıkarmadılar. Sorumluluk üstlendiler. Bizim çocuklarımız bizleri geçiyorlar.

Gençler işletmelerde değişim ve dönüşümün başlatıcısı ve yürütücüsü olabilirler.

Genç kuşaklar bu dönüşümde önemli görevler üstlenebilirler. Ürün mimarisi, bilgi teknolojileri, müşteri hizmetleri birlikte geliştirilebilir, süreçleri iyileştirilebilir, maliyetler düşürülerek, inovasyon yapılarak işletmenin rekabetçilik gücü artırılabilir ve iş sonuçları değişebilir. İşi geliştirme, yenilikler katma anlamında, sürdürülebilirlik açısından gençlerin işletmeye katacakları şeyler aslında çok fazla.

Çağa uyumumu ve yenilenmeyi gençlerimizle birlikte gerçekleştirebiliriz. Özellikle dış ticaret ve bilgi teknolojileri hızlı bir şekilde sol şeride geçirilebilir.

Büyükler, yeri geldiği zaman çekilmesini bilmeliyiz. Büyükler sağlıklıyken, işler yolunda giderken yeni nesiler işe, hayata adapte olmayı başarabilirler. Genç kuşaklara geçiş, yeni kuşakların oryantasyonu, şirket profesyonelleriyle, iklimiyle, kültürüyle uyumunu sağlamak sorumluluk ve hazırlık yapmayı gerektiriyor.

Yeni kuşakların bilgi, teknik bilgileri yanında sorumluluk üstlenme, yönetim ve insani yönlerinin geliştirilmesi uyum sürecini hızlandıracaktır. Gençlerimizin yeterince hazırlanmamaları ve gelişimlerine, kendilerine yatırım yapmadan lider olmaları, yeterince hazırlanmadan sorumluluk almaları kaybetmeye götüren önemli sebeplerdendir.

Gençlerimizin, bir yöneticinin mutlaka sahip olması gereken en önemli özellik olan kendi fikirlerini insanlara anlatabilme, kendi düşüncelerini onlara aktarıp onları ikna edebilme gücünü kazanma konusunda eğitim almalıdır.

İşletmede, başkaları aracılığıyla sonuç alınır. Dolayısıyla gençlerimizin hem teknik, hem insani ve hemde liderlik yönlerinin geliştirilmesi, donanımlarını arttırmaları ilerleyen aşamalarında başarılarında önemli etken olacaktır.

Gençlerimiz sorumluluk üstlendiklerinde kendilerini tamamlayan karakterlerde, donanımlarda insanları çevresinde bulundurmalıdır. Kendisi duygusal ise rasyonel insanların bakışlarından istifade etmelidir. Rasyonel ise çevresinde bulunduracağı duygusal insanların yardımını, desteğini almalıdır.

Erken başladım işime, şeker kattım aşıma…

Hayat, ancak sahada gerçek alemde öğrenilir. Kullanılan kaslar ancak gelişebilir. Gençlerimizin bir an önce sahaya inmeleri, okullarını yaparken dahi işletmede görev üstlenmeleri, profesyonellerle birlikte çalışma hayatına girmeleri çok faydalı olmaktadır. Günümüzde okullarımız, üniversitelerimiz “sinyal etkisi” sağlasa da gençlerimizi işe ve iş dünyasına hazır hale getirmek de yetersiz kalıyor. Buda iş adamlarının çocuklarını ikinci nesil şirket ortağı veya yöneticisi olarak yetiştirmesi için, üniversite eğitimlerini formel ve enformel öğrenim unsurlarıyla desteklemesi gerekiyor. İş tecrübesi kazanma adına kendi işimizde çalışmadan önce çocuklarımızın özellikle kurumsallaşmış şirketlerde iş tecrübelerini kazanmalarını ve aile değerlerini kazanması için, diğer aile bireyleriyle “takım çalışması” yapmasını sağlamak gerekiyor.

Rahmetli babam 1950 yıllarda Amerika’lılarla çalışmasının kendisinde oluşturduğu değişimin etkisiyle küçük yaşlarda beni evi kasası yapmıştı, evin bütçesini ben yönetiyordum. Bende büyük bir gelişmeye vesile oldu bu güven. Çocuklara genç yaşlarda güvenme büyüklerin onlara verebileceği en büyük hediyelerden biri… Babanın evladına verebileceği en büyük sermaye belki de genç yaşlarda kendine özgüven kazanmasına yardımcı olmaktır.

Dünya erken kalkanlarındır. Dünyayı erken kalkanlar yönetir. Erken kalkan, erken yol alır. Üç sabah erken kalkan, bir gün kazanır. Sona kalan dona kalır. Bu güzel sözler yanında sayınMehmet Gültekin beyin dedesinin sözü de anlamı tamamlıyor. “Eğer erkenden kalkarsa bir kişi, secdeye değerse başı, tatlıya değerse dişi, akşama kadar rast gider onun işi…”

Hayata erken başlamak, güne erken başlamak, yola erken çıkmak ne güzeldir…

İnsanın beden, ruh, duygu ve zihin dünyasının gürül gürül çalışabilmesi, ciddi verimler ortaya koyacak seviyeyi tutturabilmesi için sabahın erken vaktinde kalkması gerektiği bilim dünyası tarafından tespit edildi. Güneş ecdadımız Osmanlı’yı hiçbir zaman yatağında yakalayamamıştır. Başarılı insanların da sabahın erken saatlerinde çalışmaya başladıklarını görmekteyiz. Kolaylık dini İslam ise sabahın seher vaktinde kalkılmasını insan için zorunlu görür. Önce evrenin o muhteşem akışıyla Allah’ı içinizde duyarsınız, sonra O’na yönelirsiniz. Böylece ruh, sınırsızlıklara açılımını terennüm eder. Bu durum beden, zihin, duygu yanlarımızı olumlu olarak motive eder. Onları şevklendiren, coşkulu bir konuma getiren fonksiyon icra eder.

Sonra çalışma başlar. Bir akış içinde çalışma…Verimli, bereketli ve huzurlu bir gün gerçekleşir. Bu bir bakıma her gün böyle devam eder. Ama aynı seviyede değil, her gün biraz daha kalite kazanarak, bilgi birikiminde biraz daha yükselerek, duygu dünyasında daha bir olgunlaşarak ve ruh aleminde de daha bir enginleşerek sürer.

Kardeşler arası birlik, beraberlik…

Gençlerimizin işe alıştırılmalarında en önemli konulardan biriside birden fazla çocuklu ailelerde çocuklar arası uyum ve dengenin sağlanmasıdır. Gençlerin yetenekleri, beklentileri, heyecanları doğrultusunda tahsil yapmaları, bu doğrultuda şirket dışında, şirket içinde altlardan başlayarak görev almaları, işleyiş içerisinde pişmeleri, deneyim kazanmaları önem kazanmaktadır. Mühendis olan bir gencin şirkette teknik konuları üstlenmesi, işletmeci bir gencin ise idari işler, genel yönetim konularını üstlenmesi gelişimi açısından faydalı olacaktır. Birleştirici ve anlam duygusu oluşturan yöneticilik yaklaşımı aşılanmalıdır gençlerimize.

İlk görevim: Evimizin Kasası.

Ev kasalığından şirket kasalığına geçiş yapınca zorlanmadım. Anneme ve babama beni bütünsel, ileri görüşlü ve özgür bir birey olarak yetiştirdikleri için teşekkür ederim. Başarmak güvenle başlar, Ailem bana hep güvendi…

Gençlerimiz güven kırıcı hareketlerden sakındıkça, inanıyorum ki, büyükler olarak bizler gençlerimize daha çok güvenecek, geleceğin büyük adamlarına destek vereceğiz. Kendimizi bir ölçüde işletme açısından bilge insan sayın İshak Alaton beyin deyimiyle “lüzumsuz adam” haline getirecek, gençlerimizin kaslarının gelişmesine, diyaloglarının gelişmesine, ilişki ve iletişim becerilerinin gelişmesine en büyük desteği vermiş olacaktır.

Gençlik hayatın tarlası.

Hayatınızın en önemli, en hassas ve en kritik rampasında bulunuyorsunuz. Burada yapacaklarınız yarınlarınızı belirleyecek. Burada ne ekersek yarın bunları biçeceğiz.

Günahın, heva ve hevesin süslü yüzüne aldanmayalım. Pişman olacağımız işler yapmayalım. İnsi ve cinni şeytanların, kadınların, nefsimizin şerrinden Yüce Yaradanımıza (cc) sığınalım.

Hikâyemizi tertemiz tutalım.

Her biriniz ayrı ayrı kişisel olarak birer kocaman markasınız. Marka değerlerinizi, kişilik unsurlarınızı, itibarınızı, saygınlığını hep canlı ve taze tutunuz marka şahıs olabilesiniz.

Gençliğimizi temiz yaşarsak, büyük hatalar yapmaz isek gelecek temiz olacaktır.  İnsanlar hayallerine göre değer kazanır, neyi hedefliyorsa, o hedefinin büyüklüğüne göre değerlendirilir. Dolayısıyla sizler büyük işleri yapabilecek DNA kodlarına sahip olarak lütfen küçük işlerin adamı olmayın. Hep büyük gibi davranın, büyük hedefler, hayaller kurun.

Mesuliyetlerin az olduğu ve hataların daha rahat tolera edildiği gençlik büyük bir fırsat…

Gençlerimiz bu fırsatı iyi değerlendirmeli, her yeni gününü bir öncekinden daha gelişmiş olarak zaman tüneline göndermelidir. İkinci yabancı dil, lisans üstü eğitim, hızlı yazı yazma, hızlı kitap okuma, müzakere teknikleri gibi konuları da bu arada mümkünse halletmelidir. Gelişen dönemde ev, hanım, çocuklar, iş yoğunluğu derken direk işin dışındaki konulara kalan zaman çok daha azalacaktır.

Tabii ki bu dönemin en önemli konularından biride eşini seçmek. Eş, iş ve arkadaş seçimi hayatta başarıyı etkileyen en önemli seçimlerden sayılabilir. Şu unutmamalıyız ki, insan en yakın beş arkadaşının ortalamasıymış. İlk 5 önemli…Eş, iş ve arkadaş insanı paçalarından aşağıya doğru çeken değil, ruhen, ilmen, vizyon olarak bizi yukarıya doğru çekecek insanlardan olmalı.

