Kategori arşivi: Su ve Su Kültürü

AKILLI BİNALAR MI, AĞAÇLAR MI DAHA AKILLI VE ÇEVRECİ?

 

Akıllı Binalar mı, Ağaçlar mı Daha Akıllı ve Çevreci?

Yılların mühendislik birikimiyle, çalışmasıyla yapılan akıllı binalar mı (intelligent building) yoksa hiçbir emek harcanmadan kendi kendine büyüyen, binlerce yaprağa sahip, binlerce meyve veren ağaçlar mı daha akıllı ve daha çevreci?

Gelin birlikte düşünelim, tefekkür penceresini biraz aralayalım, akıllı binalara ve ağaçlara sakince ve derince bakalım…

Binlerce insana ev ve/veya işyeri olarak konforlu bir yaşam sağlayan akıllı binaların, planlama projeksiyonunda ciddi mühendislik çalışmaları vardır. Profesyonel yöneticileri, elektrik, su ve iklimlendirme sistemlerinin sorunsuz ve aksamadan çalışmasını sağlayan devasa teknik merkezleri, , hidrofor, pompa, elektronik ve elektromekanik sistemleri mevcuttur. Her bir noktaya ulaşan tesisat sistemleri ve elektronik yazılımlara sahiptirler.

 

Bu sistemleri besleyen ve yöneten tonlarca enerji ve yakıt giderleri ile birlikte yüzlerce çalışanı, mühendisi, yardımcısı, yöneticisi vardır. Harcanan bu giderlere karışlık hizmet verebilmeleri için enerjiye, dıştan yardıma ihtiyaçları olan akıllı binalar, sundukları hizmet karşılığında ürettikleri elektomanyetik dalgalar ile çevreyi kirletiyor, katı, sıvı, gaz atık vb. kirleticiler üretiyorlar.

Yapılan araştırmalara göre akıllı binalarda dikey yükseklik arttıkça bu katlarda yaşayan insanlarda gerilim ve stres artıyor. Bio-plazmik enerji, diğer şekliyle manyetik enerji yani yaşam enerjisi yeryüzünden, derinlerden, topraktan alınıyor. İnsan topraktan uzaklaştıkça bu enerjiden mahrum kalıyor/daha az istifade edebiliyor. Yine Amerika’da yapılan bir araştırmada; akıllı binalarda yaşayan insanların daha çok viziteye çıktığı, hatta katlar yükseldikçe kavga edenlerin sayılarının arttığı tespit edilmiş.

Ayrıca, akıllı binalara ulaşmak, üretmek için büyük miktarlarda akıl ve alın teri dökmek, iyice yatırımlar yapmak gerekiyor değil mi?

Akıllı binaların evrenin, şehrin güzelliğine, estetiğine, doğaya, insana kattıkları pek çok zaman tartışılır. Ağaçlar doğayla bütünleşin bir görsel, fiziksel zenginlik katarken pek çok akıllı binanın bu güzelliği bozduğu konusu dillendirilmektedir.  Umarım zaman içerisinde çevreye, doğaya, insan yaratılışına daha uyumlu akıllı binalar tasarlanır.

Akıllı binalar ağaçlar gibi mevsimlere göre değişen kâinat koşullarına göre çok fazla fiziksel değişiklik gösteremezler. Otomasyon sistemleri ile dış hava koşullarına göre sadece işletim sistemlerini değiştirirler.  Evrendeki değişimlere bağlı olarak fiziksel uyum şeklinde imkânları çok kısıtlıdır.

Gelin bir de ağaca bakalım…

Ağaçların öyle muhteşem bir dağıtım sistemleri var ki, ihtiyacı olan su ve besini köklerden gövdeye, oradan bütün dallarına, binlerce meyvesine ve milyonlarca yapraklarının hiçbirini ihmal etmeden, hepsinin ihtiyacını karşılayacak kadar, ne çok, ne az, adilane bir şekilde dağıtıyor.

Hiçbirini ihmal etmiyorlar. Hepsinin ihtiyacını karşılıyorlar, adil davranıyorlar. Bildiğimiz hidrofor, pompa, boru sistemi hiç biri yok. Topraktan emilen su, mineraller bir mucizevi bir şekilde gövdeden dallara, en uçtaki meyvelere ve her bir yaprağa ulaştırılıyor. Yer çekimine karşı, dışarıdan hiçbir enerji almadan, hiç yakıt harcamadan, herhangi bir pompalama sistemi olmadan bu mucize ağaç nasıl oluyor da yukarılara, metrelerce yüksekliğe su ve besin gönderebiliyor. Normalde su aşağıdan yukarıya hareket edemez, hep aşağıya akar. Ama ağaçta mucizevi olarak aşağıdan yukarıya hareket var. Pek çok ağaç üzerinde binlerce yaprağı, meyveyi tanıyor, her birisini kolluyor, ihtiyacını gideriyor. Dalındaki herhangi bir elmaya ayrıcalık yapıp onu karpuz kadar beslemiyor, sadece yeteri ve gereği kadar.

Gelin ağaçların yaşama kattıklarına bir göz atalım..

Her bir ağaç, sayısız tür canlı için yaşam kaynağı, hem su, hem besin, hem oksijen kaynağı, hem barınak ve aynı zamanda doğal temizleyici…

Herbir ağaç aynı zamanda su kaynağı. Tek tek ağaç yapraklarındaki nemlerin damlamasıyla su kaynakları birikiyor. Damlaya damlaya göl olur atasözünün anlamı sadece para biriktirmek anlamına gelmez yani, gerçekten ırmaklar, göller damlaya damlaya oluşuyor. Biz tabi bunların nasıl oluştuğunu bilmediğimiz için farkedemiyoruz. Şimdi o yeşil alanı bir gölgeliğin ötesinde gerçekten suların biriktiği bir su havzası olarak düşünürsek oraları ortadan kaldırdığımızda bizim ihtiyacımız olan suları da ortadan kaldırıyoruz aslında.

Tek bir elma ağacı ufacık bir toprak alana dikilebilir ve yılda 300kg. meyve verir. Ağaçlar, insanlar dışında kuşlar ve hayvanlar içinde gıda deposudur.

Şehir ortamlarında, özellikle meşe ve çınar ağaçları, öncelikle kuş, arı ve karıncalar için mükemmel yuvalar olarak iş görürler, Yapraklı ağaçlardan oluşan bir bölgede 50 kuş türü yaşar.

25 metre boyundaki bir kayın ağacı saatte 1,5 kg. oksijen üretir. 100 yaşındaki bir kayın saatte 40 kişinin çıkardığı karbondioksiti yok eder. 4 000 metrekarelik ağaçlık alan, bir yılda 18 kişiye yetecek kadar oksijen üretir.

Suyun az bulunduğu alanlarda, ağaç gölgeleri buharlaşmayı yavaşlatır. Daha yeni ekilmiş bir ağaç bile haftada en fazla 55 litre suya ihtiyaç duyar ve bu suyu yer altı suyu olarak doğaya geri bırakır.

Tepe ve dere kıyılarındaki ağaçlar toprağın yüzey akışını azaltır ve toprağı bir arada tutar. 100 yaşındaki bir kayın yılda 30 000 litre su çeker ve erozyonu önler.

İklim değişikliğinin en önemli sebebi, yok edilen yağmur ormanları ve fosil yakıt kullanımı sonucunda ortaya çıkın aşırı miktardaki sera gazıdır. Yeryüzüne güneşten gelen ısı toprak tarafından yansıtıldıktan sonra bu gaz kütlelerinin içerisinde sıkışarak atmosferdeki ısının kalıcı olarak artmasına sebep olur. En çok bilinen sera gazı ise karbondioksittir (CO2). Ağaçlar, karbondioksiti alıp, içerisindeki karbonu emdikten sonra kalan oksijeni atmosfere bırakırlar. 1 000 metrekarelik ağaçlık alanın emdiği karbon miktarı, arabanızı 10 000 km. kullandığınızda yaydığınız karbondioksit miktarına eşittir.

Ağaçlar atmosferdeki kötü koku ile amonyak, nitrojen dioksit, sülfür dioksit ve ozon gibi havayı kirleten gazları emer, kabuk ve yaprakları yoluyla havadaki partikülleri filtrelerler.

Ormanlar yazın ısıyı 5-8 derece düşürür, kışın 1-3 derece yükseltir. Nemi sabit tutar. 1 hektar ladin ormanı 32 ton, 1 hektar kayın ormanı 68 ton, 1 hektar çam ormanı ise 40 ton toz emer. Ormanlar, ağaçsız bir alandan 8 kat fazla humus üretir.

Ağaç kökleri toprağın metrelerce altına uzanır ve toprağı bir arada tutar. Yerleşim yerlerine yakın dikilen ağaçlar toprağı tutarak depremin oluşturacağı hasarı azaltır. Bunların her biri  bize ağaçların muhteşem tasarımını göstermektedir.

Ağaçlar bunları niçin yapıyorlar?

Ağaçlar bütün bunları yaparken meyvelerini, dallarını, hayatlarını, gölgelerini paylaşırken hiçbir karşılık beklemiyorlar, hep veriyorlar. Renk, dil, din, insan, hayvan türü ayırımı yapmıyorlar, herkesi kucaklıyorlar. Özü, mayası olan su gibi herkese nötr davranıyorlar, eşit mesafe koyuyorlar.  Meyvelerini paylaşırken hiç hesap sormuyorlar, bir bedel istemiyorlar. Kendisini mekan olarak seçen hiçbir canlıya kimlik, pasaport sormuyorlar.

Bu kadar verici olan ağaç, meyvesiyle, yaprağıyla, yeşilliğiyle, gölgesiyle cana can katıyor.

Dinlenmek isteyen her türlü canlıya gölgesinde huzur sunuyor, onların barınağı, gölgeliği ve dinlenme alanı oluyor. Kendisi keman, kardeş rüzgar yay olup dallarının salınımı, yapraklarının hışırtısı ile muhteşem senfoni sunuyor. Ağaçlar, yapraklarıyla rüzgârla birlikte dillendirdikleri sesleriyle melodi oluyor, huzur dağıtıyor canlılara. Yapraklarının yeşillikleriyle, görsel zenginliği ve bütünlüğüyle tazeliyor gönülleri, huzur veriyor gözlere, gönüllere…Keyif veriyor yaşam alanlarına ve dünyaya.

Ya Akıllı binalarımız? Kimler girebiliyor bu binalara?

Onlardan istifade etmek için nasıl bir bedel ödemeliyiz acaba?

Ağaçlar insanları, canlıları çok seviyor, onlara hizmet ediyor. Belki de programlarına, DNA’larına böyle bir sevgi koyulmuş desek daha doğru olacak. Karbondioksit’i alıyor, canlıların ihtiyacı olan oksijeni veriyor. Hatta meyveleri olgunlaştığında, büyüdüğünde dallarını aşağıya doğru sarktırıyor ki insanlar daha kolay ulaşabilsin.

Ağaçlar kışın uykuya yatar, elbiselerini değiştirir, yazın ise tekrar yeşil elbiselerini giyerler. Kainattaki değişikliklere, mevsimlere uyum sağlarlar.

Meyvesiyle, yaprağıyla, gölgesiyle, oksijeniyle hep veriyor, canlılara yardımcı oluyor. Yetmedi gövdesiyle kağıt oluyor, kibrit oluyor, sunta oluyor.  Daha neler neler…Hatta yaşlandığında, kesildiğinde de yine yakacak olarak işe yarıyor, hiiiiç boşa gitmiyor. Sonbaharda dökülen yaprakları mükemmel bir gübreye dönüşüyor. Yani dirisi de, ölüsü de işe yarıyor, evrenin hayrına çalışıyor, hiçbir zaman atık oluşturmuyor.

Tüm bunları yaparken dışarıdan yardım almıyor, yakıt kullanmıyor, enerji harcamıyor, katı, gaz vb. atık üretmiyor. Enerji gideri yok. Bilakis temizliyorlar, olumlu katkıları oluyor.

Ağaçlara sahip olmak için çok büyük yatırım gerekmiyor. Bir tohum yeterli. Tohum içinde gizli olan program ile önce köklerini toprağa salıyor, toprakla, suyla, güneş ile buluşuyor, kocaman fidan oluyor, büyüyor dal salıyor, kocaman bir ağaç oluyor, yaprakları, meyveleri oluyor.

Aslında ağaçta sanki asıl özü, mayası olan su’dan gelen pek çok özelliği görüyoruz. Su’daki mükemmel tasarımcı farkı aynen ağaçta da görülüyor değil mi? Ağaç aynen su gibi kainatın pek çok karesiyle, unsuruyla bütünleşip, iletişime geçip onlarla alışveriş, yardımlaşma içerisinde.

Bize bu kadar şefkat gösteren ağaçların, doğanın da ilgi ve şefkat görmeye hakkı yok mu sizce?

Aynı şekilde özü su olan, suyun ete, kemiğe bürünmüş şekli insanoğlu olarak biz ağaçtan esin alabilir miyiz acaba? Biz de onun gibi ayırım yapmaksızın tüm canlılara Hz. Mevlana gibi kucağımızı açabilir miyiz? Yunus Emre gibi herkese hoşgörüyle, sevgiyle, muhabbetle,kardeşçe yaklaşabilir miyiz acaba?

Tüm işaretler bize bu olayların arkasında bizi seven, bizi bilen yaratıcımız Cenab-ı Allah’ı (cc) gösteriyor değil mi? Ağaçların bunları kendi başına düşünmesi, bizi, kuşları, toprak içinde suyu, mineralleri tanıması mümkün müdür?

Üzerinde durulduğunda bu örnekleri daha da çoğaltabiliriz. Aslında ağaçlarda, akıllı binalarda gerçekten önemli görevler yapıyorlar, insana hizmet ediyorlar. Her ikisi de gücünü temellerinden, köklerinden alıyorlar, besleniyorlar. Her ikisi de insanlara, canlılara büyük hizmetlerde bulunuyorlar. Her ikisi de canlılara evdir, ocaktır, birleştiren, bütünleyen unsurlardır. Ağaçlar hayvanların yuvalarını yaparak nesillerini devam ettirdikleri en önemli mekânlardır.  Onları çıkardığınızda geride fazla bir şey kalmıyor asında hayatta.

Gelin bizi bu kadar seven, şefkatli ve maharetli, mütevazı, üstün tasarım ürünü olan ağaçlara dost, kardeş elimizi uzatalım. Düşünelim, aslında onlarda bizim gibi su’dan yaratıldı. Özümüz, mayamız ağaçlarla aynı. Yani bir ölçüde onlar bizim su kardeşlerimiz. Ağacı, doğayı yeniden anlayalım, anlamlandıralım. Sarılalım onlara, enerji alalım, sevgi verelim onlara, dost olalım onlarla….

Mahallemizde, çevremizde, köyümüzde susuz kalmış, hastalanmış, bakıma muhtaç bir ağacı evlatlık edinelim. Kırılmış dalını kaldıralım, yarasına toprağı sürerek ilaç olalım. Onun bakımını üstlenelim, canlandıralım, hayata tutunmasına ve gerçek performansına ulaşmasına yardımcı olalım.

Yediğimiz meyvelerin çekirdeklerini, tohumlarını çöpe atmayarak bir şekilde toprakla buluşturalım. Unutmayalım ki, her bir çekirdek, her bir tohum bir ağaç taşıyor içinde. Böyle yaparsak umulur ki, bir suyun gövdeye, yaprağa, meyveye bürünmüş şekli olan ağaçlar ve doğa kendilerine uzatılan bu kardeş elini boş çevirmeyecek, bize en güzeliyle hizmet edecektir. Ayrıca bu halimizle kâinatın olumlu enerjisine vereceğimiz katkı sonucunda inanıyorum ki ihtiyaç hissettiğimizde, aciz kaldığımızda birileri de bizim elimizden tutacaktır…

Gelelim en başta sorduğumuz soruya. Burada konuşulanları ve genişletilebilecek daha pek çok konuyu göz önüne aldığımızda sizce akıllı binalar mı, ağaçlar mı daha akıllı ve daha?

Hangisinde daha mükemmel bir mühendislik tasarımı var ve hangisinin otomasyon sistemi daha iyi işliyor acaba sizce? Sağlıcakla, muhabbetle ve doğayla kalınız…

Recep Ali Topçu | Adell Armatür ve Vana Fabrikaları A.Ş.|Yön.Kur.Bşk.

Şifa Tasları

 

Prinç, Osmanlı 19. yüzyıl.

Adell Ab-ı Hayat Koleksiyonu’ndan

Şifa tası, suyun iyileştirici etkisini içinde bulunduğu kaptan aldığına inanılan, halk hekimliği örnekleridir. İstanbul’da halk hekimliğinin kökenlerinin, bir çok alanda olduğu gibi; Eski Yunan, Roma ve Arap-İslâm kültürlerine kadar indiği kabul edilmektedir.

Pişmiş toprak, hattâ ağaçtan imal edilmiş örnekleri varsa da, büyük çoğunluğu madenden yapılmışlardır. Kullanılan madenler; halk inançlarında kutsal kabul edilen bakır ya da bronz ve pirinç gibi bakır alaşımlarıdır.

İslâm kültürünün etkisiyle şifa taslarının üzerine, çoğu zaman boş yer kalmamacasına bütün yüzeyi kaplayan, Kur’an sureleri ve dualar işlenmiştir.

Çok geniş bir yayılım alanı olan şifa tasları için, çeşitli bölgelerde; tihtap tası, çiçek tası, botça tası, korku tası gibi adlar kullanılmıştır. Söz konusu adlandırmalar, herhalde belli rahatsızlıklara atıf yapmaktadır.. Örneğin, korku tası, halk arasında genellikle “karabasan” denen gece korku basmasının tedavi edilmesinde kullanılıyordu.

 

Kütüphanemiz meraklısını bekliyor



Adell Armatür ve Vana Fabrikaları A.Ş olarak bizde fabrikamızda kütüphane oluşturduk, tüm çalışanlarımızla birlikte okuyoruz. Aynı zamanda arkadaşlarımız kitap özetlerini çıkarıyor ve “Gelişim ve Paylaşım Toplantılarında” sunum yapıyorlar. Bu toplantılara akademisyenleri, iş adamlarını davet ediyor, hayat hikayelerini, motivasyon kaynakları ve yolculuk anılarını dinliyoruz.Hepimiz için güzel bir gelişim aracı oluyur. Kitap insanları yeni limanlara ve dünyalara açıyor. İyiki varsınız kitaplar. İyi ki varsınız yazarlar…İyi ki varsınız kitapları satın alarak onları yazanlara, emekçilere destek verenlere…Sağ olunuz, sağlıcakla kalınız

Gönül Dünyamızın Vazgeçilmezi Su…

GÖNÜL DÜNYAMIZIN VAZGEÇİLMEZİ SU…

Su yüce yaratıcımız tarafından biz dünya misafirleri için göndermiş olduğu en büyük nimetlerdin biri olarak gerek biyolojik yaşamımız ve gerekse gönül dünyamız için vazgeçilmez bir yaşam kaynağıdır. Su insanlar için olduğu gibi tüm canlılar, hayvanlar ve bitkiler içinde vazgeçilmezdir.

Özellikle su insanoğlu için bambaşka şeyleri çağrıştırır. Tarih boyunca insanoğlu ve su birlikte yolculuk yapmıştır. Şehirlerimiz su kenarlarında kurulmuştur, ekonomik ve sosyal gelişmeler hep suyla mümkün olmuştur. İnsan açlığa kırk gün dayanabildiği halde susuzluğa ancak üç gün dayanabiliyor. Aynı şekilde hayvanlarında, bitkilerinde suya hasrete dayanabileceği süreler çok sınırlı. Çünkü su tazelik, yaşam ve süreklilik kaynağıdır.  Su yaşlık ve canlılık demektir. Kuruyan ağaç ölüyor. Aynen insanda yaşlandıkça içindeki su azalır, kuruma süreci devam eder. Nihayetinde suyu, yaşlığı, canlığı bittiğinde ölüm gelir. Canlılığını, sıcaklığını kaybeder insan ölümle birlikte. Sertleşir ve katılaşır. Demek ki su aynı zamanda sıcaklığın, esnekliğin ve canlılığın kaynağı.

Dolayısıyla su’yu tanıdıkça daha çok sevecek, ilişkimizi güçlendirebileceğiz. Yeşeren sevgi çevremizdeki eşyaya, hayvanlara ve insanlara yansıyacak daha mutlu ilişkiler kurabileceğiz. Dünyanın geleceğinin barış, ortak yaşam kültürü, sevgi, hoşgörü, dayanışma, paylaşma gibi güzel değerler üzerine inşa edilmesindeki sorumluluğumuzu yerine getirmiş olacağız. Düşünce adamı Kung Fu’un dediği gibi nasıl ki ağaçlarlardan oluşan bir orman, kökleriyle toprağı sımsıkı tutuyor, havayı temizliyor ve gökten yağmuru yere çekiyor aynı şekilde tek tek iyi insanlardan oluşmuş insanlık ormanı’da bastığımız zemini sağlam tutacak, toplumsal atmosferi temizleyecek ve Yüce Yaratıcımızın rahmetini gökten yere indirecektir.

Konutlarımızla mutlu olan ailelerimizi bir de su sevgisiyle buluşturabilirsek mutlu dünyalarına bir mutluluk daha katacağız. Canlarına can, gönüllerini mutluluk katacağız. Suyu sevdiğimiz ölçüde gönül dünyamızda rahatlayacak, mutlu olacaktır.

Su biyolojik hayatımız için gerekli olduğu kadar, gönül dünyamız ve ruh âlemimiz için vazgeçilmez. Dolayısıyla suyla iletişimimizin kalitesi, büyük ölçüde hayatımızın kalitesinin oluşmasında en önemli unsurlardan biridir.

Suyumuzu, havamızı, toprağımızı, diğer canlılarla paylaştığımız dünyamızı geleceğe taşımak için hep birlikte çalışmaya ihtiyacımız var. Tüm canlıların birlikte yaşayabileceğimiz, imkânlarını paylaşabileceğimiz sadece bir dünyamız var…Sürdürülebilir yaşam için paylaşmak esastır.

Bu vesileyle şanlı tarihimizden günümüze gelen eşsiz su kültürü eserlerimizi  www.ab-ihayatsergisi.com adresinde ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca tüm su dostlarını, İstanbul İkitelli’de bulunan genel müdürlük bünyemizde bulunan daimi Su Kültürü sergimizi bireysel olarak, gruplar olarak ziyaret etmeye davet ediyorum.

Başlangıçlar önemlidir. Sonuçlar, gelişmeler başlangıçların içerisinde gizlidir. Bu ilk yazımızla yapmış olduğumuz başlangıç umarım hepimize güzellikler sağlar, bakış açımızı genişleterek karanlık noktalarımızı biraz da olsa azaltır. Su, enerji, insanlar, canlılar, eşyalar velhasıl çevremizdeki her şeyi hatta kendimizi daha iyi tanımamıza, sevgimizi çoğaltmamıza ve ilişkimizi güçlendirmemize vesile olur. İnsan bildiğine dost, bilmediğine düşmandır sözü çok güzel ifade ediyor faydalı bilginin, öğrenmenin önemini. Biz insanlar öğrendiklerimizin yüzde 80’ini okuyarak öğreniyoruz.

Zaman zaman sizlerle buluşmaktan, kalbimizin terennümlerinizi sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyacağım. Beslenme çantasında su’ya, hayata, dostluğa, kişisel gelişime, mutluluğa, değerlerimize ve benzeri konulara ait hoşunuza gideceğini umduğum güzel şeyler bulacaksınız.

Gönül tarlanızın suyu olan sevginiz daim olsun. Yolunuz açık, ışığınız bol olsun.

Su gibi duru, su gibi coşkulu ve su gibi aziz olunuz.

RECEP ALİ TOPÇU – ADELL Armatür ve Vana Fabrikaları A.Ş. | Yön.Kur.Bşk.

Düşünce Yönetiminde Su’yun Önemi…

Düşünce yönetiminde Su’yun önemi…

Üretmek, tasarlamak ve inovasyon için düşünmek… Düşünmek için ise beyni iyi halde, canlı ve taze tutmak önemlidir. Düşünce yönetimi, iletişimi mükemmelleştiren metotları ve bilinçaltını etkileyen teknikleri ile güçlü, sağlıklı, mutlu ve başarılı olmanın yollarını anlatan bir sistemdir. İnsan, hayatın merkezinde olan bir varlık olarak sürekli tekâmül eden bir yapıya sahiptir. Bu tekâmül yolculuğunda düşüncenin rolü büyüktür. Biyolojik olarak hayatın, varoluşun vazgeçilmezi olan su, düşüncelerimize olan etkisiyle de kendisini vazgeçilmez kılıyor. Yaşam kalitemizi arttırmak için düşünce kalitemizi arttırmak, bunun için ise suya daha derinlikli bakmak, onu daha yakından tanımak ve ilişkilerimizi yeniden inşa etmek durumundayız.Su içinde taşıdığı enerji ile insanlara, canlılara mutluluk, arınma getirir, düşünce yönetimine destek vererek, pozitif düşünmesini sağlar. Sevgiyi ve suyu seven insanın içi güller ve çiçeklerle dolu bir gül bahçesi gibidir.

İnsanı insan kılan düşüncedir. İnsan doğduğu zaman değil, ancak olduğu zaman insan olur. İnsanın olabilmesi, pişebilmesi ve olgunlaşabilmesi için öncelikli olarak; kötü düşüncelerinin farkına varma erdemliliğini göstermesi ve kötü düşüncelerden arınması; düşüncesini eğitmesi ve doğru yönetmesi, yönlendirmesi gerekmektedir. İnsanlar düşünürken yıkıcı, sabit ve üretken olmak üzere üç düşünce boyutunda hareket eder. Yıkıcı düşünce boyutunda hareket eden insanlar her şeye negatif bakarlar. Düşünceleriyle hayatı kendisi için zorlaştırır. Kendisi için zorlaştırmakla kalmaz, birlikte yaşadığı insanlarında hayatını olumsuz yönde etkiler. Sabit düşünce boyutundakiler her şeye sıkı tutunmak isterler, yenilikler onları korkutur, tutucudurlar. Konfor alanlarından, limanlarından ayrılmazlar ve dünyadaki diğer limanlarda olan fırsatları kaçırırlar. Üretken düşünce boyutundakiler ise kreatiftirler, üreticidirler,  yenilikçidirler, çözüme odaklıdırlar. Genelde insanlar bu üç düşünce boyutu arasında gidip gelirler. Amacımız devamlı üretken düşünceye odaklanabilmek olmalıdır. Hayatın olağan akışı içerisinde, yaşamı kolaylaştıran belli sabitlikleri muhafaza etmekle beraber, düşünce iklimimizi yenilikleri sürekli açık tutmak değişimin ve gelişimin manivelası olacaktır.

 

Aklımızdan günde pek çok düşünce geçmektedir. Bu düşünceler ne hakkındaysa, hayatımız da ona göre şekillenir. Unutmayın, kafamızda en çok neyi düşünürsek, hayatımızda onu çoğaltırız. Hepimizin belli bir düşünme kapasitemiz bulunmaktadır. Bu kapasiteyi verimli kullanmak, olumlu düşüncelere yer açmak her zaman daha mutlu, daha sağlıklı ve daha başarılı olmaya kapı aralayacaktır. Düşündüklerimiz, konuştuklarımız, duyduklarımız yaşamımızı oluşturur. Zihnimiz beden üzerinde etkilidir. Olumlu düşünen insanlar genelde sağlıklı ve uzun ömürlü insanlardır.  Ancak, ellerindeki imkân ve şartlara aldırış etmeksizin her şeye rağmen, büyük düşünmeyi becerebilenler, yeni şeylere açık ve ilerici olanlar başarı olmuşlardır.

 

KUTU

Aşağıdaki hikmet pırıltıları bize düşünceyi anlatır:

§Düşüncelerin gül gibi olsun ki onlardan oluşan kelimelerin güzel kokuları her tarafa yayılsın.

§Düşünce goncadır; dil tomurcuk. Eylem ise bunların arkasındaki meyve… Ralph Waldo Emerson

§Tüm güçlerin kaynağı düşüncedir. Gücü yaratan şey, düşüncedir. Pascal

§Düşünceler ne kadar güçlü olursa görüş açısı o kadar genişler. Mehmet Rasim Mutlu

§Büyük düşünceler yürekten gelenlerdir. Vauvenargues

§Toprak ne kadar zengin olursa olsun, ekilmedikçe ürün vermez. Kafalar da öyle; ekilmeyen kafalar düşünce üretemez. Seneca

§Düşüncelerine dikkat et ki, onlar senin kelimelerin olmasın. Kelimelerine dikkat et ki, onlar senin hareketlerin olmasın. Hareketlerine dikkat et ki, onlar senin itiyatların olmasın. İtiyatlarına dikkat et ki, onlar senin karakterin olmasın. Karakterine dikkat et ki, o senin kaderin olmasın. Frank Outlaw

 

Düşünceler eyleme dönüşmezse değer yaratamaz.

Marcus Aurelius’un dediği gibi; “Hayatımız düşüncelerimizin eseridir”. Büyük düşünmek büyük eylemlere götürür, küçük düşünmek ise kaçınılmaz olarak sınırlı sonuçlar getirir. Ralp Waldo Emerson’a göre de “Her eylemin atası düşüncedir”. Hayatta yapabileceklerimize sınır koyan tek şey düşüncelerimizdir. Olumsuz düşündüğümüzde beyin kendisini şartlandırarak oluşmasını bekler. Yaşamımızı zihnimizdeki sınırlar belirler. Düşünebildiğimiz kadarını gerçekleştirebiliriz. Düşüncelerimiz, duygularımız enerjidir.

Düşündüklerimiz, konuştuklarımız, duyduklarımız yaşamımızı oluşturur. Her neye inanırsak inanalım, inandığımız anda tüm enerjimiz o doğrultuda kanalize olur. İnandığımız her şeyin hayatımızda mevcut olmasının nedeni, enerjimizin bizim yönlendirdiğimiz doğrultuda çalışıyor olmasındandır. Enerjimiz bizim için çalışan genel müdürümüzdür. Enerjimiz, biz ne istersek onu getirir. Enerjimiz bize düşündüğümüzü ispat eder.

Olumsuz düşünüp, arkasından bunun ispatını yaşadığımız anda dahi, enerjimiz bizim hizmetimizde, yani düşündüğümüzü bize yaşatmaktadır. İnandığımız düşünceleri daha faydalı ve olumluları ile değiştirerek, bu sistemi farklı yönde çalıştırmak bizim elimizde. “Param olsa, çok zengin olurum” gibi sahip olmak istediğimiz şeyleri yazıp, bunların ispatlarının neler olabileceğini belirleyelim. Bu belirlediklerinizi yaşıyormuşuz gibi düşünün. Bu, kendini kandırmak değil, şimdiye kadar olumsuzluklara yönlendirdiğiniz enerjimize, farklı bir yörünge çizmektir. Enerjimizle tek iletişim yolunuz ise hislerimizdir… O nedenle enerjiniz, hissederek şükran duyduğunuz her şeyin daha fazlasını bize getirecektir.

İstediklerimize sahipmişiz gibi düşünüp şükrederek, enerjinizi istediğiniz şekilde yönlendirmek elimizde. Hayat, geçmişe takılıp kaldığımızda, bugünü sevmediğinizde ve yarın için endişelendiğimizde cehennem, geçmişe takılıp kalmadığımız ve bugünü sevdiğimiz de, yarın için umutlu olduğunuz da ise cennettir. Unutmayalım ki; Geçmişte yaşayanlar geleceği inşa edemezler. Yaşam büyük bir kısmıyla bize bağlı olan bir kabullenmedir. Cennet ve cehennem seçtiğimiz ve kabullendiğimiz kaderimizdir. Siyah-beyaz düşünce sistemimizin renklendirilmesi kendi elimizdedir. 

 

ARA SPOT

Sahip olduklarımızın daha fazlasını istiyorsak öncelikle elimizde olanların farkına varıp şükretmeliyiz: “Sahip olduğum ailem için şükürler olsun. Sahip olduğum tüm sevdiklerim için şükürler olsun. Sahip olduğum zenginliğim için şükürler olsun. Sahip olduğum seven kalbim için şükürler olsun. Sahip olduğum sağlıklı ve huzurlu hayatım için şükürler olsun.” Elimizdekilere şükretmek mutluluğun anahtarıdır.

 

Canlı ve cansız tüm varlıkların bölünebilen en küçük parçası atom olduğunu biliyoruz. Sonradan atomun da altında “foton” denilen küçük parçaların varlığı belirlenmiştir. Atoma kadar tüm kimyasal ve fiziksel oluşumlar fizik kanunlarına tabi oluyor ve kontrol edilebiliyor. Yer çekimi ve merkezkaç kuvvetleri gibi. Fakat atom altı parçacıklar yani fotonlar ise fizik kurallarına tabi değil. Aynı anda burada, binlerce kilometre uzakta veya yine aynı anda her yerde. İşte kuantum konusu ve düşünce alanına uygulanması burada başlıyor. Çünkü düşünce enerjisi bu foton parçacıklarından oluşuyor. Onun için düşüncenin nerede duracağı belli olmaz.