Gençler olarak her ne olursa olsun en önemli şeyin aile birliği olduğunu, ailemiz, anne/babamız kadar bizi hiçbir kimsenin sevemeyeceğini unutmamalı ve onların hayır dualarını her zaman yanımızda hissetmeliyiz. En büyük sermayelerden birisidir büyüklerin hayır duaları. Peygamber Efendimizin (sav) “Bir babanın evladına duası bir peygamberin ümmetine duası gibidir.” sözünü hiç unutmayalım…

 

İş adamının karakterlisi, omurgalısı ve değerleri olanı makbuldür, kalıcıdır. Her halde yüksek karakterinizden, duruşunuzdan taviz vermeyiniz.

Sevgimizi, saygımızı, samimiyetimizi, içtenliğimizi ürünümüzden, hizmetlerimizden, çevremizden hiçbir şeyden eksik etmemeye çalışalım.

Kazancınızın çokluğundan çok temizliğine önem veriniz. Helal Kazanmak gibisi yok.

Hak yemekten, haksızlık ve adaletsizlik yapmaktan çekininiz.  Gelişmenizde hakları ve emekleri olan anne ve babanızı, hocalarınızı,  ustalarımızı, size yardımcı olanları hiç unutmamaya gayret ediniz. Önemli gün ve gecelerde kendileriyle görüşmenin yollarını zorlayınız. En azından telefonla arayarak hal ve hatırlarını sorunuz.

İnancımızın, Anadolu kültürümüzün, aile değerlerimizin iyi bir temsilcisi olmaya gayret ediniz.

Gelecek şimdi…Geleceği oluşturan bugündür, gelecek bugünün içinde…

Bugün ne ekersek yarı onu biçeriz. Bugün tarlaya ektiğimiz tohum karşımıza, soframıza gelecektir. Bugünler önemli….Bugünlerdir yarını hazırlayan…Yarın ne olacağınızı görmek istiyorsanız bugününüze bakınız.Yarının tohumları bugünden atılır. Kendinize yatırım yapın. Her yeni gününüz bir önceki günden daha iyi olmalı..

Kimisi laf yapar, kimisi lafını gerçek yapar…

Yarın geç olabilir. Yol bulmak, geleceğe akmak için en uygun zaman şimdi… Başarılı olmak istiyorsanız ertelemeyin.Eğer şimdi değilse ne zaman?

Hatalarımızın tolere edildiği, hala sorumluluklarımız minimumda olduğu yaşlardır 20’ler…Bu yaşlarda yapacaklarınız 30lu, 40lı, 50li yaşlardaki yaşamlarınızı etkileyecek. Dolayısıyla gençlerimizin bazıları 20’li yaşlara gereken önemi vermiyor. Hâlbuki 20’li yaşlar tüm yaşam çemberimiz içerisindeki en önemli dilim. Çalıştığımız şirketler/insanlar nasıl bir yönetici olacağımızı, seçtiğimiz eş ne kadar mutlu bir hayat süreceğimizi, mesleğimiz ne kadar kazanacağımızı, aldığımız kararlar yaşam kalitemizi belirliyor. Yani 20’li yaşlarda attığımız adımlar 30’lu ve 40’lı yaşlarımızı ya garanti altına alıyor, ya da harcıyor.

Şunu da asla unutma ki, neye sahip olursan ol, sevgi dolu bir yüreğe sahip değilsen, hiçbir şeye sahip değilsindir.

İşinize özen gösteriniz, sevgiyle, tutkuyla, coşkuyla bağlanınız. Sevdiği işi yapan hiç yorulmaz imiş.

Hayat boyu öğrenim görevlisi kalmak ne güzel.

Hergün, her hafta, her ay birşeyler öğrendiğimizi, kendi yapımıza bir donatı eklediğimizi düşünsenize, neler olmaz?

Temel Aksoy Bey ne güzel söylemiş “Öğrenmenin kendisini öğrenmek, bilmekten çok daha önemlidir, çünkü başarıyı getiren aslında ne kadar bilmediğimiz değil, bireysel gelişim ve öğrenme disiplinimizin ne kadar gelişkin olduğudur.”

Her gün yeni bir şeyler öğrenmek…Her gün yeniden doğmak…86400 saniyemizi dolu dolu yaşamak…Bugünümüzü dünden, yarınımızı bugünden büyük kılmak…

Diploma eskiden her şey demek değildi, Şimdi ise çok daha az değerli.Gerekli ancak asla yeterli değil.Hızlı bir şekilde okulu bitirip, diplomayı almalı iş sahasına hızlıca girilmelidir.

Bugünün dünyasında en azından İngilizceyi bilmen bir işadamının dünyayı takip etmesi ve diğer pazarları tanıması mümkün değil. Her ne iş yaparsak yapalım başarılı olmak istiyorsak dil yeteneklerimizi geliştirmemiz şarttır.

Kişisel anlamda, mesleki anlamda, kurumsal anlamda her daim öğrenci kalmak gerekiyor. Meslek kuruluşlarımızın, STK’Ların etkinliklerini takip edelim, katılalım. Biraz erken giderek, biraz da geç çıkarak, kartlaşarak kişisel ağımızı geliştirelim. Kişisel ağımızı etkin bir şekilde yönetelim.  Okumayan, kendini geliştirmeyen insanın kime faydası olabilir ki? Hekimoğlu İsmail beyin tespiti ne kadar doğru “Okumayan bir kimse bakımı yapılmayan, sulanmayan bir ağaç gibidir, ne meyve verir, ne gölge verir, sonunda kuruyup gider. Okumayan insan neyi anlatacak! Dedikodu ve gıybetin yaygın hal alması okumamaktandır.”

Mazeret değil, marifet üretelim…En kolay şeylerden birisi bahane, mazeret üretmektir. Rağmenci olmak ne güzel…Şöyle olsaydı, şuyumuz olsaydı, keşkeler yerine “Her şeye rağmen” deyip işimize, kendimize bakalım. Başkalarıyla ilgilenmeyiniz. Dönüşü ve hasılatı garanti olan yatırım kendimize yapacağımız yatırımdır.

Vücudumuza, sağlığınıza iyi bakınız, özel hayatınıza önem veriniz.

Vücudumuz bize verilmiş en büyük emanet. Yedek parçası yok. Bize uzun yıllar hizmet verecek. Sporu, hareketi, sağlıklı beslenmeyi, sağlıklı yaşlanmayı, düzenli uykuyu, sabah kahvaltılarımızı asla ihmal etmemeliyiz. Vücudumuza zararlı içeceklerden, gıdalardan, alkolden, sigaradan uzak durmalıyız.

Erken Final bakın ne diyor: “Eğer sigara içiyorsan, senin hikayen olması gerekenden %15 daha kısa sürecek.”

Çocuklar ve genç yetişkinler kimi zaman yaptıklarının sonuçlarını iş işten geçtikten sonra görürler. Örneğin, genç yaşlarda hızlı bir hayat yaşamak, az uyumak, sağlıksız beslenmek, spor yapmamak önemsenmeyebilir ancak 10 sene sonra organlar yavaş yavaş sorun yaşar, kalıcı olabilecek hastalıklar meydana gelir. Dolayısıyla hayatımızda “keşke” leri ne kadar az stok yaparsak o kadar ileriye gidebiliriz.

Senin “Hayat defterin” önünde seni bekliyor… Senin hikayeni sen yazacaksın….

Hiçbir zaman ümitsiz davranmayınız. İyi niyetinizle, sabırla, azimle, gayretle, adanmışlıkla devam ederseniz inanın sizde yapabilirsiniz. Belki de daha iyisini yapabilirsiniz.Demek oluyor ki çalışınca oluyor. Yapılması gerekenler zamanında yapılıyorsa başarı geliyor.

Her gün hayat yeniden başlıyor.Bunan sonraki kısmını senin doldurmanı bekliyor. Hatta beklemiyor. 24 saat bittiğinde yeni bir sayfaya geçiyor. Ama dolu, ama boş…

Sende önündeki defterine öyle hikâyeler sığdır ki, önce kendin, ailen, toplum ve insanlık seninle iftihar etsin. Kendi ailen gibi dünya da sana minnettarlık duysun. Mutlu ol, mutlu kıl…

Bizler geçmişin küçükleri olarak bugünün büyüklerini oluşturuyoruz. İnanıyoruz ki, sizlerde bugünün küçükleri olarak yarının güzel büyükleri, başarılı erdemli girişimcileri, iş adamlığı ile kültür,sanatı birleştiren, ahi ruhlu girişimcileri, insanlığın kaderini değiştiren kahramanlar olacaksınız.

Dünya nüfusunun; yüzde 3’ü beynini çalıştırıp tasarlıyor, yüzde 17’si yönetiyor, yüzde 80’i amelelik yapıyor. Siz hangi dilime giriyorsunuz? Hangi dilime girmeyi hayal ediyorsunuz, ajandanızda neler yapıyorsunuz? Ne tür hazırlıkta bulunuyorsunuz? Gelir paylaşımı ise tam tersi. Gelirin büyük kısmını tasarımcılar ve yöneticiler alırken yüzde 80 amelelik yapanlar ise yüzde 20 civarında pay almaktadır.

Zirve seni bekliyor…Küçük adımlarla hemen başlayalım.

Küçük adımlarla başlayalım. Büyük sonuçlar küçük uygulamaların sonucudur. Uzun  mesafeli yolların   küçük  ama  sürekli adımlarla alındığının bilincindeyiz. Küçük mütevazi adımların bileşkesi muhteşem iş ve hayat sonuçlarına götürür. Küçük zaferler motivasyon sağlarlar. Bütünün kalitesi bileşenlerin kalitesine bağlıdır. Hayat bütününün kalitesi onu oluşturan detayların kalitesiyle ortaya çıkar. “Öğren-Yaşa-Anlat” döngüsü bizi canlı tutacaktır.Başarılı olmak, geride harika bir hayat bırakmak için ne mirasa,ne yüksek yerlerde dayıya, ne iyi bir diplomaya ihtiyaç var. Değişimler, gelişimler hep içerden başlar. Soba içeriden tutuşturulur.