İnsan bedeni “statik elektrik” üretiyor.

İnsan bedeni, tabii haliyle ve özellikle sevinç, üzüntü, heyecan, stres gibi duygu dalgalanmalarında 5-10 kat fazla olmak üzere statik elektrik üretiyor ve bunu dış yüzeyinde yani teninde biriktiriyor. Ayrıca tüm canlı ve cansız cisimlerin dış yüzeylerinde de statik elektrik yükü var ve insan günlük yaşantısında bunlarla el ve vücudu ile temasında da elektrik yükü alıyor ve statik elektrik birikimi artıyor. Bu birikim çepeçevre tüm vücudumuzu yani tenimizi zırh gibi kaplıyor. Defedilemez ve aktarılamaz ise insana huzursuzluk, sıkıntı ve rahatsızlık veriyor. Bu statik elektrik yükü vücuttan nasıl atılacak?  İletken maddelerle temas edilerek. Elektriğe karşı en iletkenlerin başında bildiğimiz su gelir. İnsan banyo yapınca, abdest alınca, gusledince bu yük suya aktarılıyor. İşte insanın duş ve banyo sonrası büyük rahatlık duyması bu yüzden. Bir de biliyorsunuz, çıplak ayakla toprağa basıldığında da bu yük toprağa aktarılabiliyor. Bazı psikolojik rahatsızlıklarda doktorlar hastanın çıplak ayakla toprakta gezinmesini önerirler. Bu pratik ve seri etki gösteren bir tedavi yöntemidir.

 

Düşünce bir enerjidir.

İbadet bir takım şekilsel hareketlerin yanında aslında düşünseldir. Düşünce enerjisi, fizik kurallarına tabi olmayan foton parçacıklardan oluşur.  Beyinde oluşan düşünce enerjisi, tüm vücut ve özellikle giysilerle kapatılmayan kafa, el, yüz gibi vücudun dış yüzeyleri ile Allah’a ve O’nun her insan için görevlendirdiği yazma (kayıt) ve iletişim ile görevlendirdiği aracılara yani  meleklere iletilecektir. İşte insan vücudu dış yüzeyindeki statik elektrik yükü bu iletişime ve ibadet ile oluşacak düşünce enerjisinin ilgili yerlere iletilmesinde engel oluyor ve güçlük çıkarıyor. İşte abdestin sebeplerinden biri de bu. Namazdan önce abdest alınması ile insanın vücudundaki bu statik elektrik yükü boşatılarak iletişim kanalları açılmış oluyor ve insan namaz ibadeti ile yaratıcısının huzuruna çıktığında O’nunla iletişim kurmasına fiziki bir engel kalmıyor. Amaç ruhen ve bedenen temizliği sürekli kılarak her an gelebilecek olan ölüme hazır olmaktır bir ölçüde. Boy abdesti yani gusülde de gerekçe aynıdır. Cinsel bir aktiviteden de insanın aşırı bir statik elektrikle yüklenmesi olağandır. Bu elektrik yükü de yıkanmak yani gusül abdesti almakla atılacaktır.

 

Düşünme, tefekkür etme ibadettir.

Tüm dinlerde olduğu gibi İslamiyet’te de düşünmenin arınma üzerinde etkileri büyüktür ve tavsiye edilmiştir. Hz. Muhammed (sav) bir hadisinde şunu dile getirmiştir: “Bir saat düşünmek bir sene nafile ibadetten daha üstündür.” Bu zamanlar üstü cümleden ilham alan ecdadımız düşünceye, ilme büyük önem vermiştir. Osmanlı konaklarında içerisinde penceresi olmayan, hamam kubbesi gibi tepeden aydınlatılan “Tefekkür (yani düşünce) Odaları” olurdu. Duvarlarda işlemeli dolaplar içersinde kitaplar yer alırdı. Buraya zaman zaman gönül ehli, güzel insanlar gelir sohbetler yapılır, gönüller arındırılırdı. Kitap okunan rahleler bulunurdu. Bu şekilde düşünce eğitilir, zararlı düşünceler kafalardan atılır, tekâmül etme sürecinde mesafeler kat edilirdi.

 

Düşünce eğitimi aslında bir duadır. Düşünce eğitiminin en başında iyi niyet olmalıdır. Düşünce eğitiminde yol önemli değil, sadece sonuçlar önemlidir. Yol kendiliğinden size açılacaktır.

Düşüncenin üzerinde bu kadar durduktan sonra düşüncenin üretim merkezine ve üretim süreçlerine göz atarak bu süreçleri iyileştirme metotları üzerinde durabiliriz. Düşünce yönetimi iyileştirilmesi, geliştirilebilmesi öğrenilebilecek süreçlerden biridir.

Düşüncenin üretim merkezi beyindir.

Düşünce bir beyin işlevidir. Düşüncelerimiz beynimizde belli bir süreçten geçerek üretilir. Her düşünce beyinde başlar. Mehmet Akif Topçu’nun deyimiyle  Düşünce beyinde yolculuktur, nerede duracağı bilinmez. “

Beyin vücudumuzun yüzde 2’si olsa da geri kalan yüzde 98’i yönetiyor. Her şey beyinde başlıyor. Başarı, mutluluk, huzur beyinden geliyor. İnsanın karakteri, kararları, kaderi, kafasında şekillenir. Bu önemli merkezin, organımızın yani beynimizin yüzde 75-80′i sudur. Kalanın yüzde 10′u yağ, yüzde 8 kadarı proteindir. İçtiğimiz su ve diğer içecekler, yediğimiz şeyler, beyin dokumuzdaki bu biyolojik altyapı nedeniyle ruh halimizi ve düşüncelerimizi doğrudan etkilemektedir. Beyin vücudun toplam ağırlığının yüzde 2′si kadar olmasına rağmen enerjimizin yüzde 20′sini tüketiyor.

Beyin açık havada ve bol oksijenli yerde daha iyi çalışır. Yeni şeyleri öğrenmek için beyni zorlamak, beyni güçlendirir. Bulmaca çözmek, yeni şehirleri, yeni bölgeleri gezmek beyni zinde tutar. Doğru uyku, doğru beslenme, doğru düşünce için gerekli ve önemlidir. Yaptığımız işleri farklı şekilde yapmak, iş yerimize gelirken farklı farklı yolları kullanmak beyni geliştirir, düşünce kapasitemizi arttırır. Her zaman sağ elle yaptığımız işleri bazen sol elle, her zaman aydınlıkta yaptığımız işleri bazen karanlıkta yaparak beynimizin kullanmadığımız diğer bölgelerini de aktive ederek düşünce kapasitemizi arttırabiliriz

Beynimiz en değerli varlıklarımızdan biri olarak özel ilgiyi hak ediyor. Su beynimizin yakıtıdır. Günde ortalama 2-2,5 Lt. sağlıklı suyu doğru zaman dilimlerinde içmeliyiz. Hatta elma, karpuz, portakal vb. büyük oranda su içeren meyve sebzelere hayatımızda daha çok yer vererek su yemeliyiz. Sebze ve meyvelerle alınan su toprağın yağmur suyu yerine kar suyunu içmesi gibi çok daha faydalıdır. Gece yatarken ve sabah kalktığımızda oda sıcaklığında bir bardak su içmeyi ihmal etmemeliyiz. İçtiğimiz su ne kadar taze ise, ne kadar çok oksijen taşıyorsa kadar değerlidir. Su çıktığı kaynağın, bize ulaşana kadar yolculuğunda değdiği taşın ve yaprağın enerjisini taşır.

 

Susuzluk beynin faaliyetlerini ve düşünce üretimini engeller.

Yeterli miktarda su olmaksızın, enerji titreşimleri, inan vücudunda hareket edip-yol alamazlar. Su hayatın şekillendirilmesi ve koruması için vazgeçilmez bir araçtır ve hep böyle olmuştur. Eğer vücudumuzda olması gereken su miktarının yarısı kadar su varsa, bunun anlamı, ihtiyacımız olan enerjinin sadece yarısına sahip olduğumuzdur.

Beynin kendisinden beklenen günlük rutin işlerini yürütebilmesi için belli oranda suya ihtiyacı vardır. Beyinde oluşan susuzluk belli bazı duygusal sonuçlara neden olur. Beynin susuzluk algılamaları yorgunluk hissetmek, sinirli olmak, yorgunluk hissetmek, endişeli olmak, kendimizi yetersiz ve yalnız hissetmek gibi duygulara yol açar. Bu duygular genel itibariyle depresyon öncesi aşamaların göstergesidir. Dolayısıyla bilinçli ve doğru miktarda kaliteli su depresyonu girmemek için önem arz etmektedir.

Hastalıkların en önemli nedenlerinin başında susuzluk gelir.

Su dinginliğin, muhabbetin, duruluğun en güzel kaynağıdır. 

Suyun, hayatın devamını sağlamakla ilgili olarak önemli bir rolü olduğu gibi, hayatın güzelleşmesi içine önemli bir rolü vardır. Vücudumuzun nem oranı azaldığında mizah duygumuzda körelmektedir. Latincede “nem” ve “mizah” kelimelerinin aynı kökten gelmeleri bir tesadüf değildir.

İnsan suyun bir parçasıdır, sudan bir parçadır. Her şeyde olduğu gibi insanda özüne, yani suya ulaştığında, suyla bütünleştiğinde mutlu olmaktadır. Küvette, suyun içerisinde, denizle insanın rahatlamasının altında yatan sebep budur. Her şey aslına rücu eder (döner) .

Su canlıdır, akıllıdır ve kendisine önem verip ilgilenenlerle canlı bir diyalog kurar. Dr. Recai Yahyaoğlu’na göre “ Su, düşüncelerimize cevap verir. Su, kristal yapısında olan değişimleri yansıtarak bizimle konuşur. Su sesinin terapi özelliği olup tedavi değeri olan bir sestir. “

Düşünce üzerinde en önemli unsur su’dur.

Suyun hafızası var…

Su canlıdır. Yapılan ilmi çalışmalar neticesinde tüm canlılarda olduğu gibi yapıtaşı olan DNA hücrelerinin belli bir frekansta ışık yaymakta olduğu ve farklı hücrelerin titreşme frekanslarının da farklı olduğunu tespit edilmiştir.

Sudan, havadan ve topraktan aldığımız yaşam enerjisi insan eliyle üretilen enerjilerden çok daha önemlidir.

Özü su olan ve bir su damlası olan insanı tanımak, suyu tanımak düşünce yönetim sürecinin iyileştirilmesinde önemlidir. Su’yun hafızası, belleği vardır. Sevilen su sever, su enerjiyi taşır. Suyu muhakkak severek içmeliyiz. Sevilen, arınan su sevgiyle mayalanır ve vücudumuzun dörtte üçünü oluşturan suyu arıtır.

Suyun insanın duygularını değiştirme gücü vardır.

Arınan su düşüncelerimizi, düşüncelerimiz duygularımızı, duygularımız hareketlerimizi, hareketlerimiz de alışkanlıklarımızı belirler. Alışkanlıklarımız ise hayatımızı insanlarla iletişimimizi yönetir. Beşeri münasebetlerimizde iyi şeyler yaşamayı istiyorsak kötü sözlerden, kırıcı ifadelerden, negatif tutumlardan sakınmalıyız. Negatif ve kötü sözler öncelikle kendi içimizdeki suyun, sonra karşımızdakinin vücudunun büyük kısmını oluşturan suyun kimyasını, molekül yapısını ve daha sonra da düşüncesini bozar. Pozitif kelimeler kullanmak ve olumlu düşüncelere, tutuma sahip olmak düşünsel, içsel ve fiziksel güzelliğe ulaşman en güzel yoludur.

İnsan düşüncesi ile su arasındaki ilişkinin en güzel örneği Japon bilim adamlarının yapmış oldukları deneyle kendini göstermiştir. Deneyde bir kap içerisindeki su donduruluyor ve daha sonra dondurulan bu su çözülmeye bırakılıyor. Çözülme sırasında güzel sözler söylendiğinde çözülmekte olan su molekülleri sanatsal bir zerafet alırken, kötü sözler sarfedildiğinde çirkin ve anlamsız bir hal almakta olduğu gözleniyor.  Buna göre, insan vücudundaki su miktarı dikkate alındığında ifadeleriniz ve davranışlarımızın sağlığımız ile doğrudan ilişkisi olduğu muazzam bir gerçektir.

 

“Sen düşünceden ibaretsin, gerisi et ve kemiksin. Güzel düşünür gülistan, kötü düşünür dikenlik olursun” diyen gönül sultanı Mevlana suyun düşünce yönetimindeki, eğitimindeki rolünü anlatıyordu. 

Eğer hayatınız yolunda gitmiyorsa bunun sebeplerinden biride negatif düşüncedir.

Bardağın dolu tarafına bakmak, sabrı, şükrü, kanaati elden bırakmamak önemlidir. Güzel insan olmak, iyi niyet taşımak önemlidir. Gönüllerinde kötü niyet taşıyan, öfke, kin, nefret, su-i zan gibi negatif duyguları besleyen ve yanlış işleri yapanların öncelikle kendileriyle, sonra yakın çevreleri ve toplum ile diyalogları kopuktur. Kendilerini, yakın çevrelerini, toplumu sevmezler. Sağlıkları hiçbir zaman yerinde değildir ve erken yaşlanırlar.

Peygamber Efendimiz (sav) bir düşünce şekli olan öfke ile ilgili şöyle buyurmuşlardır: “Öfke şeytandandır, şeytan da ateşten yaratılmıştır, ateş ise su ile söndürülmektedir; öyleyse biriniz öfkelenince hemen kalkıp abdest alsın.”

Zihnen taze ve canlı kalabilmek..

Düşünmek olayların özüne ve gerçeğine inmektir. Düşünmek üzerine düşünmek, beyin ve düşünce kapasitesini arttırır. Düşüncelerimizin niteliğinin kontrolünü, aklımızın kontrolünü ele almaya karar verdiğimizde, kendi düşüncemiz hakkında düşünmeye başladığımızda, kişisel gücümüzün servetinin kullanımı bizdedir.  Bu nedenle zihinsel dağınıklıktan kurtulmak için tazelenmeye zaman ayırmak hayati öneme sahiptir. Taze kalabilmek, bilgilerimizi güncelleyebilmek için okumak, enerjik, pozitif ve güzel insanlarla birlikte olabilmek önemli. Hayranlık duygusunun düşünce sistemimizde oluşturacağı güçten istifade etmek üzere hayranlık duyduğumuz birisinin yakınında olmak, ruhumuzu heyecanlandırıp, yükseltir. Hayatımızı daha düzgün bir rotada devam ettirmemizi sağlar. Hayranlık duyulan birisine bakmanın bile arındırıcı ve temizleyici bir etkisi vardır. Onun için başarı hikâyelerinin, biyografilerin öğrenme ve aksiyona geçme konusunda etkisi büyüktür.

Yaşamımızı zihnimizdeki sınırlar beliler. Düşünebildiğimiz kadarını gerçekleştirebiliriz.

Zihni canlı ve taze tutabilmek suyla ilintilidir. Su değdiği yeri canlandırır, tazelik, yaşlık katar. Zihinde kalem gibi açılınca daha iyi çalışır.

 

İnsan kadar bilinçli ve sürekli olarak titreşim yayabilecek bir canlı türü yoktur.

Ne ağaçlar, ne de çiçekler kendi başlarına titreşimler yayamazlar. Fakat insan, o bitkiyle konuşmak suretiyle o bitkinin liflerine titreşim ve enerji üfleyebilir.

Başka insanlara mutsuz olduğumuzu, işimizin zor olduğunu, sıkıntılarımızı anlatmanın bize verdiği zarar, yararından çok daha fazladır. Pozitif kelimelerin ve ifadelerin, etrafınızdaki kişilere pozitif titreşimler verme özeliğinden dolayı pozitif titreşimler, eninde-sonunda çıktıkları kaynağa geri dönerler. Öyleyse çevrenizdeki kişilere mutsuz olduğunuzu söylemek yerine, gerçek mutlu olduğunuzda, onlarla bu duyguları paylaşın.

 

Su insanın karakterini, hareketlerini ve fiziğini de değiştirme gücüne sahiptir.