Siz de niyetli misiniz formanızı ıslatmaya…? Var mısınız?

Önce adam, sonra adem ol. Önce adam, sonra girişimci ol. İyi insan olmanın ve gelecekte sahip olacağı aileye saadeti yakalama adına iyi bir eş olmanın gerektirdiği donanımlarla donatmalıyız kendimizi.

 

En çok çalışanlar ve formayı en çok ıslatanlar, yani sahada ençok koşan, terleyen ve emek verenler yükselir…Gençlerle yaşlıların el ele verdiği, gönül gönüle yol aldığı organizasyonlar, şirketler büyür, geleceğe emin adımlarla yol alır.

Haydi top sende. Haydi ileri o zaman.Çok daha ileri götüreceğinize inancımız tamdır…

Birlik ve beraberliğiniz daim olsun. Efendimizin (sav) işaretiyle unutma ki, birlikte rahmet, ayrılıkta ise azap vardır! Allah’ın yardımı birlikte olanlar üzerinedir.

Yolun açık, geleceğin aydınlık ve ışığın, bereketin bol olsun genç girişimci…

Recep Ali Topçu| Adell Armatür ve Vana Fabrikaları A.Ş. | Yön.Kur.Bşk. | 2015

Adell Yön.Kur.Baş. Recep Ali Topçu Patent Dünyası Adell Marka Öyküsü

Adell Armatür A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Recep Ali Topçu Patent Dünyası Adell Marka Öyküsü hakkında bilgiler paylaştı.

Hepimiz Duru Bir Su Damlasıyız

“Söylemek istediğimiz; bu eserlerle insanlığı insanlarla yeniden buluşturmak.“ diyen Recep Ali Topçu, Adell markasının öyküsünü ve Su Kültürü Müzesi’ne giden yolun bir hayalle ve atılan bir adımla başladığını yaptığımız keyifli röportajımızda sevgiyle anlattı.

goo.gl/dxF06i

Başarı ve mutluluk yoluda, hayat yolculuğunda neler öğrendim…?

BAŞARI VE MUTLULUK YOLUNDA, HAYAT YOLCULUĞUNDA NELER ÖĞRENDİM?

  Her şeyin başının sağlık olduğunu, sağlıklı olmak için iyi niyetli, ahlaklı ve dosdoğru, dürüst bir insan olmak gerektiğini,

§  Huzurlu bir ev ve aile ortamının insanın yaşamını nasıl olumlu yönde etkilediğini,

§  Sporla dolu sağlıklı bir hayat rutininin, başarıya ve mutluluğa olan katkısını,

§  Hayatın, insanların, sahip olduklarımın kıymetini bilmem gerektiğini,

§  Ne yaparsam yapağım yaptığım işi sevmeyi, severek yapılan işte başarılı olunacağını, işi sevmenin olağanüstü faydalar sağladığını,

§  Olaylara ve insanlara ön yargısız yaklaşmak gerektiğini,

§  Olaylara ve kişilere önyargısız yaklaşmak gerektiğini, bardağın dolu tarafına bakmak gerektiğini,

§  Sürekli daha iyiyi aramayı yaşam biçim olarak seçmenin avantajlar getirdiğini,

§  Çalışmayı, üretmeyi ve kazanmayı, kazandıktan sonra bir kısmını daha ihtiyacı olanlarla, toplumla paylaşmanın hayatlara anlam kattığını,

§  Sevilen bir insan olmayı, ancak sevilen insanların başarı olabildiklerini,

§  Herkese önem vermek ve bunu içten yapmak gerektiğini, önem verenlerin önemseneceğini,

§  Su gibi mütevazi, alçak gönüllü olmak gerektiğini,

§  Affetmenin büyüklük olduğunu, affedenin daha karlı çıktığını,

§  Şikayet etmek yerine şükür etmek, yıkmak yerine yapmanın çok daha avantajlı olduğunu,

§  İnsanlarla hasımlık yerine hısımlığın çok daha beni rahatlattığını,

§  Hatasız dost arandığında dostsuz kalındığını,

§  Coşkulu ve neşeli olmadığım zaman bunun hiç kimsenin suçu olmadığını ve gülümsemem gerektiğini,

§  Cazibemle 15 dakika idare edebildiğimi, ondan sonra mutlaka bilmem gereken bir şeyler olduğunu, içeriği zenginleştirmek gerektiğini, elinin üzerinin öpülebilmesi için iç kısmının çalışması gerektiğini,

§  Geldiğinde sevindiren, gittiğinde is değil iz bırakan bir insanın çok daha fazla sevildiğini,

§  İmkânsız diye bir şey olmadığını, çok istediğimde imkânsızı elde edebildiğimi, asıl savaşı kazanabilmek için küçük çarpışmaları kaybetmeyi göze almayı,

§  Kullandıktan sonra hiçbir şekilde geri alamadığım, zamanı ve sözleri dikkatlice kullanmak gerektiğini,

§  Nerede ve ne şartlarda olursa olsun yaşadığım yeri güzelleştirmeyi,

§  Bu dünyanın etme-bulma dünyası olduğu, rüzgâr ekenin fırtına biçtiğini,

§  Durum ne kadar vahim olursa olsun, soğukkanlılığımı yitirmemeyi, gülümsemeyi, her şeyi negatif ve kötü düşünen mutsuz olan insanlardan ayrı kalmayı,

§  Yapmak istediklerimden asla vazgeçmemeyi, büyük düşlerin gerçeklerden daha güçlü olduğunu ve başarmanın en kısa yolu olduğunu,

§  Hata yapmanın hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu,

§  Her söylediğimin doğru olması gerektiğini, ancak her doğruyu her yerde söylememem gerektiğini,

§  İyilerin mutlaka kazandığını,

§  En önemlisi kendime gülmeyi, kendimle eğlenmeyi, kendimi sevmeyi öğrendim! …

§  Ana gibi yar, vatan gibi diyar olmadığını,

§  Yüce Mevla’mızın rızasının, anne, babanın, büyüklerin duasının olmadığı hiçbir işin öneminin olmadığını,

50 yıllık bereketli bir ömrün biriktirdiği ve sürekli içe akıttığı bu gerçekleri, meslek ve sosyal hayatımda pek çoğunu yaşayarak, sayısız örneklerine tanıklık ederek deneyimledim, öğrendim.

RECEP ALİ TOPÇU

ADELL ARMATÜR VE VANA FABRİKALARI | Yön.Kur.Bşk.

Hayatta Başarısız Olanların Müşterek Halleri…

HAYATTA BAŞARISIZ OLANLARIN MÜŞTEREK HALLERİ:

Hayatta başarısız olanlara bir bakınız. Bunların hepsinde bazı müşterek haller bulacaksınız:

§  Bunların hayatlarını genellikle başkaları, belki de en yakınları sevk ve idare eder. Kendi motorlarına hakim değildirler. Karar vermezler, başkaları onlar için karar verir.onlar gönülsüz uygulayıcılardır.

§  Talihsizlikten bahs ederler. Halbuki talihin, durumları ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Hayatlarını yaşamaktansa, sürüklenip gitmektedirler. Başarısızlıklarının esas kaynağı kendilerindedir.

§  Ah, muhit ! derler; başarısızlıklarını etrafta, muhitte, gelişmelerde ararlar. Halbuki suç kendilerindedir. Sizi başarısızlığa iten bir muhitse bu muhitten kurtulmakta sizin elinizdedir. Gelişmenize, saadetinize zincir vuran bir muhitte yaşıyorsanız, kimseyi kırmadan, bu muhitten uzaklaşa bilmeniz gerekir. Bu da bir kararı gerektirir. Bu kararı siz vereceksiniz. Başkaları değil.

§  Eğer karar adamı iseniz etraf ve gelişmeler yolunuzda engel olamaz. Karar ve aksiyon adamı olunuz. Karar veriniz ve kararınızı yerine getirecek adımları atınız. Adımlarınıza engel olan varsa. Bu engellerden uzaklaşınız. Unutmayınız, hayat sizindir ve her gününüz kıymetlidir.

§  Başarısızsanız, kendinize güveniniz yoktur demektir. Veyahut da başkalarının hatırı için gönlünüzde olmayan bir işi yapıyorsunuz. ‘’Yapamam, edemem mümkün değil’’ gibi sözleri lugatınızdan çıkarınız. ‘’Yapacağım, muhakkak başaracağım’’deyiniz, aktif olunuz. Engellerden yılmayınız. Engelleri aşmak için hazırlanınız ve aşınız.

§  Başarısız insanların çoğu ruhen baskı altındadır. Endişelidirler; herkesten ve her şeyden şüphe ederler.  Gülseler ağlayacaklarından korkarlar. Kendi kendilerine ve etraflarına kahredip dururlar. Her şeyin suçunu başkalarında ararlar. Kendilerinden bile korkarlar, çekinirler. Bunlardan sıyrılmak, kurtulmak gerekir. Bu da bir irade ve karar işidir. Hiçbir şey tek gününüzü hüzünle geçirmenizi gerektirecek kadar önemli değildir. Önemli olan yaşadığınız o gündür. Allah size o günü ve her günü yaşayasınız yücelesiniz diye vermiştir. Bocalayıp ah ve vah ile geçirilecek günlerinize yazıktır. Unutmayınız; korku, şüphe, kahır, evham başarısızlığın anahtarıdır. Korkak, şüphe dolu, canına ve herkese hakreden, evhamlı bir kişinin başarılı olduğu, mesut olduğu vaki değildir.

§  Yine başarısız insanlara bir bakınız. Kendilerine ‘’hayatta hedefiniz nedir?’’diye sorsanız, şaşırırlar ve cevap veremezler. Bunlar hedefsiz, fikirsiz, akıllarını kullanmadan yaşadıkları için, başarısız olduklarının farkında bile değildirler. Ne yapacağını bilmeyen bir kişinin başarılı olması mümkün değildir. Kararsızlık ve hedefsizlik başarıyı uzaklaştırır.

§  Başarısız insanlar evhamlı, korkak, şüpheci, hedefsiz, kararsız kişiler oldukları kadar bencildirler de. Başkalarını sevmezler, sevemezler. Kimseye itimat etmezler; kendi kendilerine de güvenmezler. Halbuki başarının sırrı kendinize güvendir ve bu güvenle başkalarını da harekete geçirmektir. Başarılı insanlar bencil değildirler.

§  Başarısız insan karar adamı olmadığı için kendi aklının kapasitesini de hiç öğrenmemiştir. Halbuki aklını çalıştıran kişi, insanın dağları devirebileceğini, sebat ve çalışma sayesinde aşılmayacak engelin bulunmadığını bilir.

§  Başarının ve saadetin temelinde imanlı ve inançlı olmak vardır. Pusulasız gemi, er geç karaya oturacaktır. İnsanoğlunun pusulası ilimdir , dindir, imandır. Dinsiz ve imansız kişi pusulasız gemiye benzer, er geç karaya oturacak, başını taşlara çarpacaktır.

 

Recep Ali Topçu

Adell Armatür ve Vana Fabrikaları A.Ş.

Başarısız Olmanın Yolları…

                  BAŞARISIZ OLMANIN YOLLARI

1.    Bol bol uyuyun. Geç saatlerde yatın ve sabahları geç kalkın. Yat yat uyu. Uyu uyu yat.

2.    Hiçbir şeye odaklanmayın. Kendinize hedef koymayın. Atın hayatın kollarına kendinizi, hayat muhakkak sizi bir yerlere götürecektir.

3.    Sağlığınıza, yemek kültürünüze dikkat etmeyin. Sigara, alkol vb. zararlı içecek ve yiyeceklerden uzaklaşmayın.

4.    Spor yapmayın. Bol bol oturun. Nasıl olsa tavukta yumurta yaparken oturuyor.

5.    Hep erteleyin. Nasıl olsa yarın yaparsınız.

6.    Zamanınızın çoğunu bilgisayara, internete ve eğlenceye ayırın.

7.    Çalışmayın, ter dökmeyin, kendinizi zorlamayın.

8.    Bencil olun. Sadece kendinizi düşünün. Paylaşmayı, dayanışmayı, kanaati, şükrü unutun. Hep daha fazla tüketmeyi düşünün. Diğer insanları, toplumu düşünmeyin. Kendi geminizi kurtarın yeter.

9.    Ahlaki kurallara, gelenek ve göreneklere, saygı kurallarına uymayın. Bunları eskimez değerler olarak değil de, eskimiş değerler olarak küçük görün.

10.  Kitap okumayın, yazmayın, öğrenme gayreti içinde olmayın. Bol bol TV seyredin. Aklınızı buzdolabına koyun. Futbol her şeyiniz olsun.

11.  Konuşmalarınıza dikkat etmeyin, bol bol argo kelimeler kullanın. Kelime haznenizin, hitabetinizin, ikna kabiliyetinizin, müzakare tekniklerinizin gelişmesine önem vermeyin.

12.  Bildiklerinizi kendinize saklayın. Hiç kimse ile paylaşmayın.

13.  İnsanlarla iletişiminize dikkat etmeyin. İnsanlara güvenmeyin, çok az dostunuz olsun.

14.  Ölçülü olmayın.

15.  Yavaş hareket edin.

16.  Doğallık adına özensiz olun, dürüstlük, açık sözlülük adına da kaba ve kırıcı olun. Böyle davranırsanız sosyal çevrenizde, ailenizde yalnız kalacağınızdan emin olabilirsiniz. 

17.  Hayatı yaşamak yerine ıskalamak, bir de “sevimsiz” ve de “başarısız” olmak istiyorsanız, aşağıdaki önerileri uygulamalısınız…
İnanmanız gerekenden, kuşkulanın!..
Güvenmeniz gerekirken, sorgulayın!..
Emin olmanız gerektiğinde ise daima tereddüt gösterin!..
Sevginizi açığa vuracağınıza, etrafınıza kin saçın!..
Cesaret göstermeniz gerektiği an kaçın!..
Risk üstlenmeniz gerekirse, bekleyin: Gün doğmadan neler doğar!..
Kendinizi garantiye almadan adım atmayın…
Duygularınıza boş verip mantığınızla övünmeyi sürdürün!.. (Bu arada duyguların da bir mantığı var).
Erkekseniz, “Erkekler ağlamaz” sözünü olur olmaz tekrarlayın; kadınsanız, “Her başarılı erkeğin arkasında başarılı bir kadın var” sözünde teselli aramaya devam edin!..
Umutlarınızı, beklentilerinizi ve kararlarınızı sürekli erteleyin: “Sabah ola hayrola” deyin, akşam yapmanız gerekeni, “sabah ola hayrola” deyip yarına bırakın! Her ortamda “şimdi”yi, “sonra”ya erteleyin!..

18.  Konuşun, ancak harekete geçmeyin. Kaplumbağa gibi kabuğunuzun içinden çıkmayın!..

19.  Beklenmedik her olay karşısında paniğe kapılın. Sık sık yakın çevrenize ne kadar şanssız ve talihsiz olduğunuzu anlatıp sızlanın!..

20.  Çözümü değil, sorunları konuşun. Çözüme kilitlenmeniz gerektiğinde, soruna kilitlenin!..
Her küçük sorunu “büyük sorun” olarak görün ve uykularınızı kaçırın!..
Geçmişte yaşadığınız mutsuzlukları düşünüp mutsuz olun ve bunları çevrenizle de paylaşın!..
Kendi eşinizden, çocuklarınızdan ve en yakınlarınızdan başlayarak tanıdığınız tanımadığınız tüm insanlara kaba davranın!..
Sürekli olarak kapalı alanlarda yaşayın, ilkbahar, hatta yaz da gelse fark etmez görünün!..

21.  Hiçbir sorununuzu paylaşmayın, kimseyle konuşmayın!..

22.  Eve daima geç gelin, evden hep erken çıkmaya çalışın!..

23.  Kitap filan okuyup çocuklarınızla oynayarak zaman kaybedeceğinize (!) zamanınızı televizyon seyrederek değerlendirin!..
Eve her gelişinizde bağırıp çağırın ki, geldiğinizi herkes fark etsin!..
Otoriter olun, yeri geldiğinde yumruğunuzu masaya vurmayı bilin!.. (Bir başka yumruk gözünüzde patlayana kadar bu yöntem işe yarar)
Birlikte çalıştığınız, ya da birlikte yaşadığınız insanlara sert davranın ki, sizi “şef-müdür-âmir-patron-ana-baba-koca-karı” olarak görüp çekinsinler. Bunlar yüz vermeye gelmez; yüz verirseniz alimallah tepenize çıkarlar!..

24.  Sürekli övünün. Çevrenize sık sık hayatta yakaladığınız fırsat ve imkanları anlatın. Servetinizden söz edin!..

25.  İnsanlar anlaşılmazdır! Bu yüzden onları anlamaya değil, düzeltmeye ve kullanmaya bakın!..

26.  Çocuklarınıza, “Ben sizin yaşınızda iken…” diye başlayan nutuklar atın!..
Sizden beklentileri olan insanların beklentilerini boşa çıkarın!..
Yakınlarınız hakkında dedikodu yapın, herkesi çekiştirin!..

27.  Hayatta kolaycı olun: Hiçbir konuda kafa patlatmayın, hadiseleri analiz etmeyin; ya kabul edin, ya da reddedin!..

28.  Evinizi ve işyerinizi kullanmadığınız eşyalarla tıka basa doldurun: Belki bir gün lazım olur!..

29.  Muhtaçlara sırt çevirin, mal varlığınızı bencilce salt kendinize harcayın!..

30.  Özür dilemeniz gerekse bile, başta eşiniz olmak üzere, kimseden özür dilemeyin!

31.  Her konuda haklı olduğunuza, haksız olsanız bile size hak verilmesi gerektiğine inanın!..

32.  Asla hayal kurmayın. “Ben gerçekçiyim, realistim” sözünü sık sık kullanın!..
Sevmeyi, hele de bunu göstermeyi aklınızdan bile geçirmeyin! Bunlar zayıf insanlara göredir! Hatta sevmekten ve sevilmekten, ölümden korkar gibi korkun.

33.  Sorunları aşmada sık sık kaba kuvvete başvurun!..

34.  Tesadüfen yaptığınız birkaç iyiliği sürekli olarak anlatın!..

35.  Hayattan ders almayın, değişmeyin, hep aynı kalın!..

36.  Her söze “ben.. ben” diye başlayın, herkesin sözünü kesin, gururlanın!”

 

Bu kafada devam ettiğiniz takdirde, bin yıl yaşasanız bile ne yaşamayı öğrenebilirsiniz, ne de mutlu olmayı başarabilirsiniz.
Ama tabii hayat sizin: Siz bilirsiniz!

İş Dünyamızın Işıltıları, İş Arkadaşlığı Hakkı ve Kurumsal Başarı

İŞ DÜNYAMIZIN IŞILTILARI, İŞ ARKADAŞLIĞI HAKKI ve KURUMSAL BAŞARI

İş hayatımız yaşamımızın neredeyse dörtte üçü gibi kesitini oluşturuyor. Çalışma alanlarımız günün en güzel, en verimli saatlerini geçirdiğimiz yerdir. Kısmen zorunluluk, kısmen üretkenlik arzusu, kısmen hayatımızı sürdürecek maddi ihtiyaçları karşılamak adına, kısmen de toplumsal sorumluluklarımızdan veya bir sebep olmaksızın sadece zevk için çalışırız. Maddi kaynaklarla, fiziki mekânlarla bir araya gelerek ortak bir hedef etrafında işletmeleri oluştururuz. Şirketlerin taklit edilemeyen tek varlıkları, insan kaynaklarıdır.

Biraya gelmekteki en ulvi amaç tabii ki yaşamımızı devam ettirme yanında insanlığa hizmet etmek, insanların hayatlarını kolaylaştırmaktır. Büyük ailemiz olan mavi gezegenimiz içinde daha küçük ancak kan bağıyla bağlandığımız ailemizden daha büyük ailemizdir işyerimiz.