Yine yapılan araştırmalara ve tespitlere göre suyla meşgul olmak, ona hizmet etmeye gayret etmek insana gençlik aşısı yapıyor ve dinç tutmaktadır. Su insanların düşüncelerini değiştirdiği gibi karakterlerini, hareketlerini ve fiziğini de değiştirir. Karadenizli ile bölgesinde su kaynağı bulunmayan bir bölgedeki insanın farkı vardır. Karadenizlinin başından su, midesinden hamsi eksik olmaz. Büyük bir çoğunlukla Karadenizli cevvaliyetini, hareketliliğini, esnekliğini, sudan ve çevreden almıştır. Durağan su koktuğu gibi durağan Karadenizli öleceğini bilir.

Düşünce yönetimi ile insanın sağlık durumu arasında bağlantı vardır. Sinir sistemi ve sindirim sistemi birbiriyle senkronize çalışır. Dolayısıyla sağlık kalitemizi yükselterek düşünce kalitemizi de yükseltmemiz mümkündür.

Su Kültürdür;  Yıllar önce bir televizyon kanalında “Suyla Gelen Kültür “ adında bir belgesel program vardı.  Belgeselin ismi çok etkileyici zira akan bir su kaynağından itibaren geçtiği bütün coğrafyaların kültürünü taşımakta ve tıpkı aynı rengin farklı tonlarını içeren yelpaze halini almaktadır. Diğer taraftan aynı denize kıyısı olan coğrafyalarda da durum farklı değildir. Örneğin, Akdeniz toplumu tanımlamasına ülkemiz girdiği gibi, Yunanistan, İtalya veya Kuzey Afrika ülkelerindeki insanlar dahil edilmekte olup, farklı coğrafyalarda olduğumuz halde bir çok insan davranışları, alışkanlıkları birbirlerini hatırlatır niteliktedir. 

 

Su aynı zamanda şifa kaynağıdır.

Tarihte eski medeniyetlerden bugüne birçok toplulukta su kutsal kabul edilmiştir.  Çağlar boyunca Suyun şifa verici ve iyileştirici etkisinden istifade edilmiş ve toplumlarda bunlarla ilgili inanışlar ve uygulamalar olmuştur. Kültürümüzde de suyun şifa etkisinden faydalanmak üzere okunmuş suların içilmesi, bu sularla yıkanılması, şifa taslarının kullanılması, Hıristiyan su kültüründe iyileştirici özelliği olduğu kabul edilen ayazma sularından istifade edilmesi, halkın kutsal olan zemzem suyu ile ilgili adetleri, halk arasında kutsal olduğuna inanılan niyet kuyuları adetleri bunların bir yansımasıdır. Günümüzde suya okunması geleneği Anadolu’da devam etmektedir. Bugün Amerika’da Budist rahiplerin kaynağında Budist ilahiler söyleyerek şişelenen sular şifalı sular olarak marketlerde satılmaktadır. Şifa niyetiyle okunmuş suları içen insanlar ruhsal ve davranışsal anlamda bir iyileşme ve genel bir iyilik hali hissettiklerini ifade etmektedirler.

 

Su, vücudumuz için en mükemmel ve en doğal olan “iyileştirici ilaç” tır.

İnsan ruh dünyasını kısa zaman içinde pozitif etkileme gücüne sahip yegâne içecektir. Su beden yorgunluğumuzu aldığı gibi ruhsal olarak da rahatlamamızı sağlar. Eğer kendinizi iyi hissetmiyorsanız hiç beklemeyin, hemen su için. Vücudunuzun ve zihninizin maruz kaldığı stresi en düşük seviyede tutmak için çalışma masanızda yada yanınızda sürekli su bulundurun ve sık aralıklarla yudumlayın. Su hepimiz için bulabileceğimiz en mükemmel iyileştirici iksirdir.

Pek çok kültürde su sadece maddi değil manevi anlamda da arındırıcı olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle yüzmek, denize yakın olmak, düşüncelerimizin arınmasına duş almak öfkenin azalmasına, akıp gitmesine yardımcı olur.

Su ve şelale sesi ferahlık kaynağıdır. Geçmişte Anadolu’da bahçelerde, ev içlerinde su eserlerine yer verilirdi.

Tarihte, psikolojik rahatsızlığı olan insanlar batıda “içine şeytan girdi” denilerek yakılırken, Osmanlı’da ise Edirne’de,  başka yerlerde su sesi ve müzikle terapi yoluyla bu hastaları iyileştiriliyordu.  Suyu psikolojik terapi vasıtası olan en iyi ecdadımız kullanmıştır.

 

Kalpten, yürekten dokunuş enerji verir, hayat katar…

İnsanları sevmek için önce suyu sevmeliyiz. Çünkü su canlıdır, bizim gönderdiğimiz duyguları algılar, onlara ses verir. Suyu sevdiğimizde tüm çevremizi de sevmiş olacağız. Sevilen her şey güzelleşir, daha dayanıklı olur. Aksine sevilmeyen, hor görülen, dışlanan her şey gibi suda daha erken kokar. O halde daha iyi toplumsal ilişkiler için, daha fazla hoşgörü için, daha fazla anlayış için, daha düzgün ilişki yönetimi ve barış için suyu sevmeli, onunla dost olmalıyız. Düşünce yapımızı insan odaklı hale getirmenin, kendimizi sevmenin, kendimizle, yakın çevremizle, toplumla barışık olmanın yolu suyu tanımamız ve sevmemizden geçer.  

Unutmayalım ki, suyla olan ilişkimizin boyutu gökyüzünün ve kâinatın konuğu olan diğer insanlar, hayvanlar ve nebatat ile olan ilişkimizin seviyesini, bu seviye ise yaşam kalitemizi belirler. Bu yaklaşım bir ölçüde dünyamızın geleceğini belirleyecektir. Dünyanın birlikte yaşama ve barış kültürüne geçmesine bu şekliyle destek vermiş olabiliriz. 

Su, kendisine samimi yaklaşmayanlara kıskançtır, onlara bir şey vermez. Biz gönlümüzle, hissimizle su’yu sever ve ona saygı gösterirsek o’da bize teveccüh edecektir. Aksi halde suyu gönülden sevmediğimiz müddetçe su enerjisini bize vermeyecektir. Zira bu nimet-i ilahi, kendisine bütün benliğiyle teveccüh eden gönüllere huzur, sükûnet ve ferahlık verir. Hayatına lezzet katar.

Kendimizi sevmek büyük bir enerji kaynağıdır.

Kendimizi sevmek bize, Yüce Yaratıcımızı (cc),  diğer insanları, ailemizi, komşumuzu, ülkemizi ve diğer insanları sevmek için gerek duyduğumuz enerji sağlayan bir kaynaktır.

Aynaya bakıp kendimizi yüksek sesle takdir etmeyi alışkanlık haline dönüştürmeliyiz. Güzel ve taltif edici kelimeleri sadece başkalarına kullanmayıp kendimiz içinde kullanmalıyız. Sürekli güzel ifadeleri kendimizde de kullanmaya başladığımızda vücudumuzdaki su değişir ve içerisinden dışarıya doğru yayılan bir güzelliğe sahip olan bir kişine haline geliriz.

Kendini sevmeyen, içerisinde yeterince sevgi biriktirmeyen başkalarını da sevemez.  Kendimize ilgisizlik, vücudumuzdaki suyu bozar. İçeriden dışarıya doğru da, hücrelerimiz yaşlanırlar ve yıkım, yaşlanma hızlı bir şekilde süre. Bu süreci yavaşlatmak istiyorsak, kendimizi olduğumuz gibi sevmeli, güzel ve olumlu yönlerimizi ortaya çıkarmalı, ayak parmaklarımızdan, kafamıza kadar vücudumuzun her parçasını takdir etmeli ve sevmeliyiz. Doğuştan gelen ve değiştiremeyeceğimiz hususlar için ne kendimizi, ne çevremizi ve enerjimizi yiyip bitirmeyelim. Yaratanımızı üzmeyelim Hayatta başarı için değiştirebileceğimiz, iyileştirebileceğimiz alanlarımız, yönlerimiz yeterli miktarda bulunmaktadır. Yeter ki arayış içerisine girelim. Bakmasını bilelim.

Sevgiyi, barışı, huzuru kendi düşünce sistemimizin, kimliğimizin, değerler bütünümüzün bir parçası haline getirmeliyiz. Hayatımızı tam anlamıyla yaşayabilmemiz, önemli düzeyde pozitif enerjiye sahip olmamızdan geçer. Bize gösterilen bir birim sevgiye, iki birim minnettarlık duygusu göstermemiz, hayatın dengesi açısından çok önemlidir. Eğer güzel düşünmeyi ve güzellikleri görmeyi hayatımızın bir parçası haline getirirsek, hayatımız coşku ve mutlulukla dolu olacaktır.

 

Pozitif değişim için güzel düşün, güzel yaşa, hayatından lezzet al…

Eğer hayatınızda pozitif bir değişiklik meydana getirmek istiyorsak, vücudumuzdaki suyu kesinlikle daha pozitif bir hale getirmeliyiz.

Olumlu düşünen insanların hayattan aldıkları lezzetleri gibi uyku kaliteleri ve rüya kaliteleri de yüksektir. Büyük düşünür Bediüzzaman’ın söylediği gibi “Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.” Yine gönül sultanımız büyük insan Hz. Mevlana’nın şu sözü aynı gerçeği işaretler. “Düşüncen konuşmana, konuşman hareketine, hareketin kaderine yansır. Güzel düşün, güzel yaşa.”

Beynimiz öyle bir tarla ki, ne ekersek onu biçiyoruz o toprağa. Umutsuzluk ekince umutsuzluk, mutluluk ekince mutluluk.

Güzel düşünen, güzel yaşayan insanlardan oluşan toplumlar huzur, refah ve hoşgörü ile yaşarlar. Gelecek dünyamızın ortak yaşam kültürüne inanmış güzel insanlarla çok daha insani değerler üzerine kurulacağı muhakkaktır. Suyu yüceltmeliyiz ki, yaşatmalıyız ki insan yaşasın. İnsanı yaşatmalıyız ki, yüceltmeliyiz ki dünyamız, tüm içindekilerle, doğayla birlikte yaşasın ve yücelsin. Erdemli insanlardan erdemli toplumlar oluşsun.

 

Hepinize duru düşüncelerle dopdolu, su gibi aydınlık, su gibi dinamik ve su gibi verimli bir yeni bir hayat, yeni bir dünya diliyorum. Sağlıcakla, saadetle ve selametle kalınız.

 

Recep Ali Topçu| ADELL Armatür ve Vana Fabrikaları A.Ş. | Yönetim Kurulu Başkanı alitopcu@adell.com.tr

 

Kaynaklar

§  Aşkın Kimyası, Savaş Koç,  Eti Yayıncılık, 2007

§  Sudaki Mucize, Masaru Emoto, Arıtan Yayınevi, 2008

§  Suyun İyileştirici Gücü, Mennan Aysan Kuzanlı, Dr.Reca Yahyaoğlu, Mozaik Yayınevi, 2007

§  Sudaki Mucize, Dr. Howard Murat, Altın Kitapları, 2011

§  Bir Damla Su, Ali Polat, A4 Ofset Matbaacılık, 2009

§  Adam Gibi Adam Olmak, Recep Ali Topçu, Adell Armatür Kültür Yayınları, 2009

İz Bırakan İnsan Olma Yolculuğunda Esin Kaynağı Olarak Su….

İZ BIRAKAN İNSAN MI, İS BIRAKAN İNSAN MI OLMAK İSTERSİNİZ?

İz bırakan insan olma yolculuğunda esin kaynağı olarak su…

Güzel bir söz vardır. İnsan doğduğu zaman değil, olduğu zaman insan olur. İnsan, aydınlandığı ve çevresindeki insanları aydınlattığı oranda insandır. Her canlı gelişmek ve tekâmül etmek ister.

 

Hayat, tekamül etme yolculuğudur. Hayat yürümektir, hayat gelişimdir, hayat emanettir. Hayatta sürekli maddi ve manevi anlamda yükselme isteği vardır içimizde.

 

Aydınlanma sürecimizi, hayat yolculuğumuzu iyileştirmek bizim elimizde. Eğer işe kendi kalitemizi yükseltmekle, kendi kişilik inşamızı yapmakla başlamazsak hiçbir şey yapamayız. Pekibizler aydınlık insanlar nasıl olabiliriz? Yolumuzu nasıl aydınlatabiliriz? Aydınlık insanların ortak özellikleri nelerdir? Işığa, aydınlığa yürüyüşümüzde yol haritamızı belirlerken kime, neye bakmalıyız? Kimden örnek almalıyız? Kendimizi neye göre kalibre etmeliyiz?

Tam burada karşımıza vazgeçilmez hayat kaynağımız, hammaddemiz, özümüz olan su çıkıyor. Su biyolojik hayatımız olduğu kadar, ruh dünyamızın aydınlatılması için de vazgeçilmez. Temel maddemiz. Aydınlık bir insan olma adına aydınlık sudan neler öğrenebiliriz? Bu sorularımıza yaşam kaynağımız olan sudan esinlenerek, özümüzdeki değerlere dönerek, onları değerli kılarak, kendimizi su gibi hissederek birlikte cevaplar bulmaya çalışalım. İnanıyorum ki, özümüzde olan bu değerleri açığa çıkartmak, bunları yaşanılır kılmak çok zor olmayacak ve bizleri insanlık basamaklarında üstlere çıkaracak, insan-ı kamil yolcuğunda mesafeler kazandıracaktır.

Misafiri bulunduğumuz bu dünyada hangi konumda, hangi durumda olursak olalım, önceliğimiz bir defa kaliteli bir insan olmak olmalıdır. Kaliteli insan olma hedefimize ulaşırken de istifade edebileceğimiz, dersler çıkarabileceğimiz en güzel esin kaynaklarından birisi de su’dur. Biliyoruz ki, su Yüce Yaratıcımızın biz dünya misafirleri için göndermiş olduğu en önemli, en güzel hediyelerden biridir. Onu tanımaya başladığımızda alacağımız pek çok dersinde olduğunu fark edeceğiz.

Sudan alacağımız çok dersler var…

Su vazgeçilmezdir, hayat kaynağıdır.İnsan ve tüm canlılar sudan yaratılmıştır. Kâinat su ile dirilmiştir. Ezelden ebede varlık sebebi su olmuştur. Canlıların varlığının devamı yine suya bağlıdır. İlk dikilen ağacın can suyudur. Çölde susayan canlının hayat iksiridir su. Her damla su değerlidir.Su dışında ne içersek içelim susuzluğumuzu gideremeyiz. Sudan yoksun canlılar solar, canlılığını kaybeder. Suyu çekilen ağaçlar öldüğü gibi, suyu çekilen insanda ölmektedir. Su gibi insanların damarlarına girebilmeyi öğrenmeli, ona hayat vermeli ve vazgeçilmez olmalıyız. Biz insan olarak neyin kaynağıyız? Acaba bulunduğumuz ortamlardan ayrılsak insanlar bir eksiklik hissedecekler mi? Hangi işler, hangi işlemler biz olmadan tamamlanamayacak acaba? Hangi çözümlerin parçasıyız? Niteliklerimizi arttırarak, değerli olma, değerli kılma noktasında kendimizi yeniden konumlandırmamız kendimize, kurumlarımıza, ülkemize ve tüm insanlığa güzellikler kazandıracaktır.

Hayat kaynağı olan su durudur, şeffaftır, berraktır, içi-dışı, özü sözü birdir. O halde bizlerde kaliteli insan olma hedefimize giderken su gibi duru olmak, içimizi-dışımızı, eylemimizi, söylemimizi birlememiz, bütünlüğe ulaşmamız şarttır. Güven ve istikrar sağlamanın yolu iç-dış, eylem-söylem birliğinden ve bütünlüğünden geçer. Açıklık, şeffaflık, gerçeklik günümüz en önemli değerlerindendir. İçtenlik, samimiyet dünyamızı billurlaştıran, berraklaştıran en güzel evrensel insani değerlerden biridir.  Arkasındaki şeylere perdelik eylemez. Bu değerlere sahip olanlar değerlidir. Değerleri olmayan zamanla değersiz hale gelir.Söylem ve eylem birlikteliği bizi değerli kılar.