Pek çok yeni alışkanlık edindiğimiz, bazı alışkanlıklarımızı yenileriyle değiştirdiğimiz yerdir aynı zamanda işyerimiz. İşyeri, gerek yöneticilerimizden, arkadaşlarımızdan, gerek ortamdaki ruhtan, kültürden, gerek yapılan etkinliklerden aldığımız ilhamla geliştiğimiz, boy attığımız, serpildiğimiz, dal, yaprak, meyve verdiğimiz, aydınlandığımız yerdir. Müşterisiyle, tedarikçisiyle, renkli ziyaretçileriyle hayatımıza renk kattığımız, farklı boyalarla boyandığımız bir atölyedir. Belki de en önemli birlikteliklerimizi oluşturduğumuz yer olmuştur.

 

Aslında en üstten baktığımız da işyeri, bir şekilde bir araya gelmiş hayat yolcularının topluluğudur, birlikte yolculuktur, hayat teknesinde birlikte kürek çekmektir. Hayatı yaşama yeridir işyeri. Bu birlikteliği zevkli hale getirmek, ortama pozitif enerji yaymak ise ortamdaki her birimize düşen en önemli görevlerden biridir.

 

İşyeri bahçesinin en güzel gülü, en nadide çiçeği kendisini oluşturan insanlardır, çalışanlardır.

Büyüklerimizin söylediği gibi zarf değil mazruf önemlidir, yani binalardan ziyade zarfın içindeki mektup gibi onun içindeki insan kaynakları önemlidir. İşletmede ana unsur insandır. Ancak, bir tatil gününde işletmenize gittiğinizde diğer insanlar olmadığında fark ederiz o güllerin kokularını, o çiçeklerin renkliliklerini. Kimisi yeşil, kimisi kırmızı, kimisi sarı. Her birisi ayrı bir güzellik katıyor ortama ve neticesinde bir üst kimlik olarak  işletme denen şahs-i manevi oluşuyor. Dolayısıyla o ortamda geleceğe birlikte yürünüyor, birlikte taşın altına eller konuluyor.   

 

İşyerini sevdiren iş arkadaşlarıdır. Pek çok zaman hayatı sevdirende iş arkadaşlarıdır. Çünkü biliyoruz ki, büyük bir oranda insan çevresinin eseridir, dolayısıyla bizi vezir de rezil de edecek yine onlardır. Hayata tutunma gücümüzü arttıracak, zehrimizi alacak yine onlardır. İşyerindeki mutluluk seviyemiz özel hayatımızdaki mutluluk seviyesini ve hayat kalitemizi belirliyor.

 

Özellikle büyük şehirlerde yalnızlaşan insanların nişan, düğün, sünnet, bayram gibi sevinçli günlerinde, ölüm, hastalık gibi üzüntülü anlarında yine yanı başımızda yerlerini almıştır iş arkadaşlarımız. Kendimize, yakınlarımıza kan gerektiğinde, sıkıldığımız, yaptıramadığımız, zorlandığımız işlerimizin hallolmasında yine başvuracağımız en değerli kaynak iş arkadaşlarımızdır. Mahallemizdeki fakire el uzatmak gerektiğinde, dünyanın öbür ucunda doğal afetlerde zarar gören insanlara yardım etmek istediğimizde, gönüllü toplumsal faaliyetlerde bulunmak istediğimizde yine gönlünden koparak yaptıklarıyla, verdikleriyle “ben de varım,al benden de bu kadar” diyen odur.

 

İş arkadaşlığı, özel hayattaki arkadaşlık ve dostluk kadar önemlidir.

İş arkadaşlığı, özel hayattaki arkadaşlıklar ve dostluklar kadar önemlidir. İş arkadaşları ile kader birliği yaparız, birlikte gülüp ağlarız. Birbirimize ailemizden daha çok yakın oluruz ve daha çok zamanı birlikte paylaşırız. Gönül dünyamızı ve iç hayatımızı arkadaşlarımızla huzura erdirebiliriz.

 

Hepimiz pek çok değerli dostluklurı, arkadaşlıkları işyerinde bulmuşuzdur. Çünkü zor günleri aydınlığa çıkaran, sıkıntılı anları bile neşeye dönüştüren güç, ne alınan ücretlerden ne de o işyerinin büyüklüğünden kaynaklanmaktadır. Bu güç, iş arkadaşları arasında var olan sevgi ve saygıdır. Bu duygular bir sinerji oluşturur ve her kapıyı açabilen bir anahtara dönüşür. Birbirini gönülden seven ve destekleyen, dost olan, el ele, omuz omuza çalışan insanların yarattığı ortam, çalışanların şahsi mutluluğuna yol açtığı gibi işyerinin başarısına da imza atar. O işyerinde çalışıyor olmak, kendini ekibin bir parçasını teşkil etmek, kişiler için ayrıcalık halini alır. İş hayatımızı mutlu kılar. Sadece iş arkadaşlığıyla da kalmaz, onun ötesinde bir hayat arkadaşlığı, gelişim yolculuğu arkadaşlığı haline dönüşür.

 

Sabahın erken saatinden akşamın ilk anlarına kadar bir arada olunduğu, akrabalardan aileden çok, iş arkadaşlarımızla birlikte yaşandığı için yardımımıza ilk koşanlar da onlar olur.

 

İş arkadaşlarımız bir aynadır, biz ona gülersek, oda bize gülümser.

Zor geçen bir gecenin ardından, sabah sığınılan ilk limandır onlar. Ortak sıkıntılar yaşandığı için bizi en iyi anlayandır onlar. En stresli anlarda dahi espriyle yaklaşarak durumu hafifletendir onlar. Gerektiğinde ağabey veya abla olan, gerektiğinde üstat olup yol gösteren, gerektiğinde üstümüzden yükü alandır onlar. İnsanın zehrini insan alırmış derler.

 

Hangi dostumuzla her öğlen aynı sofrada yan yana oturabiliyoruz? Hangi arkadaşımızla her sabah çayımızı, kahvemizi ve günün ilk açılışını paylaşabiliyoruz? Pek çok kez aynı araçta güne başlamayı ve aynı araçta günü tamamlamayı, yeni bir güne hazırlık üzere evimize, sevdiklerimize kavuşmayı yapabiliyoruz? Hangi akrabamızdan çekinmeden “Ya yanımda hiç para yok. Bir on lira versene”  diyebiliyoruz? Hangi akrabamızla en yakın sırlarımızı paylaşabiliyoruz?

 

İşyeri arkadaşlarımız güçlendirdiğimiz ölçüde bizde güçleniriz. Arkadaşını yücelt ki, şirketiniz yücelsin. Unutmayın yüreklere ulaşmadan yükseklere ulaşamazsınız.

Arkadaşımızın gözlerinden ne demek istediğini bilebiliyoruz? Hiç de keyifli olmadığımız bir anda sıcacık bir gülümseme, “korkma, endişelenme, üzülme yanındayız, seninle birlikteyiz” diyerek güven veren bir ses veya tatlı bir sözün ilaç niyetine geçtiğini biliyoruz.

 

İşletmeyi oluşturan insanlar, bir fidanın güller açan dallarıdır.

Sevilen şeyler değerlidir. Sevilen şeyler gelişir, büyür. Sudan bir damlacık olan insan, eşya için önemli beslenme kaynağı sevgidir. İnsan kendini sevdiği insana, şirkete beğendirmek ister. Birlikte olunan organizasyonun, şirketin görüşleri en temel yaşam kılavuzudur her birimiz için.

 

Mutlu bir yaşamın sırrı, paradan puldan çok, uyumdan geçiyor.

İçinde bulunduğumuz dünyada amaçlarımıza ulaşmamız, diğer insanların desteğine bağlı. Birçok örnekte onlardan destek görmemiz de, bizim onları desteklememiz ve onlara uyum göstermemizle ilgili.

 

Arkadaşlık hakkının hakkını vermeliyiz…

İşletmelerde başarıda, birlik ve beraberlikte en önemli unsurlardan biriside arkadaşlık hakkıdır.  İş arkadaşlarımız, vaktimizin pek çoğunu birlikte paylaştığımız insanlardır, aynı zamanda komşularımızdır.

Arkadaşlık hakkı aynı komşuluk hakkı gibidir. Arkadaşlık hakkının hakkını vermeli, gereğini yerine getirmeliyiz.

 

Hepimiz ayrı bölümlerde, ayrı işlerde ortak hedefe vuruyoruz. Tabii ki yüce Allah herkesi eşit yaratmamış, aradan sıyrılıp ileri çıkan arkadaşlarımız olacak. Şirket personeli bir şahsi manevinin uzuvlarıdır. Geleceğe giden bir geminin tayfalarıdır. El gözün ayıbını görmez, belki yardım eder. Hiç elin, ayaklarla rekabet yaptığını gördünüz mü? Hepimiz birbirimizi bütünleyen, bir bütünün parçalarıyız. Tüm personel birbirini tamamlar. Elin içi iş yapar, ancak üstü öpülür. Her ikisi birbirini tamamladığında ancak öpülecek el olur. Bir kısmımız dışarıda, ön cephede şirketimizi temsil ederken bir kısmımız arka cephede mutfakta çalışmalar yapıyoruz.

 

Gerçek arkadaşlar sadece şirkette değil, yüreklerde sürekli yaşar.

Mesai arkadaşının acısını yüreğinde yaşıyorsan orası kurumdur. Farklı fonksiyonlarda görev alan, farklı bakış açıları olan çalışanlar birlikte aynı hedef için çalışabilmek üzere açık bir iletişim ortamının kurulabildiği işletmeler ancak başarılı olabilirler.

 

Arkadaşlığın bir ölçüde kardeşliğin iki tane ihmal edilmez temel şartı vardır, onu hiç unutmamak gerekiyor. Birincisi, arkadaşların, kardeşlerin birbirinin maddi hakkını gasp etmemesi, yani biri ötekinin kul hakkını yüklenmemesi, sosyal barışı bozabilecek maddi haksızlıklara yönelmemesi… İkincisi de, manevi hakkını gasp etmemesi, yani gıybetini yapmaması, aleyhinde sözler söyleyerek kardeşlik hukukuna zarar vermemesi. Kardeşler arasındaki sosyal barışı zedeleyecek bu tür maddi-manevi hak ihlallerini de haram kılan yüce dinimiz,  böylece tarafları barış ve emniyet içinde korumaya alıyor, fıtrata uygun bir açılım anlayışıyla kardeşliği hâkim kılıyor tarih boyunca toplumda… 

 

Kan kardeşliğinin yanında işyeri kardeşliği, insan kardeşliği kavramlarını hayatımıza hâkim kılabiliriz. Bu şekliyle insani standartlarımızı yükseltip, hem insanlar içinde bir insan olma ve hem de içinde bulunduğumuz işletmemizin kurumsal başarısına vereceğimiz destekle vazifemizi yerine getirmiş oluruz. Bunun için öncelikle kendi kişiliğimizi en yüksek değerler üzerine inşa etmeli ve çevremizdeki bulunanlarında gerek teknik, gerek sosyal becerilerinin gelişmesine destek vermeliyiz. Öğrenmeli, yaşamalı ve anlatmalıyız. İnanıyorum ki, gelecekte bu döngü içerisinde bulunan fertlerin oluşturduğu işletmeler ancak yaşayabilecek ve gelişebilecektir.

 

Yan masanızda oturan, aynı çatıyı paylaşan iş arkadaşlarınız sizin komşunuzdur.

Hepimiz biliyoruz ki, komşuluk hakkı en önemli haklardandır. Kültürümüzde komşuluk hakkının çok önemli yaptırımları ve güzellikleri vardır. Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir. Komşu komşunun külüne muhtaçtır. Komşuda bişer bize de düşer. Komşuluk ilişkilerimizi nasıl ve hangi seviyelerde götürüyoruz?

  • Sorumluluk duygusu içerisinde bizler, arkadaşlarımıza, komşularımıza, çevremize hangi katkılarda bulunuyoruz?
  • Komşumuz bizden memnun mu?
  • Onların içerisinde sevgi ışıklarını yakabiliyor muyuz?
  • Arkadaşlarımıza olumlu yönde bir katkıda bulunabiliyor muyuz?
  • Ona bugüne kadar herhangi bir hediye alıp verebildik mi? Sıradanlığın dışında farklı bir şey yapabildik mi?
  • Ona beklemediği anda herhangi bir yardımda bulunabildik mi?
  • Sıkıntılı olduğu bir anda derdine deva olma yolunda çaba sarf ettik mi? Sığınılabilecek bir liman olabildik mi?
  • Onun hakkında herhangi bir yorum yapmadan, olduğu gibi kabul ederek, gönülden gönüle bir yolu oluşturabildik mi?
  • Arkadaşlarımıza karşı çok yönlü cömert olup, fikirlerimizi, sahip olduklarımızı paylaşabildik mi?
  • Bayramlarda, kandillerde tebrikleşiyor muyuz?
  • İş hayatımız bittiğinde görüşmelerimize hangi etkinlikte, sıklıkta devam edebiliyoruz?

 

İnsanların bulunduğu yerde her zaman sorunlar, çözülmesi gereken işler olacaktır.

Kimimiz sokaklarda, sahada, kimimiz ofislerde, kimimiz de makineler arasında, kimimizde raflar arasında koşuşturur dururuz. Siyasi, sosyal ve ekonomik çalkantılar, rekabet koşulları, sınır tanımayan ihtiyaçlarımız zaten zor olan çalışma koşullarımızı iyice güçleştirmektedir. Tüm bu güçlükler iş saatlerimizi strese sokmakta, çoğumuzun huzurunu kaçırmakta ve işyerinde sıkıntıya sebebiyet vermektedir. Ancak, sorunlar ne kadar büyük olursa olsun, negatif enerji ne kadar çabuk yayılırsa yayılsın yüzler asılmaya, yürekler daralmaya başlarsa başlasın, ekip ruhunu, arkadaşlığın kuvvetini asla alt edemez.

 

İşletmede güzel arkadaşlıklarla paylaşılan sorunlar azalır, paylaşılan sevinçler ise çoğalır.

Dargınlık, küslük birlik, beraberliği bozar, bereketi engeller. Aramızda hiç dargın var mı? Küskünlüğü bitirin, barış için ilk adımı siz atın. İlk adım atanın sevapta en olduğunu unutmayın.

 

İşletmelerde dâhili ve harici badireler, güçlükler ancak güçlü arkadaşlık, kardeşlik bağları ile aşılır. Kurumlarda insan sermayesi kadar, ilişkiler sermayesi de çok önemlidir. Kurumlarda başarı için, bireysel performans yanında çalışanların paylaşım ve yardıma açıklığı da önem arzeder.

Hoşgörü ve sevgi işletmelerin iletişim harcıdır. Seven, sevilen, birleştirici, hoşgörülü, dikkatli, kendinden hoşnut, ,aranan bir kişilik olmalıyız. Sevilmeyen biri olmak fakirliklerin en büyüğüdür.

 

Ayrılmak zor…

Biz işteki yakın arkadaşlarımızı o kadar benimsiyor ve o kadar seviyoruz ki, gün gelip biri ayrıldığı zaman bir kanadımız kırılabiliyor. Biz onlarla uçmaya alışmışken bir yanımız eksik kalıyor, içimizden bir parça kopuyor. Bir tatlı gülümsemeden mahrum kalıyoruz. Artık o, anılarımız ve sözlerimize yerleşiyor. Tabii ki onu yine göreceğiz ama her gün değil.

 

Tabii ki ruhumuza dokunuşları bize kattığı değerler hep var olacak ama yanı başımızda değil.

Ne kadar alışmışız meğer? Ne kadar hayatımızdaymış meğer? Ne çok kenetlenmişiz?

Sevdiğiniz bir iş arkadaşınızın işten ayrıldığını düşünün. Neler eksilecek yaşamınızdan hissetmeye çalışın ve bunları bir kağıda yazın… Sonra da hâlâ orada sizinle birlikte çalıştığı yani ayrılmadığı gerçeğine dönüp sevinin. Bu sevinci lütfen ona da yansıtın. Durduk yerde gidin ve onu ne çok sevdiğinizi, bu iş hayatının en güzel taraflarından birinin onun gibi bir arkadaşa sahip olmak olduğunu söyleyin. Sarılın belki de. Gözlerindeki gülümseme her şeye değecektir. Bu gülümseme ve ışık geri dönecek sizi de aydınlatacak, sizi de gülümsetecektir.

 

Şirketimiz, bizim evimizdir. İnsanları ev halkımızdır.

Yaşlıları baban yerine koy, gençleri kardeş kabul eyle, çocukları kendi çocukların gibi düşün. Kadınları ise kız kardeşin ve annen kabul et. Onlara anne, babana, kardeşine ve çocuklarına yaptığın gibi muamele et. Birlikte çalıştığın, yanında çalışanların arkadaşlarının hastasından, yaşlısından, tahsildeki çocuğundan, sevinçli ve hüzünlü olaylarından haberin olsun. İşyerini mektep kabul et, hem öğren, hem öğret. Öğren, yaşa, anlat. En hayırlı miras insandır.

 

Tek bir taş, duvar olmaz.

Hiçbirimiz tek başımıza bir şeyi baştan sona bitirebilecek yetiye ve bilgiye sahip değiliz. İşler artık tek başına bitirebileceğimiz basitlikte değil. Tatar atasözünde belirtildiği gibi “Yalnız olan rahat görmez, yardımlaşan yorulma bilmez.” Birbiriyle bağlantı kuramayan çalışmalar, hiçbir şekilde bir güç ifade etmezler.

Birbirimizi tamamlamanın yollarını aramak toplumu, şirketi, organizasyonları, aileyi, milleti, dünyayı başarıya götürür, ayakta tutar.Aşağıdaki hikmetli sözler takım olmanın, birlik ve beraberlik içinde çalışmanın önemi anlatmaktadırlar;

§  Başarılı bir ekibin pek çok elleri, ancak bir tek beyni vardır. B. Bethel

§  Hiçbir iş, kişisel çabalarla sonuçlandırılabilecek kadar basit değildir. İşlem boyutları ve karmaşıklık düzeyleri tek bir kişinin sahip olabileceği bilgi ve beceriler düzeyini çoktan aşmıştır. Prof. Dr. İsmet Barutçuğil

§  İnsanlarla bir oldun mu bir madensin, bir ulu deniz, Kendin de kaldınmı bir damlasın, bir tane. Hz. Mevlana

§  Birleşikken ayakta durur, bölünmüşken düşeriz. Ezop

Çakıl taşlarından ders almalıyız.

Nehir içindeki, dere içindeki yol alabilen taşlar hep sivriliklerini yitirmiş, yuvarlaşmış taşlardır. Sivriliğini yitirmeyen taşlar muhakkak çamura saplanır ve diğer taşlarla birlikte yol alamazlar. Rengi, büyüklüğü ne olursa olsun diğer taşlar gibi sivriliklerini kaybeden taş ekip olabilmektedir.

 

İşletmede başarı tüm işletme mensuplarının başarılarının toplamına eşittir.

İşletmede çalışanların kaderi işletmeye, işletmenin kaderi ise çalışanlara bağlıdır. Prof. Dr. İhsan Işık hocamızın belirttiği gibi başarılı kurumlar, başarılı insanların başının üstünde dikilmekte, başarılı insanlar da başarılı kurumların çatısı altında neşvü nema bulmaktadır.

 

Her birimiz gerek kişisel başarı ve gerekse kurumsal başarı için kalbimizde iyilik, kafamızda bilgi, davranışlarımızda dürüstlük, hareketlerinde ise saygıya sahip olmalıyız. Çalışanlar olarak sadece yönetime, işletmeye değil kendimize, ailemize, ülkemize ve tüm insanlığa çalıştığımızın farkında olmalıyız.  Şunu unutmamalıyız ki, performansımız, çalıştığımız kurumun iş sonuçlarının iyileşmesine ve hedeflerine ulaşmasına ne kadar katkıda bulunduğumuz ile ölçülür.

 

Şirket çatısı altında kurulacak dostluk, arkadaşlık ve sevgi köprüleri, işimizi ve hayatı anlamayı kolaylaştıracaktır. Bu köprüleri kurmak için hiç vakit kaybetmemeli, hemen inşaata başlamalıyız. Yarın geç olabilir. Birbirine bağlı ve daha güçlü bir Adell armatür ailesi için, hepimiz arkadaşlık görevimizi hakkıyla yerine getirmekle yükümlüyüz.