Su geldiğinde sevindirir, gittiğinde üzer. Varlığı hayat kaynağıdır. Suyun adım attığı her yer  tazelenir ve güzelleşir.  Geldiğinde susayan bitkiye, çöldeki susamış hayvana, insana hayat getirir. Gelmesiyle birlikte sevinç tavan yapar. Ağaçlar sevinir bayram yapar, açar yapraklarını, giyer yeşil elbiselerini. Toprak sevinir, yeşil bir örtüye bürünür. Tohum sevinir fırlar, çıkar topraktan dışarı. Bizlerde insanlar olarak acaba geldiğimizde sevindirmek, gittiğimizde üzmek için neler yapmalıyız? Adım attığımız yeri güzelleştirebiliyor muyuz? Geldiğinde sevindiren insan oksijen insandır, pozitif, aydınlık ruhlu, aydınlık çehreli, enerjik ve düzgün insandır. Geldiği yeri, girdiği gönlü aydınlatır, mutlu eder, ortamı genişletir ve gelmesiyle herkesi mutlu eder, gittiğinde de iz bırakır. Hâlbuki negatif ruhlu insanlar geldikleri ortamı karartır, insanları ve ortamları sıkarlar. Karanlık dünyamızın ışık insanlara, aydınlık yüzlü, aydınlık çehreli insanlara ihtiyaçları var. Gittiklerinde sevindirirler ve arkalarında iz değil is bırakırlar.Biz geldiğimiz yere ne katabiliyoruz? Gittiğimizde ne bırakıyoruz, iz mi, yoksa is mi?

Su kalitelidir. Kalite çizgisi hep aynıdır. Değişkenlik arz etmez. Bazen öyle, bazen böyle değildir. Bizde hammaddemizdeki bu özelliği taşımaya gayret etmeli, değerleri olan, çizgileri belli, bir kişiliğe sahip olmalıyız.

Su geldiği yeri güzelleştirir, tazeler, canlandırır, yeşillendirir, mutlu eder, medeniyet kurdurur. İnsanında aynen su gibi kendi içinden başlayarak, yakın çevresini, sokağını, caddesini, dünyamızı güzelleştirme görevi var. Kendimizi sorguladığımızda acaba biz dünyanın güzelleşmesinde bir parça mıyız, yoksa bilakis sorunun içinde, ondan bir parça mıyız?

Su gittiği, geldiği yerde kaybolmaz, görevini ve sorumluluğunu yerine getirdikten sonra buharlaşarak tertemiz bir şekilde geldiği yere yani semaya geri döner. İnsan olarak bizlerde geldiğimiz, gittiğimiz yerde kaybolmayacak ölçüde işler üretebilir, izler bırakabiliriz.

Su’yun bir belleği, ruhu ve bilinci var. Kendisine sunulan sevgiyi, ilgiyi anlar, buna ses verir. Su, çevresindeki pozitif ve negatif bilgileri alır ve ona göre tepki verir. Suyun molekülleri sevenle sevmeyeni ayırt edebiliyorsa bizim de bu insanlar arası iletişime köprü olmamız gerekiyor. Su kendisine söylenin söze karşılık veriyorsa, ya sudan bir parça olan insanın güzel söze, tatlı dile karşılık vermemesi mümkün mü? Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır deriz. Bize verilen sevgiyi ilişkide bulunduğumuz insanlara, hayvanlara yansıtabiliyor, onları sevindirebiliyor muyuz? Bizi seveni sevebiliyor muyuz? Sevgi merkezli hareket edip, sevgi kapasitemizi arttırıp tüm insanları, hayvanları, bitkileri, doğayı, çevreyi kapsam alanımıza alabiliyor muyuz?

Su, sevgidir, sevendir, sevilendir. Gönül tarlamızın suyu sevgidir. Sevgili insanlar, güzel sözler gönüllerde aziz eder insanı. Birbirimize içtenlikle vereceğimiz bir yudum sevgi, bize kucak dolusu geri döner. İçimizdeki sevgi ateşi bütün nefretleri yok eder. Dünyanın yeni şekillenen yapısında sevgiyi harç olarak kullanarak bir tuğla olabilmek ne güzel. Hayata anlam veren sevgidir.

 

Su bulunduğu bünye, bulunduğu mekân için sıcaklık kaynağıdır. İnsan sudan bir damla olarak yaratılır, insan teni hisleri, sıcaklığı taşır, su bulunduğu sürece vücuda sıcaklık sağlar. Ölümün gerçekleşmesi, suyun insan vücudundan çekilmesi ile birlikte vücut soğur, katılaşır ve sertleşir. İnsana sıcaklığı, canlığı veren sudur. Bizde diyaloğa girdiklerimizi, ortamları sıcak, kalbi ve hipnotik ifadelerimizle ısıtmalıyız.    

Su birleştiricidir, toparlayıcıdır, su kucaklayıcıdır. Su insanlar topluluğu olduğu için hayvanlar ve ağaçlar içinde buluşma, birleşme noktaları olmuştur. Su kendine gelenler arasında ayırım yapmaz, demokrattır. Herkese eşit mesafede yaklaşır, ön yargısı yoktur. Özde birlik sağlar. Su hizmet ettiği insanlarda, canlılarda, bitkilerde ayırım yapmaz, eşit davranır. Renk, dil, din, coğrafya ayırımı yapmadan tüm insanlara, hayvanlara ve bitkilere hizmet etmesi, dengeli ve ahenkli davranışı insana hoşgörü, birleştiricilik mesajı vermektedir. Bizde muamelelerimizde, işlemlerimizde tüm insanlığa, canlılara eşit davrandığımızda kazanan taraf olabiliriz aynen su gibi. Biz varlığımızla insanlar arasında bir buluşma noktası oluşturabiliyor muyuz acaba?

 

Suda devamlılık esastır. Akıcıdır, kopuk kopuk değildir. Su hep akar, akar. Deryâları deryâ yapan, yağmur damlalarının sürekliliğidir. Bazen dalga olur, bazen damla, bazen tatlı, bazen tuzlu olur, yağmur olur, ırmak olur akar akar. Damlalar birike birike ummân olur. İnsan olarak ta bizlerin başarılı olabilmemiz için kendimizi su gibi hissederek yaptığımız işlerde, ilişkilerimizde istikrarlı, düzenli olmalı ve devamlılık göstermeliyiz. Mermeri delen suyun damlaları değil, sürekliliğidir.

Su akar, yolunu bulur. Doğru yolu bulabilmek önemlidir. Yollar, ömür kadar değerli, ömür kadar naziktir. Ömrü tüketir veya ömre ömür katarlar. Kimisi düz, kimisi kıvrımlı yollar, kimisi saptırıcı yollar, kimisi doğru, kimisi eğri yollar. Her varlığın bir yolu, her yolun bir sonu vardır. Girilen yollar belirler genelde sonuçları ve ötelerdeki ahvali çoğu zaman. Hayatta ancak doğru yoldan giderek başarılı hale gelebiliriz.

Su doğduğu kaynağın, değdiği kayanın, yaladığı yaprağın enerjisini taşır. Biyolojik olarak insanların varlık vesile oldukları gibi taşıdıkları enerji ile gönüllerin de, ruhlarında huzur kaynağı olmuştur. Biz insanoğlu olarak evrensel insani değerlerin hangisini taşıyoruz, kime enerji yüklüyoruz?

Su, azimlidir, bıkmaz, yılmaz.Su aşık olduğu toprağa ulaşma adına 10.katta dahi bir sızma olsa, nasıl nasıl yapar, nihayetinde aşağıya iner. En yumuşak, en ince olmasına rağmen büyük kayalar gibi sert ve sabit şeyleri, hiçbir şey su kadar iyi bir şekilde eritip parçalayamaz. Bizde hayatta azimli, kararlı ve istekli olursak hayatta daha başarılı oluruz. Ufak tefek engebelerde, çukurlarda takılıp kalmayız

Su doğal bir güzelliğe sahiptir, pırıl pırıldır. Mutludur. Katı, sıvı ve gaz olmak üzere üç halde de olabilmektedir. Biz de özümüz olan sudan esinlenerek, yaratılışta bize verilen doğal halimizi sevmeli, onunla mutlu olmalıyız. Başkalarında olan fiziksel özelliklere özenmeyip, sahip olduklarımızla, bize uygun görülenlerle hayatımızı sürdürmenin güzelliğini yaşama gayreti içinde olmalıyız.

Su sakin, ağır başlı ve azizdir.  Oturaklıdır. Kişiliği, duruşu bellidir. Su olduğumuzu düşünerek, sudan bir damla olarak bizde bizi biz yapan değerlerimizle ayakta durabilir, sakin, ağır başlı ve vakarlı olabiliriz. Su gibi aziz olmayı hak edebiliriz.

Su mütevazıdir, gözleri hep aşağılardadır, topraktadır. Mütevazılıği ile kazanmaktadır. Yukarıda durmaz. İnsanlar olarak bizlerde ne kadar alçak gönüllü, mütevazı olursak o kadar kazanabiliriz. Enerji, sevgi ve güzel şeyler hep yukarıdan aşağıya doğru akar. Biz kendimizi insanlardan yukarıda gördüğümüzde bize hiçbir şey akmayacaktır. Halbuki insanlığımızın, medeniliğimizin gereği kendimizi diğer insanlardan, muhataplarımızdan daha aşağılarda görsek, sevgide, enerjide, bilgide bize akacaktır. Medeniliğin alt sınırı karşımızdaki en azından aynı seviyede kabul etmektir.

Su her şeyde var olduğu halde pek çok kendini göstermez. Çok ön plana çıkmaz. O yaptıklarıyla kendini hissettirir. Bizlerle yaptığımız işlerle farklı olabilmeyi becerebilmeli, kendimizi fark ettirmek için çok çaba sarfetmemeli, bazen biraz arka planda kalabilmeyi, ben yerine biz diyebilmeyi ve egomuzu sıfırlayabilmeyi öğrenmemiz gerekir.

Su, hareketlidir, durağanlığı sevmez. Hep hareket halindedir. Denizden buharlaşır gökyüzüne ulaşır, Irmak olur akar, nehir olur. Su durduğu anda kokar, solucan yapar derler.İnsan olarak bizlerde hareketli olmalıyız. Nerde hareket, orada bereket diye güzel bir atasözümüz vardır. Durağanlık hücrelerimizi öldürüyor. Bisikletin pedalına basmayı bıraktığımız anda düşeriz. O zaman durmak yok, sevgiyle, coşkuyla ve heyecanla yola, yolculuğa devam.

“Su hiçbir şeyle yarışmaz, fakat her şeyi geçer” diyor Meşhur Çin’li alim Chuang Tzu. Bilge kişide su gibidir, kimseyle yarışmayıp kendi yolunda giden ama bu yüzden de herkese üstün gelen kişidir.

Su, doğduğu kaynağın, geldiği yolun enerjisini taşır. Bazen barajları deler, dağları deler. Bizde insan olarak enerjik olmalıyız. Enerjimizi her daim yenilemeli, geliştirmeliyiz. Yaşlı da olsak, gençde olsak ruhumuzu genç ve enerjik tutmalıyız.

Su esnektir, yolunu, izini bulur, günün sonunda gitmek istediği yere ulaşır. Bizimde suya bakarak, hizaya gelmeye, esnek olmaya, sivriliklerimizi, köşeli yönlerimizi yuvarlamaya, esnek olmaya gücümüz de, aklımız da yetebilir.

Su’yun sivri tarafları yoktur, dolayısıyla yıllardan beri doğadaki yolculuğuna devam etmektedir.Bir ara dereden bir avuç taş aldığımda hepsinin rengi, büyüklüğü, tarzı farklı olmasına rağmen hep yuvarlanmış, sivri yönleri hiç kalmamıştı. Yeni yapılarıyla ekip olabilmişler, birlikte yolculuk yaparak benim kendilerini yolculuklarından alıkoyduğum yere kadar gelebilmişlerdi. Bizlerde hayatta yol alabilmek, ekip olabilmek, uyum içinde topluluk oluşturabilmek için temel özelliklerimizi kaybetmeden sivri yönlerimizi yuvarlatabilir, yolculuk esnasından bazı bedeller ödemekten çekinmemeliyiz.

Su, diklenmeden dik durmasını bilir. Katı, sıvı, gaz hallerinde üç halde bulunur, ancak hacimsel olarak hiçbir şekilde sıkıştırılamaz.Su özelliklerini kaybetmeden girdiği bardağa, girdiğe kaba, girdiği ortama uyar. Onun şeklini alır, onunla bütünleşir. Sorun çıkartmaz. Ancak sıkıştırmaya gelmez kesinlikle. İnsan olarak bizlerde pek çok ortama uyabilecek niteliklere sahibiz. Değerlerimizi ve karakterimizi kaybetmeden pek çok ortama uyum sağlama kabiliyetine sahibiz.

Su yumuşaktır. Sert,katı, kırılgan değildir. Dünyada hiçbir şey su kadar yumuşak ve ince değildir. Hayatta başarılı olabilmemiz için bizden sudan alacağımız dersle yumuşak huylu olmalı, insanlarla ilişkilerimizi yumuşaklık, sevgi eksenli örgülemeliyiz.Lao Tse’nin dediği gibi “Dünyada hiçbir şey, su kadar yumuşak ve ince değildir. Fakat büyük kayalar gibi sert ve sabit şeyleri, hiçbir şey su kadar iyi bir şekilde eritip parçalayamaz. “

Suyun kendine göre belli bir kalıbı yoktur. Girdiği her kaba, girdiği her kalıba uyar .İnsan olarak bizde sudan aldığımız dersle gelişmeye açık, esnek ve bulunduğumuz ortama ayak uydurabilecek yapıda olmalıyız. Uyum için gerekli olan kabiliyetler insanın yaratılışında kendisine verilmiştir.

Su aydınlıktır. Rüyada su gördüğümüzde iyiye, hayra yorumlarız.  İnsan olarak ta aydınlık seviyemizi arttırdığımız ölçüde düzgün, doğru kararlar verebilir, tercihlerde bulunabiliriz. Her birimiz ışık yolcuları, aydınlık arayıcılarıyız. Aydınlık seviyemizi arttırdıkça daha başarılı olacağız, etrafına ışık saçan yapıyla gerçek insan olma, tekamül etme noktasında daha üst basamaklara ulaşmış olacağız. İç aydınlığımız dışımıza yansıyacak, yüzümüzle,

Su ateşin önünde durabilen tek nimettir. Harareti giderir. Öfkeleri söndürür. Bizlerde sudan alacağımız dersle öfkeli insanları söndürebilir, daha makul davranabiliriz.

Su temizdir. Su dünyadaki yolculuğuna tertemiz olarak başlar. Bünyesine kirlilik almaz, içinde herhangi bir kirlilik taşımaz. Mavi gezegenimizdeki yolculuğunu, görevlerini tamamlayıp buharlaşarak tekrar gökyüzüne dönerken yine tertemizdir. Yolculuğunu hep arınmış olarak, temiz olarak yapar. Bizlerde doğum ile tertemiz olarak geldiğimiz bu dünyamızda temiz kalarak, ebedi yolculuğumuza temiz olarak devam etmeliyiz. Bizi kirleten kin, nefret, haset, bencillik gibi duygulardan arınarak bunların yerine sevgi, kardeşlik, hoşgörü gibi duygular dahil etmeliyiz hayatımıza.

 

Su temizleyicidir. Değdiği yeri, dokunduğu cisimleri, dokunduğu teni temizler, ferahlık verir.  Su gözle gördüğümüz kirleri temizlediği gibi, manevi kirlerden arındırır, vücudumuzda biriken statik elektriği alarak bizi rahatlar. Temizleyici olduğu için rüyamızda gördüğümüz kötü rüyaları akan suya, ona anlatır, alıp götürmesini bekleriz, inanırız. Tuvaletlerde, klozetlerde kokuyu önleyen yine sudur. Muallim Naci su için şöyle diyor “Su gerek maddi ve gerekse manevi kirlerden arınmanın aracıdır. Ruh ve beden temizliği için gereklidir.Su her şeyi temizler ama yüz karasını temizleyemez.” Biz insan olarak dokunduğumuz insanı, dokunduğumuz yeri, çalıştığımız ortamı ne kadar temizleyebiliyor, ne kadar temiz tutabiliyoruz?

 

Su, şifa kaynağıdır. Zaman zaman sıcaklığıyla, zaman zaman sesiyle biyolojik, psikolojik hastalıkları olan insanlara şifa olmuştur. Sürekli baş ağrılarından şikâyet eden insanların, arkadaşlarınızın bu ağrılarının pek çoğunun sebebi gün içinde susuz kalmalarıdır. Hastalıklara karşı koymanın dirençli olmanın temelinde mineralli su içmek yatar. Sudaki doğal mineraller ile vücudumuzun günlük mineral ihtiyacının bir kısmını karşılarız. Biz kendimizi sorguladığımızda acaba biz varlığımızla, yaklaşımlarımızla, kime, ne kadar ve ne zaman şifa olabiliyoruz? Onları rahatsız oldukları konulardan, hastalıklardan arındırabiliyoruz?