 

El ele, gönül gönüle, nice mutlu birlikteliklere, nice umutlu yolculuklara…Yolunuz açık, geleceğiniz aydınlık, enerjiniz ve bereketiniz bol olsun. Hayırlı yolculuklar…

 

R. Ali TOPÇU | ADELL Armatür ve Vana Fabrikaları A.Ş. | Yön. Kur.Bşk.

Krizi Önce Evde Yenmeliyiz…

KRİZİ ÖNCE EVDE YENMELİYİZ

Küresel krizden en fazla etkilenen kesim kuşkusuz iş dünyası. İş adamları bir yandan şirketlerini ayakta tutabilmenin mücadelesini verirken, diğer yandan meslektaşlarına çok ilginç çıkış yolları öneriyor.

 

30 yıldır armatür ve vana imalatı sektöründe faaliyet gösteren Adell Armatür’ün yönetim kurulu başkanı Ali Topçu, kriz döneminde sadece şirketlerin değil, ailelerin de sınavdan geçtiğini belirterek, “Bu sıkıntılı dönemde eşlere ve çocuklara da çok iş düşüyor. Zaten işleri sıkıntıda olan iş adamı bir de ailesinin yükünü taşımamalı, aksine onlardan destek görmelidir.” diyor. Bu dönemde iş adamlarının refah dönemlerinde olduğu gibi harcama yapamayacağını, bütün masrafların kısıldığı ve tamamen verimliliğe odaklandıklarını belirten Topçu, en azından kriz sonrasına kadar ailelerin de bu döneme ayak uydurması gerektiğini vurguluyor: “Eşler ve çocuklar babalarına ‘neden böyle oldu’ diye yüklenmemeli. Manevi destek kadar, harcamalarını asgariye indirerek maddi destek de vermeli. Sonuçta bizim gibi ekonominin yüzde 90′ından fazlasını aile şirketlerinin oluşturduğu bir yapıda, eşlerin şirketin geleceğindeki etkisi göz ardı edilemez. İş adamları bu süreci aile dayanışması olmadan aşamaz.” Ali Topçu’ya göre kriz yönetimini sadece girişimcinin bilmesi yeterli değil. Eş ve çocukların da kriz yönetimini öğrenmesi gerekiyor.

 

Ali Topçu krizin sadece olumsuz yönlerini konuşmanın da işletmelere faydası olmayacağı kanaatinde. Bu dönemi, ‘finans, itibar ve ilişkiler yönetimi süreci’ diye nitelendiren başarılı girişimci, işletmelerin bu üç sacayağını sağlam tutabilmeleri hâlinde, krizi en az hasarla atlatabileceklerini düşünüyor. Bunun yanında sermayedarların bu dönemde işletmelerini ayakta tutabilmek için, ellerinde bulunan ev-araba gibi maddi değerleri nakde çevirebileceğini de belirtiyor. Türkiye’nin önde gelen armatür ve vana markalarından Adell’de sosyal sorumluluk kavramı sadece şirket dışı çalışmalarda değil, şirkete yönelik de uygulanıyor. Çalışanların kitap okuma ve kişisel gelişim saatleri var ve herkes okuduğu kitabın sunumunu da yapıyor. Ali Topçu bu gibi faaliyetlerin şirket içi dayanışmayı da arttırdığını belirterek, çalışanlarının daha çok sahip çıktığı ve sevdiği şirketlerin, geleceğe daha umutlu ve güvenle bakabileceğine inanıyor.

Recep Ali TOPÇU

Aksiyon Dergisi/742 Sayı/23.02.2009

Sorumlu Sanayicilik-Sorumlu İş Adamlığı Anlayışı

SORUMLU SANAYİCİLİK- SORUMLU İŞ ADAMLIĞI ANLAYIŞI

2010 yılını bitirip yeni yıla girmenin hazırlığı içindeyiz. Bu yıla parasal boyuttan baktığımız gibi birde insani değerler, sosyal sorumluluklar yönünden bakabilir, analiz neticesinde yeni yılımızı daha verimli kılabiliriz. “Bugün biz insanlık adına ne yaptık” düşüncemizi geliştirerek “Bu yıl insanlık adına ne yaptık, önümüzdeki yıl neler yapabiliriz” sorgulamasını yapmalıyız.

Sadece para kazanmaya, biriktirmeye indirgenmiş bir sanayiciliğin, iş adamlılığın makbul olmadığını, bizi mutlu etmeyeceğini düşünüyorum. Biri sanayici olarak sadece üretim yaparak hizmetle kalmayıp, ürettiğimiz değerleri de her alanda toplumumuzla paylaşarak ülkemize, insanlığa katkıda bulunmak gerektiğine inanıyorum.

Geçmişte iş adamları, sanayiciler pek çok evrensel değerleri, insani uygulamaları dünyaya yaydılar. Pek çok güzellikler, iş adamları sayesinde dünyaya yayılmıştır.

İş adamının kasası kadar, gönlüde geniş ve sevgi ile dolu olmalıdır. Gönlü sadece kendi ailesi, kendi dertleri, kendi şirketi değil, sektörü, ülkesi, dünya ülkesi için atmaya ayarlanmış olmalıdır. Asıl zenginliğin gönül zenginliği, paylaşmak ve yaşatmak olduğunun farkına varmış olmalıdır.  

Sürdürülebilir başarı için sanayicimizin, iş adamımızın mutlu ve sağlıklı olması gerekmektedir. Bu mutluluk sadece para peşinde koşmakla, fazla tüketmekle, en iyi fabrikalara sahip olmakla, en iyi teknolojik makinelere, aletlere, en büyük Pazar payına sahip olmakla sağlanamamaktadır. İnsan daha farklı şeyler aramaktadır. Sanayicimizin de, iş adamımızın da kişisel mutluluğa hakkı vardır. Her zaman yardımsever, paylaşımcı insanlar daha mutludurlar, daha sağlıklıdırlar.

Bugüne kadar hep aradık. Hep cevizin kabuğunda dolaştık ve aradığımızı bulamadık. Bir türlü içerisine giremedik. Halbuki biliyoruz ki asıl değerli şeyler hep içlerdedir, derinlerdedir. Ulaşmak için sıra dışı gayret ve çaba gerektiriyor. Her arayan bulamazmış ancak bulanlar hep arayanların içinden çıkarmış. Biz değerli maden hükmünde olan huzuru, yüce yaratıcımızın memnun kalacağı insan modelini para yanında içsel değerlerde aramalıyız.

Geriye yönelik önce kendimizle, daha sonra aile fertlerimizle, şirket çalışanlarımızla, toplumumuzla ve büyük ailemiz olan dünya insanlığı ile huzurlu bir beraberliğimizin olması gerekiyor. Yaratılış gayemize uygun bir hayat yaşamak, ebedi hayatımıza da bir şeyler hazırlamak zorundayız.

Kişisel ve kurumsal vatandaşlığımızın sorumluluklarını üstlenmeliyiz. Ülkeye ve insanlığa vefa borcumuzu insanlığa hizmet ederek ödemeliyiz. Yardımlaşma, kardeşlik gibi güzel duygularla içimizde yakalayacağımız mutluluk ve başarının, en yakından başlayarak ailemize, yakın çalışma arkadaşlarımıza, sokağımıza, mahallemize, şehrimize ve ülkemize, oradan da tüm dünyaya yayılmasını ve ışık saçmasını sağlamalıyız. Ülkelerin kaderi yöneticilerin, şirketlerin, ailelerin  kaderlerine, bunların kaderleri ise çalışanlara, fertlere yani birer birer insanların kaderine bağlıdır. 

Özel yaşamımızda olduğu gibi iş yaşamımızda da “insanca, müslümanca davranış” ın icaplarını yeri getirmekten geri durmamalıyız. İnsanca duruşumuzdan, insani değerlerimizden taviz vermemeliyiz.  Dürüstlük, ilkelilik, tutarlılık, tavizsizlik şahsiyet bütünlüğünün temelini oluşturur.

 

Bunun yapında hem kişisel tatmin ve hemde insanlığımızın gereği olarak hayır hasenat işlerinde bulunmamız, karşılıksız birilerini sevindirmemiz, mutlu etmemiz gerekiyor. Sevindirdiğimiz insanların içinde oluşan sevgi kıvılcımı yüce yaratıcımıza ulaşmadan bize dönecek ve bizleri de sevindirecektir.

İş adamlığını, sanayiciliği bütünsel ve çok boyutlu olarak düşünmek durumundayız. İş adamı kültürden, sanattan, eğitimden ayrı kalamaz. İş adamı sokağındaki, mahallesindeki, şehrindeki, ülkesindeki hatta dünyadaki fakirleri, fukaraları, öğrencileri, muhtaçları düşünmek ve kollamak zorundadır. İş adamı sahip olduğu kültürü ve kültürel, tarihi eserleri yaşatmak, bir sonraki nesillere taşımak zorundadır. Biz Adell Armatür olarak bir taraftan musluk üreterek insanımızı sağlıklı suyla buluştururken, diğer taraftan da konumuz ve işimizle alakalı olarak ”Su ve Su Kültürü” ne ait değerleri toplayarak bir müze oluşturma gayreti içerisindeyiz. Bu yolla büyük bir nimet olan suyun gerçek değerinin anlaşılmasına, suyun sevilmesine ve düşünce yönetimine pozitif etkisi yoluyla önce kendimizle, sonra yakın çevremizle ve toplum ile iletişimimizi güçlendirmesine katkıda bulunmak istiyoruz. Ne kadar huzurlu toplum olursa şirketlerimizde o kadar huzurlu olacaktır. Rahmetli Vehbi Koç beyin dediği gibi “Ülkem varsa, ben varım”. Ülkemizin yüceltilmesi temel taş olan insanımızın yüceltilmesine bağlıdır.