Su, farklılıkların birlikteliğidir. Ateş ve barut olarak nitelendirebileceğimiz iki elementin mucizevî bir şeklide bir araya gelmesiyle oluşmuş, arındıran, huzur veren, hayat veren bir yapıya, sonuca ulaşmıştır. Buradan şunu görüyoruz ki, çok farklı yapılardaki unsurlar, insanlar arzu ederlerse bir araya gelebilir ve sinerji oluşturarak çok daha farklı, çok daha güçlü bir sonuç oluşturabilirler.

 

Su, canı sıkılan, yorulan, üzülen vücudun, canlının imdadına koşar. Canımız sıkıldığında, okumaktan gözümüz yorulduğunda ilk yaptığımız iş yüzümüzü yıkamaktır. Cildimizi suyla buluşturmaktadır. Bizde insan olarak içinde bulduğumuz toplumda, içinde bulunduğumuz dünyada susuzluktan, açlıktan muzdarip dertli insanların derdine derman, karanlıklarının aydınlanmasına ışık olabiliyor muyuz acaba?

 

Su molekülleri arasında mükemmel bir tesanüd ve işbirliği vardır. Birbirine sıkıca tutunurlar. Ekip olurlar. Birbirini kolay kolay bırakmazlar. Adeta hal dilleriyle “birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır” derler. Bardağı birkaç mm. aşan su oradan akmaz, birbirine tutundukları için sıvı olduğu halde oradan düşmez. Biz insanlar sudan parçalar olarak birbirimize tutunabiliyor, bir binanın tuğlaları gibi birbirimize destek verebiliyor muyuz? Bizlerde birbirimize sıkıca tutunarak, bir ekip olabilir, hayatı güzelleştirebiliriz. Böylelikle hayatımızı kolaylaştırmış oluruz. Aslında mavi gezegende yaşayan hepimiz tüm içindekilerle birlikte bir aileyiz. Vücudumuzdaki elimizin ayağımıza muhalefet etmediği gibi bizde hayatta gerek evimizde, gerek işyerimizde ve gerekse dünyamızda uyumun, bütünlüğün bir parçası, bir tamamlayıcısı olmalıyız.

Bugüne kadar yapay olarak suyun bir gramı dahi üretilememiş, kopyalanamamıştır. Acaba bizi biz yapan hangi üstün değerlerimiz, vasıflarımız var ve insanlar tarafından ulaşılamıyor ve kopyalanamıyoruz? Markayı marka yapan değerleridir. İnsanı insan yapan ruhudur, değerleridir. Değerleri olmayan, değerleriyle yaşamayan değersiz hale gelir. Belki de kendimizi yeniden konumlamamızın, yeni vasıfları kendimize kazandırmanın zamanı yeni geldi. Hemen bugünden başlayarak kendimize yeni vasıfları, değerleri kazandırma konusunda harekete geçebiliriz.

Su birbiriyle çelişen, bir arada bulunamayan iki farklı element olan Hidrojen ve oksijen’den oluşur. Biri ateş ise diğer baruttur. Ancak su bu iki farklı elementi kıvamında öyle birleşmişlerdir ki, bambaşka bir içecek oluşmuştur. Bizde hayatta farklı insanlarla bir arada bulunabilmeyi, hedefimize birlikte yönelebilmeyi, farklılıklar içerisinde başarıyı yakalayabilmeyi öğrenmeliyiz burada sudan.

Su insanda, hayvanlarda, toprakta, meyvelerde her şeyde vardır, özdür. Ancak görünmez, kendini,varlığını hissettirmez. Bütün içinde yok olmuştur. Görünmek için, hissettirmek için çaba sarf etmez. Irmak denizde varlığını kaybettirir, hissettirmez. Denizle bir olur, birleşir, büyük parça ile bütünleşir. Bizde yeri geldiği zaman başkalarına verdiğimiz hayat karşısında kendimizi sıfırlayabiliyor muyuz? Geriye çekilip, kendimizi görünmez kılabilir miyiz? Ben bilincinden biz bilincine yükselebiliyor muyuz?

Su bir aynadır, kendisine yüklenen enerjiyi, olumlu, olumsuz düşünceyi yansıtır, ses verir. Bizde hayatta bizi iyi niyetle, olumlu düşüncelerle yaklaşan insanlara aynı yaklaşımı yansıtabiliyor muyuz? Hatta kötülük yapana bilene iyilikle karşılık verebilir miyiz acaba?

Su hep vericidir, almaktan ziyade vermeye meyillidir. Yaşamaktan ziyade yaşatmaya kuruludur. Vermekle mutluluğu yakalar ve nihayetinde buharlaşarak geldiği gökyüzüne geri döner. İnsanda ancak vermekle, yaşamaktan ziyade yaşatmakla mutluluğu yakalayabilmektedir. Vermenin erdemine erme ile huzura kavuşabilmektedir.

Su, yeşilliğin kaynağıdır, çevrenin kaynağıdır. Yeşil fabrika, yeşil üründen bahsedilirken acaba bizde su gibi yeşillik kaynağı yeşil bir insan olabilir miyiz? Nasıl ki, yeşil fabrikanın, yeşil ürünün taşıması gereken bazı nitelikler var ise bizde “yeşil insan” olarak hangi vasıflara sahip olmalıyız?

Pınar suyundan içenler susuzluklarını giderirler. Pınar hiç bitmez; çünkü doğa ile uyum ve devinim süreci yaşar. Bizlerde hiç bitmemeli, yetmezlik sendromu yaşamamalıyız.

Sonuç olarak, sürekli gelişim ve tekâmül halinde bulunan insanlar olarak sudan öğreneceğimiz pek çok dersler, esin kaynakları var. Biraz daha bakıldığında sizlerde hayatınızda benzeri pek çok esin kaynakları görebilirsiniz. Suyu tanıdıkça, suyu sevdikçe pek çok boyutunun varlığına şahit olabilirsiniz.

Bizimde özümüz su olduğuna göre bu özellikler içimizde, mayamızda, hammaddemizde mevcut. Sudan bir damla olarak bize düşen, mayamızda, özümüzde olan, yaratılışımızda içimize konulan bu güzel özellikleri açığa çıkarmak, onları birer sıfatımız haline getirmek çok da zor olmasa gerek. Şimdi “su olduğumuzu” düşünelim, ve kendimizi  “su gibi” hissedelim. Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı, su gibi vazgeçilemez, su gibi aydınlık…

Su’dan esinlenebileceğimiz güzellikleri içselleştirip hayatımıza ışık, hoşgörü ve başarı katabiliriz. Su’dan bahaneler üretmek değil, ondan alacağımız derslerle daha güzel insan olabilir, iletişimde bulunduğumuz insanlara, dünyamıza güzellikler katabiliriz. Bizde bir trafo gibi güzellik dağıtan aldığımız bir kaynak haline dönüşebilir, insani vasıflarımızı yüceltebiliriz.

Yolunuz açık, yolculuğunuz bereketli ve ışığınız bol olsun. Su gibi vazgeçilmez, su gibi canlı ve su gibi aziz olunuz.

RECEP ALİ TOPÇU 

ADELL Armatür ve Vana Fabrikaları A.Ş.|Yönetim Kurulu Başkanı

Su Medeniyettir, Medeniyet Su ile Yeşerir…

SU MEDENİYETTİR, MEDENİYET SU İLE YEŞERİR…

Her damla su, yeni bir hayat demek…

Su yaşamsal bir üründür. Su yüce yaratıcımız tarafından biz dünya misafirleri için göndermiş olduğu en büyük nimetlerdin biri olarak gerek biyolojik yaşamımız ve gerekse gönül dünyamız için vazgeçilmez bir yaşam kaynağıdır. Su insanlar için olduğu gibi tüm canlılar, hayvanlar ve bitkiler içinde vazgeçilmezdir.

Su kendisini bulamadığımızda, ulaşamadığımızda kıymetini anladığımız bir nimettir. Evren ile iletişimizin, ilişkimizin her noktasında su var. Su geleceğimizdir. Suyuna sahip çıkan, geleceğine sahip çıkar. Alternatifi olmayan tek madde sudur. Su gezegenimizin en değerli hazinesidir. Yeryüzünde en fazla bulunan madde olan su, her günün her anında bizimle birlikte olmaktadır. Yaşamın temel yapı taşıdır.

Hayat onunla inşa edildi. Hayat onunla yeşerdi. Doğru kullanıp israf etmediğimiz takdirde de,(müddetçe) yeşermeye devam edecektir.

Su  nimetini ne kadar övsek azdır. Suyu çok iyi kullanmıyoruz. Suyun geliştirilmesi, su kullanım bilincinin arttırılmasına yönelik çalışmalarda bulunmuyoruz.  Suyun mucizevî bir nimet olduğunu, bir gün olamayabileceğini anlayacağız.  Rabbimizin hiç kimseyi ama hiç kimseyi susuz bırakmasın.

Suyumuz olmadığında bahçemizde ağaçlarımız olmayacak, bahçemizde güller kokmayacak, tavuğumuz yumurtasını, ineğimiz sütünü veremeyecektir. Daha doğrusu bize hayat kılan pek çok şey olmayacaktır.

Ormanın can dostu su, enerjisi ile medeniyetin de kaynağıdır. Hayat bulan her şey sudandır. Yaratılışın kaynağı su’dur. Evrenin her karesinde su vardır.

“Biz her şeyi sudan yarattık” ayeti kerimesinde de belirtildiği gibi bizler su medeniyetinin çocukları olarak susuzluktan kavrulmaya, gönüllerimizin susuzluğunu gidermeye bir türlü muvaffak olamıyoruz. Su, büyük bir nimet, susuzluk büyük bir derttir. İnsanları, hayvanları, hatta ağaçları ve bitkileri sulayan kimse büyük sevap kazanır.

 

İnsanlık o hazineyle medeniyetler inşa etti.

Özellikle su insanoğlu için bambaşka şeyleri çağrıştırır. Tarih boyunca insanoğlu ve su birlikte yolculuk yapmıştır.

Su tüm insanları kendisine çeker, medeniyet bir suya ulaşma yolculuğudur. Oğuz Kağan destanında 700’lü yıllarda suyu, denizi işaret etmiştir. Osmanlı’nın Akdenize, Egeye, Marmara”ya ulaşması da dedelerinin bu hayalini gerçekleştirme yolculuğudur.
Oğuz Kağan dedemiz daha deniz, daha müren… diye 700 yıllarda suyu hedef göstermiştir.  Suya ulaşma ve su sevdasıdır Türkleri Orta Asya’dan çıkaran, Akdenize, Marmara’ya ulaştıran.

Kentlerin, uygarlıkların sosyal, kültürel ve ekonomik gelişimi özellikle su kıyısında kurulması ile doğrudan ilişkilidir. Nasıl ki, Ganj Hindistan’ı, Tuna Avrupa’yı, Nil Mısır’ı büyük medeniyetler olarak ortaya çıkarmışsa, Dicle Nehri de Mezopotamya’ya tarihsel görkemini, kültürel zenginliğini, dinsel ve dilsel çeşitliliğini, kısaca ruhunu vermiştir.

Su temel bir insan hakkıdır ve bu görüş geleceğin temel felsefelerinden biri olacaktır. Bugün Afrika’da yaşanan su sorunu, Diyarbakır’da, Ankara’da Londra’da yada San Fransisco’da yaşanın su israfı ile yakından ilintilidir. Çünkü aslında hepimiz dünyanın sahip olduğu tek bir su kuyusunu kullanıyoruz. Tek bir dünyamız var, tek bir su kuyumuz var, tek bir güneşimiz, tek bir doğamız var. Onunla, gökyüzü ve yeryüzü arasında yaşayan tüm paydaşlarla dost olmak hayatı, yaşamı kolaylaştıracak ve dünyamızı daha yaşanılır hale getirecektir.

Su’yun sürdürülebilirliğinin sağlanabilmesi için, varlığını ona borçlu herkesin görevini yerine getirmesiyle mümkün görünüyor. Biz Adell ailesi olarak, daha yaşanır bir dünya için çalışıyoruz. Çocuklarımızın daha iyi korunmuş bir dünyada yaşayabilmesi için “Suyu sevelim, tasarruf edelim” diyoruz.

Su olmadan biz bir hiçiz…

Günümüzde suya yakın olmamız, kolay ulaşılabilir olmamız, eskiden mahallede dahi yokken şimdi evlerimize girmesi, evin içinde neredeyse her ıslak mekânda olması görünürde suyu az değerli kılmaktadır. Bir nimete yakın olmak nankörlük oluşturmakta, o nimetin değerini gerçek anlamda anlamamızı engellemektedir.

İçinden, kıyısından, kenarından su geçen şehir, ülke her zaman farklı oluyor. Bitki örtüsü, insanları değişiyor.

Şehirlerimiz su kenarlarında kurulmuştur, ekonomik ve sosyal gelişmeler hep suyla mümkün olmuştur. İnsan açlığa kırk gün dayanabildiği halde susuzluğa ancak üç gün dayanabiliyor. Aynı şekilde hayvanlarında, bitkilerinde suya hasrete dayanabileceği süreler çok sınırlı. Çünkü su tazelik, yaşam ve süreklilik kaynağıdır.  Su yaşlık ve canlılık demektir. Kuruyan ağaç ölüyor. Aynen insanda yaşlandıkça içindeki su azalır, kuruma süreci devam eder. Nihayetinde suyu, yaşlığı, canlığı bittiğinde ölüm gelir. Canlılığını, sıcaklığını kaybeder insan ölümle birlikte. Sertleşir ve katılaşır. Su aynı zamanda sıcaklığın, esnekliğin ve canlılığın kaynağıdır.

Bizim medeniyetimiz kalp medeniyetidir.

Yuvarlaktır. Yuvarlaklık her şeye yansımıştır. Kalbin tüm hatları yuvarlaktır, çizgileri yuvarlaktır, daha helezonik ve daireseldir. Osmanlı mimarisinde hep yuvarlak hatlar kullanılmıştır. Kubbeler, kabılar, şekiller, bahçeler hep yuvarlaktır. Düz, köşeli, kesin hatlar kullanılmamıştır. İslamiyet’te esneklik, uyumluluk vardır. İtaat ve itimat, teslimiyet vardır. Yuvarlak bunu temsil eder.

Mimaride suyun kullanımı…

Hayatın merkezinde, evrenin merkezinde yer alan su, bütün inanç sistemleri ve ritüellerinde de kutsal sayılmaktadır. Su son yıllarda ”müşteri memnuniyetin” de kaynağı olmuştur. Turizm ve konaklama alanında suyun iyileştirici özelliğinden yararlanmak amacıyla spa merkezlerinin sayıları özellikle İstanbul’da giderek artıyor.

Su, bir milletin hayatında her zaman önemli bir yere sahiptir. Hayat kaynağı olmasının dışında kültürü, inancı, sanatı, edebiyatı etkileyen yönü yadsınamaz bir biçimde kendini gösterir.

Kültür ve din eksenli bu ilişki suyun yalnızca bir hayat kaynağı olmadığını bir kez daha gözler önüne serer. Türk toplumunda da suyun önemi mimaride, sanatta ve edebiyatta kendini gösterir. Suya atfedilen önem, çeşme, sebil, şadırvan gibi yapıların özellikle Osmanlı döneminde artmasının başlıca sebebidir. Çeşmeler, su ihtiyacını karşılamanın da ötesine geçerek, günümüze kadar ulaşan sanat yapıları olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir.

Bu yapıların, zaman içinde ince bir zevkin ürünü olarak varlık gösterip bu şekilde anlam kazanması onların Şiirde kendilerine bir yer edinmelerine vesile olur. Kimi zaman bir hatıranın küçük bir parçası, kimi zaman İstanbul tablosunu tamamlayan bir fon olarak varlık gösterirler.

Dolayısıyla su’yu tanıdıkça daha çok sevecek, ilişkimizi güçlendirebileceğiz. Yeşeren sevgi çevremizdeki eşyaya, hayvanlara ve insanlara yansıyacak daha mutlu ilişkiler kurabileceğiz. Dünyanın geleceğinin barış, ortak yaşam kültürü, sevgi, hoşgörü, dayanışma, paylaşma gibi güzel değerler üzerine inşa edilmesindeki sorumluluğumuzu yerine getirmiş olacağız. Düşünce adamı Kung Fu’un dediği gibi nasıl ki ağaçlarlardan oluşan bir orman, kökleriyle toprağı sımsıkı tutuyor, havayı temizliyor ve gökten yağmuru yere çekiyor aynı şekilde tek tek iyi insanlardan oluşmuş insanlık orman’da bastığımız zemini sağlam tutacak, toplumsal atmosferi temizleyecek ve Yüce Yaratıcımızın rahmetini gökten yere indirecektir.

Konutlarımızla mutlu olan ailelerimizi bir de su sevgisiyle buluşturabilirsek mutlu dünyalarına bir mutluluk daha katacağız. Canlarına can, gönüllerini mutluluk katacağız. Suyu sevdiğimiz ölçüde gönül dünyamızda rahatlayacak, mutlu olacaktır.

Suyumuzu, havamızı, toprağımızı, diğer canlılarla paylaştığımız dünyamızı geleceğe taşımak için hep birlikte çalışmaya ihtiyacımız var. Tüm canlıların birlikte yaşayabileceğimiz, imkânlarını paylaşabileceğimiz sadece bir dünyamız var…Sürdürülebilir yaşam için paylaşmak esastır.

Suyla iletişimimizin kalitesi, büyük ölçüde hayatımızın kalitesinin oluşmasında en önemli unsurlardan biridir. Suyla dost olunduğunda sudan yaratılmış tüm canlılarla, insanlarla, ağaçlarla,hayvanlarla dostluk kolaylaşıyor. Haydi suyla dost olalım. Su “yaratılış bağı” gibi canlıları birbirine bağlayan güçlü bir bağdır aslında.Hayat verdiği canlıya sıcaklık,esneklik ve hareketlilik sağlar. Sudan sebeplerle çevremizdeki canlılarla aramıza suni perdeler, duvar örmemeli, hammaddemiz olan su bağı ile köprüler kurmalıyız. Biz sudan meydana gelmiş büyük aileyiz. Özümüz, kökümüz, hammaddemiz su…

Su’dan yola çıkarak suyun ve bağlantılı başka güzelliklerin farkına varmak, suyla bir medeniyet arasında doğrudan bağlantı kurup daha ince ve erdemli insanlar olmak için çaba göstermek dünyamızın geleceğini daha güzel hale getirecektir.

Akıp giden su değil, değerlendirilen su medeniyet getirir. Barajlar yaşamın arterleridir. Yeryüzünü yeşerten bahardır, sudur. İnsan suya muhtaçtır. Su içmek için, enerji için ve tarım için vazgeçilmezdir.

Günümüzde, sınırlı su kaynakları kullanımının tüm sektörlerde sürdürülebilir olması ve mevcut su kaynaklarının sürdürülebilirliğine dikkat edilmesi, tüm bireylerin birincil görevlerinden biri olmalı  Ülkemize ve gelecek nesillere karşı sorumluluk taşıyoruz. Sorumluluğumuzun gereğini yerine getirmek istiyoruz.

Bilenin bilmeyene, olanın olmayana borcu var. Aslında deneyimlerde, heybede biriktirilenlerde insana ve taşıyana bir emanet. Bunun paylaşılması, arkadan gelenlere ışık olması çok önemli. Ülkemizin ve dünyamızın buna şiddetle ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

Suyu keşfetmek durumundayız.

Suya itibarını vermek, hak ettiği yere getirmek zorundayız. Bütün nimetler, su, ekmek, her şey Allah tarafından verilir. Verilen bu nimetler emanettir. Bir gün tükenecektir. Verilen nimetlerin tükenmemesi ve bereketin devam etmesi için biz insanlar nimetlere nankörlük yapmalı, israf etmemeli ve her yerde bereketi aramalıyız.

Çocuklarımızı da birer bereket avcısı olarak yetiştirmeliyiz. Atasözümüz ne güzel dile getirmiş: “Su’ya değer vermeyenlerin gözyaşları denizlerden büyük olur.”

 

Gelin suya yeniden bakalım. Tanımaya gayret edelim. Kalbimizi, gözlerimizi biraz daha açarak, ona yer vererek ilişkilerimizi yeniden inşa edelim.

SÖZÜN ÖZÜ….

Tüm dünya misafirleri olarak hepimiz bir büyük bir aileyiz. Tüm insanlar, hayvanlar, bitkiler….
Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik ancak bir şeyi öğrenemedik.
Birlikte kardeşçe yaşamayı, birbirimizi tamamlamayı ve bir arada kardeş gibi yaşamayı

En doğru ifadeyle, “severek ve düşünerek” “kalplerimizi tokuşturarak”  can gözüyle birbirimize bakarak, can diliyle konuşarak, can kulağıyla dinleyerek” yaşamayı yaygınlaştıramadık. Bunu yapmaya hemen başlayabiliriz.

Özünde su bulunan ve özde eşit olduğumuz tüm canlılarla, doğayla, çevreyle ilişkilerimizi medeni ölçülerde götüremedik.

Ne güzel söylemiş Yılmaz Güney:

Kavgayı ağacın yaprağına yaz,

Sonbahar gelsin yaprak kurusun diye.

Öfkeni bir bulutun üzerine yaz,

Yağmur yağsın bulut yok olsun diye,

Nefretini karların üzerine yaz,

Güneş açsın karlar erisin diye,

Dostluk ve sevgiyi,

Yeni doğmuş tüm bebeklerin yüreklerine yaz,

Büyüsün dünyayı sarsın diye…

 

Birbirimizi eşit görmeli, dengeli ilişkiler kurmalıyız kainattaki, çevremizdeki herkesle, her şeyle..İnsanlar, hayvanlar, bitkiler yanında eşyalarla olan ilişkimize de özen göstermeliyiz. Onunun da bir canı olduğunu bilmeliyiz.  Bu güzel dünyada, sınırlı bir zamanda yaşama şansı verilmişse bize, hele sağlığımız da yerindeyse nedir bu hırs nedir bu öfke? Cenneti cehenneme çevirmenin âlemi var mı? Haydi, el ele verelim. Öfkeyi, bencilliği, kıskançlığı, sahiplenmeyi, kini, kibiri bir yana atıp, yüksek bilinç boyutunda yaşamın keyfini çıkaralım.

Işığı yükselttikçe karanlık kendiliğinden yok olacak.

Nice su gibi aydınlık günlere….Sevgiyle kalın,coşkuyla yaşayın.Gönül tarlanızın suyu olan sevginiz daim olsun. Su gibi duru, su gibi coşkulu ve su gibi aziz olunuz.

 

Recep Ali Topçu – ADELL Armatür ve Vana Fabrikaları A.Ş. | Yön.Kur.Bşk.

Su gibi duru, su gibi coşkulu ve su gibi aziz olabilmek…

SU GİBİ DURU, SU GİBİ COŞKULU VE SU GİBİ AZİZ OLABİLMEK…

 İz bırakan insan olma yolculuğunda esin kaynağı olarak su…

Güzel bir söz vardır. İnsan doğduğu zaman değil, olduğu zaman insan olur. İnsan, aydınlandığı ve çevresindeki insanları aydınlattığı oranda insandır. Her canlı gelişmek ve tekâmül etmek ister.

 

Hayat, tekamül etme yolculuğudur. Hayat yürümektir, hayat gelişimdir, hayat emanettir. Hayatta sürekli maddi ve manevi anlamda yükselme isteği vardır içimizde.

 

Aydınlanma sürecimizi, hayat yolculuğumuzu iyileştirmek bizim elimizde. Eğer işe kendi kalitemizi yükseltmekle, kendi kişilik inşamızı yapmakla başlamazsak hiçbir şey yapamayız. Pekibizler aydınlık insanlar nasıl olabiliriz? Yolumuzu nasıl aydınlatabiliriz? Aydınlık insanların ortak özellikleri nelerdir? Işığa, aydınlığa yürüyüşümüzde yol haritamızı belirlerken kime, neye bakmalıyız? Kimden örnek almalıyız? Kendimizi neye göre kalibre etmeliyiz?

Tam burada karşımıza vazgeçilmez hayat kaynağımız, hammaddemiz, özümüz olan su çıkıyor. Su biyolojik hayatımız olduğu kadar, ruh dünyamızın aydınlatılması için de vazgeçilmez. Temel maddemiz. Aydınlık bir insan olma adına aydınlık sudan neler öğrenebiliriz? Bu sorularımıza yaşam kaynağımız olan sudan esinlenerek, özümüzdeki değerlere dönerek, onları değerli kılarak, kendimizi su gibi hissederek birlikte cevaplar bulmaya çalışalım. İnanıyorum ki, özümüzde olan bu değerleri açığa çıkartmak, bunları yaşanılır kılmak çok zor olmayacak ve bizleri insanlık basamaklarında üstlere çıkaracak, insan-ı kamil yolcuğunda mesafeler kazandıracaktır.

Misafiri bulunduğumuz bu dünyada hangi konumda, hangi durumda olursak olalım, önceliğimiz bir defa kaliteli bir insan olmak olmalıdır. Kaliteli insan olma hedefimize ulaşırken de istifade edebileceğimiz, dersler çıkarabileceğimiz en güzel esin kaynaklarından birisi de su’dur. Biliyoruz ki, su Yüce Yaratıcımızın biz dünya misafirleri için göndermiş olduğu en önemli, en güzel hediyelerden biridir. Onu tanımaya başladığımızda alacağımız pek çok dersinde olduğunu fark edeceğiz.

Sudan alacağımız çok dersler var…

Su vazgeçilmezdir, hayat kaynağıdır. İnsan ve tüm canlılar sudan yaratılmıştır. Kâinat su ile dirilmiştir. Ezelden ebede varlık sebebi su olmuştur. Canlıların varlığının devamı yine suya bağlıdır. İlk dikilen ağacın can suyudur. Çölde susayan canlının hayat iksiridir su. Her damla su değerlidir.Su dışında ne içersek içelim susuzluğumuzu gideremeyiz. Sudan yoksun canlılar solar, canlılığını kaybeder. Suyu çekilen ağaçlar öldüğü gibi, suyu çekilen insanda ölmektedir. Su gibi insanların damarlarına girebilmeyi öğrenmeli, ona hayat vermeli ve vazgeçilmez olmalıyız. Biz insan olarak neyin kaynağıyız? Acaba bulunduğumuz ortamlardan ayrılsak insanlar bir eksiklik hissedecekler mi? Hangi işler, hangi işlemler biz olmadan tamamlanamayacak acaba? Hangi çözümlerin parçasıyız? Niteliklerimizi arttırarak, değerli olma, değerli kılma noktasında kendimizi yeniden konumlandırmamız kendimize, kurumlarımıza, ülkemize ve tüm insanlığa güzellikler kazandıracaktır.

Hayat kaynağı olan su durudur, şeffaftır, berraktır, içi-dışı, özü sözü birdir. O halde bizlerde kaliteli insan olma hedefimize giderken su gibi duru olmak, içimizi-dışımızı, eylemimizi, söylemimizi birlememiz, bütünlüğe ulaşmamız şarttır. Güven ve istikrar sağlamanın yolu iç-dış, eylem-söylem birliğinden ve bütünlüğünden geçer. Açıklık, şeffaflık, gerçeklik günümüz en önemli değerlerindendir. İçtenlik, samimiyet dünyamızı billurlaştıran, berraklaştıran en güzel evrensel insani değerlerden biridir.  Arkasındaki şeylere perdelik eylemez. Bu değerlere sahip olanlar değerlidir. Değerleri olmayan zamanla değersiz hale gelir.Söylem ve eylem birlikteliği bizi değerli kılar.

Su geldiğinde sevindirir, gittiğinde üzer. Varlığı hayat kaynağıdır. Suyun adım attığı her yer  tazelenir ve güzelleşir.  Geldiğinde susayan bitkiye, çöldeki susamış hayvana, insana hayat getirir. Gelmesiyle birlikte sevinç tavan yapar. Ağaçlar sevinir bayram yapar, açar yapraklarını, giyer yeşil elbiselerini. Toprak sevinir, yeşil bir örtüye bürünür. Tohum sevinir fırlar, çıkar topraktan dışarı. Bizlerde insanlar olarak acaba geldiğimizde sevindirmek, gittiğimizde üzmek için neler yapmalıyız? Adım attığımız yeri güzelleştirebiliyor muyuz? Geldiğinde sevindiren insan oksijen insandır, pozitif, aydınlık ruhlu, aydınlık çehreli, enerjik ve düzgün insandır. Geldiği yeri, girdiği gönlü aydınlatır, mutlu eder, ortamı genişletir ve gelmesiyle herkesi mutlu eder, gittiğinde de iz bırakır. Hâlbuki negatif ruhlu insanlar geldikleri ortamı karartır, insanları ve ortamları sıkarlar. Karanlık dünyamızın ışık insanlara, aydınlık yüzlü, aydınlık çehreli insanlara ihtiyaçları var. Gittiklerinde sevindirirler ve arkalarında iz değil is bırakırlar.Biz geldiğimiz yere ne katabiliyoruz? Gittiğimizde ne bırakıyoruz, iz mi, yoksa is mi?

Su kalitelidir. Kalite çizgisi hep aynıdır. Değişkenlik arz etmez. Bazen öyle, bazen böyle değildir. Bizde hammaddemizdeki bu özelliği taşımaya gayret etmeli, değerleri olan, çizgileri belli, bir kişiliğe sahip olmalıyız.

Su geldiği yeri güzelleştirir, tazeler, canlandırır, yeşillendirir, mutlu eder, medeniyet kurdurur. İnsanında aynen su gibi kendi içinden başlayarak, yakın çevresini, sokağını, caddesini, dünyamızı güzelleştirme görevi var. Kendimizi sorguladığımızda acaba biz dünyanın güzelleşmesinde bir parça mıyız, yoksa bilakis sorunun içinde, ondan bir parça mıyız?

Su gittiği, geldiği yerde kaybolmaz, görevini ve sorumluluğunu yerine getirdikten sonra buharlaşarak tertemiz bir şekilde geldiği yere yani semaya geri döner. İnsan olarak bizlerde geldiğimiz, gittiğimiz yerde kaybolmayacak ölçüde işler üretebilir, izler bırakabiliriz.

Su’yun bir belleği, ruhu ve bilinci var. Kendisine sunulan sevgiyi, ilgiyi anlar, buna ses verir. Su, çevresindeki pozitif ve negatif bilgileri alır ve ona göre tepki verir. Suyun molekülleri sevenle sevmeyeni ayırt edebiliyorsa bizim de bu insanlar arası iletişime köprü olmamız gerekiyor. Su kendisine söylenin söze karşılık veriyorsa, ya sudan bir parça olan insanın güzel söze, tatlı dile karşılık vermemesi mümkün mü? Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır deriz. Bize verilen sevgiyi ilişkide bulunduğumuz insanlara, hayvanlara yansıtabiliyor, onları sevindirebiliyor muyuz? Bizi seveni sevebiliyor muyuz? Sevgi merkezli hareket edip, sevgi kapasitemizi arttırıp tüm insanları, hayvanları, bitkileri, doğayı, çevreyi kapsam alanımıza alabiliyor muyuz?

Su, sevgidir, sevendir, sevilendir. Gönül tarlamızın suyu sevgidir. Sevgili insanlar, güzel sözler gönüllerde aziz eder insanı. Birbirimize içtenlikle vereceğimiz bir yudum sevgi, bize kucak dolusu geri döner. İçimizdeki sevgi ateşi bütün nefretleri yok eder. Dünyanın yeni şekillenen yapısında sevgiyi harç olarak kullanarak bir tuğla olabilmek ne güzel. Hayata anlam veren sevgidir.

 

Su bulunduğu bünye, bulunduğu mekân için sıcaklık kaynağıdır. İnsan sudan bir damla olarak yaratılır, insan teni hisleri, sıcaklığı taşır, su bulunduğu sürece vücuda sıcaklık sağlar. Ölümün gerçekleşmesi, suyun insan vücudundan çekilmesi ile birlikte vücut soğur, katılaşır ve sertleşir. İnsana sıcaklığı, canlığı veren sudur. Bizde diyaloğa girdiklerimizi, ortamları sıcak, kalbi ve hipnotik ifadelerimizle ısıtmalıyız.    

Su cömerttir, hep verir. Bizde suya bakarak Mevla’mızın bize verdiğinin bir kısmını diğer insan, canlı ve nebatatla paylaşmalıyız, cömert olmalıyız.