İş adamı çalışanların hayat koçudur, onların hayatına dokunmak, sosyal, teknik becerilerini güçlendirmek zorundadır. İşveren personele ilgisini, şefkatini kendisine emanet edilmiş olan çalışanından esirgememelidir. Özel hayatında başarılı olamayan çalışanlar iş hayatlarında da, sosyal hayatlarında da başarılı olamıyorlar. Dolayısıyla sanayiciler olarak bizlere düşen görev çalışanların gönül kapılarından girerek, onların bakış açılarını genişletmek, şahsi hayat deneyimlerimizi, çözümlerimizi onlarla paylaşmak, yetemediğimiz noktalarda profesyonel destek almaktır. İnsan, değerler bahçesinin en nadide, en özel ve en güzel çiçeğidir. Bu çiçeğin bakımı, geliştirilmesi, zararlı otlardan ayrılması, sulanması konusunda önemli bir bölümde işverene düşmektedir. Tabii ki, bunları yaparken çalışanlarımızda yapılanlara destek olmaları, aktif katılmaları ve iyi niyetli olmaları şarttır. Gerek işveren, geren çalışanlar, gerek tedarikçiler, gerekse müşteri ve sosyal paydaşlar iş yapmayı hayat yolculuğunun bir anı olarak görmeli, birbirine destek olarak yolculuklarını kolaylaştırmalıdır. Liderlik performans kriterlerimizin arasına “personel gelişim endeksi” ilave etmeli, her yıl personelimizi gerek hayat bilgisi, ulvi değerler ve gerekse teknik beceriler alanında ne kadar geliştirdiğimizi kontrol etmeliyiz.

Mutlu eden, mutlu olur. Değer veren, değer bulur.

İş adamı sadece para kazanma makinesi, servet biriktirme makinesi olarak kalmamalıdır. Para iyi bir uşak, kötü bir efendidir der, para her kapıyı açamaz. Biz sorumluluk sahibi iş adamları olarak değerlere sahip olmalı, bu değerlerimizle yaşamalı, yaşatmalı ve temsil etmeliyiz.

Aksi takdirde sıra dışı bir netice almamız mümkün olmayacaktır. Çok paramız olsada, çok fabrikalarımız olsa da ne kendimiz mutlu olacak, ne çocuklarımız, ne toplum ve nede insanlık mutlu olacaktır.

Mutsuz bir işadamının ve mutsuz bir ailenin ne kadar kurumsallaşırsa kurumsallaşsın başarıyı uzun yıllar boyunca sürdürülebilir kılması mümkün gözükmüyor. Halbuki el emeği, göz nuru işletmelerimizin sürdürülebilir başarı ile gelecek nesillere taşınması hem ailemizin, hem toplumumuzun hemde insanlığın hayrına olacaktır. Başarısızlığın ise o kadar kaybı var demektir.

Kurumsal vatandaş olmamızın sorumluluğunu yerine getirerek, değerlerimizin arasına kardeşliği, yardımlaşmayı, karşılıksız paylaşımı ilave etmeliyiz.

Pek çok endekslerin yanında “insani gelişim endeksi” nede bakmalıyız, hiza almalıyız. İyileşmesi adına mümkün olduğu ölçüde destek olmalıyız. Çorbada bizimde tuzumuz olmalıdır.

İşadamının ufku geliştirilerek, güzel örnekler sunularak, destek olunarak sadece para biriktiren bir insan olmaktan çıkarılmalıdır.  Bu konuda iş adamlarına görev düşmekle birlikte bir miktar görevde sivil toplum kuruluşlarına, iş adamları derneklerine, odalarına düşmektedir. Sivil toplum kuruluşlarımız farkındalığın arttırılmasında bir araç olarak gerçekleştirilen iyi örnekleri ve başarılı sosyal sorumluluk projelerini tanıtabilir. Kolektif hale dönüştürülebilir. Ah-i Evran hazretlerinin yıllar önce pek çok kısıtlara rağmen yaptıklarını günümüzde yeniden yapar hale gelmeliyiz.

 

Amaç mutluluktur, hayat kalitesinin maddeten ve manen yükselmesidir. Ne var ki insanlar sadece kendilerini düşünerek mutlu olamazlar. Toplumsal bir hayatın içinde yaşıyoruz ve toplumsal denge şartlarının sağlıklı olmasına hepimizin ihtiyacı var. Bazı nefsanî tutkularımız, sadece toplumsal bütünlüğün değil, kendi ruhi bedeni bütünlüğümüzün aleyhine olacak işler yaptırmak ister bize. Onları kontrol etmek, aklın gereğidir. Mutluluk bizden akıllı ve dengeli davranmamızı ister. Eğitimin amacı da bundan farklı bir şey değildir. Kendi kişisel bütünlüğümüz nasıl önemli ise, toplumsal bütünlüğümüz de öyledir. Huzursuz ve bunalımlı bir toplumsal hayat içinde kimse mutlu olamaz. Bazı şeylerle oyalanabilir, kendini bir zaman aldatabilir ama; er geç bazı gerçeklerin olumsuz etkilerini, daha da ağırlaşmış haliyle yaşar. Bireysiz toplum, toplumsuz birey olmaz. Düşünürken, bireylerden oluşan bir toplumun içinde yaşayan bireyi ve bireylerden oluşan bir toplumu düşündüğümüzü unutmamalıyız. İnsanlık bu ikisini birbiriyle irtibatsızmış gibi soyutlayarak düşünmekten bugüne kadar çok çekti ve abes mücadelelerle çok şeyler kaybetti. O bile yetmez, toplumun evrensel ilişkileri de önemlidir. Dünyaya uyum gösteremezseniz, bundan bütün dengeleriniz etkilenir. Hem toplumsal hem bireysel dengeleriniz etkilenir.

Nefsanî tutkular, kurnazlık kriterleri, taktik oyunlar, sadece negatif göstergelerin sayısını artırır. Özel hayatta da böyledir, hayatın diğer safhalarında da. Dar açıdan bakınca kısa vadede cazip görünürler, ama aslında ortak akla kurulmuş tuzaklar gibidirler. Kalıcı planda ortak akıl ortak mutluluktur; meseleleri birer birer ve birbirine bağlı olarak çözer. Samimi olamazsak, hiçbir şey olamayız. Samimiyet, sevgi’nin ortak aklın ve mutluluğun yoludur.

Hayatın asıl amacı üzerinde düşünmemiz gerekmektedir. Hayatımızı anlamlandıracak, farkındalık oluşturabilecek sorgulamayı yapmalıyız. Sonu ölümle bitecek olan kısa süreli insan hayatı ancak insanlığa hizmet ile anlam kazanır. İnsanların yaşamlarına anlam kazandırmaları öldükten sonra, ölmez bir eser bırakabilmeleri ile mümkündür. Ne demiş Ziya Paşa “Eşek ölür semiri kalır, insan ölür eseri kalır.

Para ile her şey satın alınmaz. Paraları ile her şeyi alabilecekleri inanan zenginler, hasta yatağına düştüklerinde, para ile satın alınamayacak bazı şeylerin olduğunu anlamak zorunda kalırlar. Aslında zenginlik “Çok şeye sahip olmak değil, en aza ihtiyaç duymaktır” diye tanımlanır.

Sağlık sahip olduğumuz varlıkları anlamla kılan bir unsurdur. Varlıklarımız arasından onu çekip aldığımız zaman, geri kalan her şey anlamsız kalır. Sağlık olmadıkça ne paranın, ne tahtın, ne fabrikanın, nede başka bir malın hiçbir önemi yoktur. Sağlıklı toplum, sağlıklı bireylerden oluşur. Toplumsal sağlığımızı koruyabilmek için, toplumu meydana getiren bireyler olarak beden, ruh ve düşünce sağlığımızı korumalı ve değerini bilmeliyiz.

Her sabah uyandığımızda şunları hatırlamalıyız: Bu bedende hissettiğimiz, taşıdığımız can bile bize ait değildir. Bize emanet olarak verilmiştir. Zamanı geldiğinde bu emanet gerçek sahibi tarafından alınacaktır. İşe o gün, dostların omzunda bir tabut, içinde cansız bir beden ebedi istirahatgaha gidiyor olacağız. O tabutun içinde dünya nimetlerine ait hiçbir şey olmayacaktır. Peki ne vardır? Bir günahlar, birde sevaplar vardır. İşe bu nihai gerçeği görerek yaşamımızı sürdürmeliyiz.

Eflatun hayat hakkında şunları söylemiştir. İnsanlar çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne varki daha sonra çocukluklarını özlerler. Para kazanmak için sağlıklarını kaybederler. Geri kazanmak için para öderler. Yarından endişe ederken bu günü unuturlar. Bu sebeple ne bugünü nede yarını yaşayamazlar. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler.

Tabii ki bunun karşılığında herkesin daha kanaatkâr olmaya gayret etmesi, alan değil veren biri olmaya çalışması beklenmektedir.

İş adamı anlayışımızı ve tercihlerimizi oluştururken Mevlana hazretleri, Yunus Emre hazretleri gibi ilim ve gönül insanlarının hayat görüşlerinden, tavsiyelerinden istifade etmeliyiz. İnsanlığı ancak Mevlana, Yunus Emre hazretleri ve bu gönül erlerinin çizgisindeki büyüklerin düşüncelerinde hayat bulan ideal insan kurtaracaktır.

İşverenler olarak geçmişteki büyüklerimiz gibi, ahi üstadlarımız gibi gönlümüzü, elimizi, soframızı paylaşıma, misafirperverliğe açalım, dilimizi, gözümüzü, belimizi kötülüklere, dedikodulara kapatalım. Yüce yaratıcımızın içimize vermiş olduğu sevgi çınarını büyütelim, gönlümüzü genişletelim ve dünyamızda barışın, kardeşliğin gelişmesi, yoksulluğun, kavgaların bitmesi için ihtiyaç sahiplerine de yer açalım.  Gönlümüzü en yakınımızdan başlayarak, doğu illerimize ve tüm dünyaya açık bir saha haline getirelim, uluslararası niteliğe taşıyalım.

İş adamlarının akıllı, bütünsel bakış açısına sahip insanlar olduğunu biliyorum. Dolayısıyla bu bakış açısını gözden geçirmeli, paylaşma zenginliğini, güzelliğini geleceğe ertelemeden, çok param olduğunda yapacağımı ben bilirim demeden, hele şu yazlıklar, kışlıklar, düğünler demeden hemen yaşamaya başlamalıdır. Kendileri de kısa sürede çok daha mutlu olduklarını, heyecanlarının arttığını göreceklerdir. Başarıları daha çok artacaktır.

RECEP ALİ TOPÇU

ADELL Armatür ve Vana Fabrikaları A.Ş. | Yön.Kur.Bşk.