Su birleştiricidir, toparlayıcıdır, su kucaklayıcıdır.
Su insanlar topluluğu olduğu için hayvanlar ve ağaçlar içinde buluşma, birleşme noktaları olmuştur. Su kendine gelenler arasında ayırım yapmaz, demokrattır. Herkese eşit mesafede yaklaşır, ön yargısı yoktur. Özde birlik sağlar. Su hizmet ettiği insanlarda, canlılarda, bitkilerde ayırım yapmaz, eşit davranır. Renk, dil, din, coğrafya ayırımı yapmadan tüm insanlara, hayvanlara ve bitkilere hizmet etmesi, dengeli ve ahenkli davranışı insana hoşgörü, birleştiricilik mesajı vermektedir. Bizde muamelelerimizde, işlemlerimizde tüm insanlığa, canlılara eşit davrandığımızda kazanan taraf olabiliriz aynen su gibi. Biz varlığımızla insanlar arasında bir buluşma noktası oluşturabiliyor muyuz acaba?

 

Suda devamlılık esastır. Akıcıdır, kopuk kopuk değildir. Su hep akar, akar. Deryâları deryâ yapan, yağmur damlalarının sürekliliğidir. Bazen dalga olur, bazen damla, bazen tatlı, bazen tuzlu olur, yağmur olur, ırmak olur akar akar. Damlalar birike birike ummân olur. İnsan olarak ta bizlerin başarılı olabilmemiz için kendimizi su gibi hissederek yaptığımız işlerde, ilişkilerimizde istikrarlı, düzenli olmalı ve devamlılık göstermeliyiz. Mermeri delen suyun damlaları değil, sürekliliğidir.

Su akar, yolunu bulur. Doğru yolu bulabilmek önemlidir. Yollar, ömür kadar değerli, ömür kadar naziktir. Ömrü tüketir veya ömre ömür katarlar. Kimisi düz, kimisi kıvrımlı yollar, kimisi saptırıcı yollar, kimisi doğru, kimisi eğri yollar. Her varlığın bir yolu, her yolun bir sonu vardır. Girilen yollar belirler genelde sonuçları ve ötelerdeki ahvali çoğu zaman. Hayatta ancak doğru yoldan giderek başarılı hale gelebiliriz.

Su doğduğu kaynağın, değdiği kayanın, yaladığı yaprağın enerjisini taşır. Biyolojik olarak insanların varlık vesile oldukları gibi taşıdıkları enerji ile gönüllerin de, ruhlarında huzur kaynağı olmuştur. Biz insanoğlu olarak evrensel insani değerlerin hangisini taşıyoruz, kime enerji yüklüyoruz?

Su, azimlidir, bıkmaz, yılmaz.Su aşık olduğu toprağa ulaşma adına 10.katta dahi bir sızma olsa, nasıl nasıl yapar, nihayetinde aşağıya iner. En yumuşak, en ince olmasına rağmen büyük kayalar gibi sert ve sabit şeyleri, hiçbir şey su kadar iyi bir şekilde eritip parçalayamaz. Bizde hayatta azimli, kararlı ve istekli olursak hayatta daha başarılı oluruz. Ufak tefek engebelerde, çukurlarda takılıp kalmayız

Su doğal bir güzelliğe sahiptir, pırıl pırıldır. Mutludur. Katı, sıvı ve gaz olmak üzere üç halde de olabilmektedir. Biz de özümüz olan sudan esinlenerek, yaratılışta bize verilen doğal halimizi sevmeli, onunla mutlu olmalıyız. Başkalarında olan fiziksel özelliklere özenmeyip, sahip olduklarımızla, bize uygun görülenlerle hayatımızı sürdürmenin güzelliğini yaşama gayreti içinde olmalıyız.

Su sakin, ağır başlı ve azizdir.  Oturaklıdır. Kişiliği, duruşu bellidir. Su olduğumuzu düşünerek, sudan bir damla olarak bizde bizi biz yapan değerlerimizle ayakta durabilir, sakin, ağır başlı ve vakarlı olabiliriz. Su gibi aziz olmayı hak edebiliriz.

Su mütevazıdir, gözleri hep aşağılardadır, topraktadır. Mütevazılıği ile kazanmaktadır. Yukarıda durmaz. İnsanlar olarak bizlerde ne kadar alçak gönüllü, mütevazı olursak o kadar kazanabiliriz. Enerji, sevgi ve güzel şeyler hep yukarıdan aşağıya doğru akar. Biz kendimizi insanlardan yukarıda gördüğümüzde bize hiçbir şey akmayacaktır. Halbuki insanlığımızın, medeniliğimizin gereği kendimizi diğer insanlardan, muhataplarımızdan daha aşağılarda görsek, sevgide, enerjide, bilgide bize akacaktır. Medeniliğin alt sınırı karşımızdaki en azından aynı seviyede kabul etmektir.

Su her şeyde var olduğu halde pek çok kendini göstermez. Çok ön plana çıkmaz. O yaptıklarıyla kendini hissettirir. Bizlerle yaptığımız işlerle farklı olabilmeyi becerebilmeli, kendimizi fark ettirmek için çok çaba sarfetmemeli, bazen biraz arka planda kalabilmeyi, ben yerine biz diyebilmeyi ve egomuzu sıfırlayabilmeyi öğrenmemiz gerekir.

Su, hareketlidir, durağanlığı sevmez. Hep hareket halindedir. Denizden buharlaşır gökyüzüne ulaşır, Irmak olur akar, nehir olur. Su durduğu anda kokar, solucan yapar derler.İnsan olarak bizlerde hareketli olmalıyız. Nerde hareket, orada bereket diye güzel bir atasözümüz vardır. Durağanlık hücrelerimizi öldürüyor. Bisikletin pedalına basmayı bıraktığımız anda düşeriz. O zaman durmak yok, sevgiyle, coşkuyla ve heyecanla yola, yolculuğa devam.

“Su hiçbir şeyle yarışmaz, fakat her şeyi geçer” diyor Meşhur Çin’li alim Chuang Tzu. Bilge kişide su gibidir, kimseyle yarışmayıp kendi yolunda giden ama bu yüzden de herkese üstün gelen kişidir.

Su, doğduğu kaynağın, geldiği yolun enerjisini taşır. Bazen barajları deler, dağları deler. Bizde insan olarak enerjik olmalıyız. Enerjimizi her daim yenilemeli, geliştirmeliyiz. Yaşlı da olsak, gençde olsak ruhumuzu genç ve enerjik tutmalıyız.

Su esnektir, yolunu, izini bulur, günün sonunda gitmek istediği yere ulaşır. Bizimde suya bakarak, hizaya gelmeye, esnek olmaya, sivriliklerimizi, köşeli yönlerimizi yuvarlamaya, esnek olmaya gücümüz de, aklımız da yetebilir.

Su’yun sivri tarafları yoktur, dolayısıyla yıllardan beri doğadaki yolculuğuna devam etmektedir.Bir ara dereden bir avuç taş aldığımda hepsinin rengi, büyüklüğü, tarzı farklı olmasına rağmen hep yuvarlanmış, sivri yönleri hiç kalmamıştı. Yeni yapılarıyla ekip olabilmişler, birlikte yolculuk yaparak benim kendilerini yolculuklarından alıkoyduğum yere kadar gelebilmişlerdi. Bizlerde hayatta yol alabilmek, ekip olabilmek, uyum içinde topluluk oluşturabilmek için temel özelliklerimizi kaybetmeden sivri yönlerimizi yuvarlatabilir, yolculuk esnasından bazı bedeller ödemekten çekinmemeliyiz.

Su, diklenmeden dik durmasını bilir. Katı, sıvı, gaz hallerinde üç halde bulunur, ancak hacimsel olarak hiçbir şekilde sıkıştırılamaz.Su özelliklerini kaybetmeden girdiği bardağa, girdiğe kaba, girdiği ortama uyar. Onun şeklini alır, onunla bütünleşir. Sorun çıkartmaz. Ancak sıkıştırmaya gelmez kesinlikle. İnsan olarak bizlerde pek çok ortama uyabilecek niteliklere sahibiz. Değerlerimizi ve karakterimizi kaybetmeden pek çok ortama uyum sağlama kabiliyetine sahibiz.

Su yumuşaktır. Sert,katı, kırılgan değildir. Dünyada hiçbir şey su kadar yumuşak ve ince değildir. Hayatta başarılı olabilmemiz için bizden sudan alacağımız dersle yumuşak huylu olmalı, insanlarla ilişkilerimizi yumuşaklık, sevgi eksenli örgülemeliyiz.Lao Tse’nin dediği gibi “Dünyada hiçbir şey, su kadar yumuşak ve ince değildir. Fakat büyük kayalar gibi sert ve sabit şeyleri, hiçbir şey su kadar iyi bir şekilde eritip parçalayamaz. “

Suyun kendine göre belli bir kalıbı yoktur. Girdiği her kaba, girdiği her kalıba uyar .İnsan olarak bizde sudan aldığımız dersle gelişmeye açık, esnek ve bulunduğumuz ortama ayak uydurabilecek yapıda olmalıyız. Uyum için gerekli olan kabiliyetler insanın yaratılışında kendisine verilmiştir.

Su aydınlıktır. Rüyada su gördüğümüzde iyiye, hayra yorumlarız.  İnsan olarak ta aydınlık seviyemizi arttırdığımız ölçüde düzgün, doğru kararlar verebilir, tercihlerde bulunabiliriz. Her birimiz ışık yolcuları, aydınlık arayıcılarıyız. Aydınlık seviyemizi arttırdıkça daha başarılı olacağız, etrafına ışık saçan yapıyla gerçek insan olma, tekamül etme noktasında daha üst basamaklara ulaşmış olacağız. İç aydınlığımız dışımıza yansıyacak, yüzümüzle,

Su ateşin önünde durabilen tek nimettir. Harareti giderir. Öfkeleri söndürür. Bizlerde sudan alacağımız dersle öfkeli insanları söndürebilir, daha makul davranabiliriz.

Su temizdir. Su dünyadaki yolculuğuna tertemiz olarak başlar. Bünyesine kirlilik almaz, içinde herhangi bir kirlilik taşımaz. Mavi gezegenimizdeki yolculuğunu, görevlerini tamamlayıp buharlaşarak tekrar gökyüzüne dönerken yine tertemizdir. Yolculuğunu hep arınmış olarak, temiz olarak yapar. Bizlerde doğum ile tertemiz olarak geldiğimiz bu dünyamızda temiz kalarak, ebedi yolculuğumuza temiz olarak devam etmeliyiz. Bizi kirleten kin, nefret, haset, bencillik gibi duygulardan arınarak bunların yerine sevgi, kardeşlik, hoşgörü gibi duygular dahil etmeliyiz hayatımıza.

 

Su temizleyicidir. Değdiği yeri, dokunduğu cisimleri, dokunduğu teni temizler, ferahlık verir.  Su gözle gördüğümüz kirleri temizlediği gibi, manevi kirlerden arındırır, vücudumuzda biriken statik elektriği alarak bizi rahatlar. Temizleyici olduğu için rüyamızda gördüğümüz kötü rüyaları akan suya, ona anlatır, alıp götürmesini bekleriz, inanırız. Tuvaletlerde, klozetlerde kokuyu önleyen yine sudur. Muallim Naci su için şöyle diyor “Su gerek maddi ve gerekse manevi kirlerden arınmanın aracıdır. Ruh ve beden temizliği için gereklidir.Su her şeyi temizler ama yüz karasını temizleyemez.” Biz insan olarak dokunduğumuz insanı, dokunduğumuz yeri, çalıştığımız ortamı ne kadar temizleyebiliyor, ne kadar temiz tutabiliyoruz?

 

Su, şifa kaynağıdır. Zaman zaman sıcaklığıyla, zaman zaman sesiyle biyolojik, psikolojik hastalıkları olan insanlara şifa olmuştur. Sürekli baş ağrılarından şikâyet eden insanların, arkadaşlarınızın bu ağrılarının pek çoğunun sebebi gün içinde susuz kalmalarıdır. Hastalıklara karşı koymanın dirençli olmanın temelinde mineralli su içmek yatar. Sudaki doğal mineraller ile vücudumuzun günlük mineral ihtiyacının bir kısmını karşılarız. Biz kendimizi sorguladığımızda acaba biz varlığımızla, yaklaşımlarımızla, kime, ne kadar ve ne zaman şifa olabiliyoruz? Onları rahatsız oldukları konulardan, hastalıklardan arındırabiliyoruz?

Su, farklılıkların birlikteliğidir. Ateş ve barut olarak nitelendirebileceğimiz iki elementin mucizevî bir şeklide bir araya gelmesiyle oluşmuş, arındıran, huzur veren, hayat veren bir yapıya, sonuca ulaşmıştır. Buradan şunu görüyoruz ki, çok farklı yapılardaki unsurlar, insanlar arzu ederlerse bir araya gelebilir ve sinerji oluşturarak çok daha farklı, çok daha güçlü bir sonuç oluşturabilirler.

 

Su, canı sıkılan, yorulan, üzülen vücudun, canlının imdadına koşar. Canımız sıkıldığında, okumaktan gözümüz yorulduğunda ilk yaptığımız iş yüzümüzü yıkamaktır. Cildimizi suyla buluşturmaktadır. Bizde insan olarak içinde bulduğumuz toplumda, içinde bulunduğumuz dünyada susuzluktan, açlıktan muzdarip dertli insanların derdine derman, karanlıklarının aydınlanmasına ışık olabiliyor muyuz acaba?

 

Su molekülleri arasında mükemmel bir tesanüd ve işbirliği vardır. Birbirine sıkıca tutunurlar. Ekip olurlar. Birbirini kolay kolay bırakmazlar. Adeta hal dilleriyle “birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır” derler. Bardağı birkaç mm. aşan su oradan akmaz, birbirine tutundukları için sıvı olduğu halde oradan düşmez. Biz insanlar sudan parçalar olarak birbirimize tutunabiliyor, bir binanın tuğlaları gibi birbirimize destek verebiliyor muyuz? Bizlerde birbirimize sıkıca tutunarak, bir ekip olabilir, hayatı güzelleştirebiliriz. Böylelikle hayatımızı kolaylaştırmış oluruz. Aslında mavi gezegende yaşayan hepimiz tüm içindekilerle birlikte bir aileyiz. Vücudumuzdaki elimizin ayağımıza muhalefet etmediği gibi bizde hayatta gerek evimizde, gerek işyerimizde ve gerekse dünyamızda uyumun, bütünlüğün bir parçası, bir tamamlayıcısı olmalıyız.

Bugüne kadar yapay olarak suyun bir gramı dahi üretilememiş, kopyalanamamıştır. Acaba bizi biz yapan hangi üstün değerlerimiz, vasıflarımız var ve insanlar tarafından ulaşılamıyor ve kopyalanamıyoruz? Markayı marka yapan değerleridir. İnsanı insan yapan ruhudur, değerleridir. Değerleri olmayan, değerleriyle yaşamayan değersiz hale gelir. Belki de kendimizi yeniden konumlamamızın, yeni vasıfları kendimize kazandırmanın zamanı yeni geldi. Hemen bugünden başlayarak kendimize yeni vasıfları, değerleri kazandırma konusunda harekete geçebiliriz.

Su birbiriyle çelişen, bir arada bulunamayan iki farklı element olan Hidrojen ve oksijen’den oluşur. Biri ateş ise diğer baruttur. Ancak su bu iki farklı elementi kıvamında öyle birleşmişlerdir ki, bambaşka bir içecek oluşmuştur. Bizde hayatta farklı insanlarla bir arada bulunabilmeyi, hedefimize birlikte yönelebilmeyi, farklılıklar içerisinde başarıyı yakalayabilmeyi öğrenmeliyiz burada sudan.

Su insanda, hayvanlarda, toprakta, meyvelerde her şeyde vardır, özdür. Ancak görünmez, kendini,varlığını hissettirmez. Bütün içinde yok olmuştur. Görünmek için, hissettirmek için çaba sarf etmez. Irmak denizde varlığını kaybettirir, hissettirmez. Denizle bir olur, birleşir, büyük parça ile bütünleşir. Bizde yeri geldiği zaman başkalarına verdiğimiz hayat karşısında kendimizi sıfırlayabiliyor muyuz? Geriye çekilip, kendimizi görünmez kılabilir miyiz? Ben bilincinden biz bilincine yükselebiliyor muyuz?

Su bir aynadır, kendisine yüklenen enerjiyi, olumlu, olumsuz düşünceyi yansıtır, ses verir. Bizde hayatta bizi iyi niyetle, olumlu düşüncelerle yaklaşan insanlara aynı yaklaşımı yansıtabiliyor muyuz? Hatta kötülük yapana bilene iyilikle karşılık verebilir miyiz acaba?

Su hep vericidir, almaktan ziyade vermeye meyillidir. Yaşamaktan ziyade yaşatmaya kuruludur. Vermekle mutluluğu yakalar ve nihayetinde buharlaşarak geldiği gökyüzüne geri döner. İnsanda ancak vermekle, yaşamaktan ziyade yaşatmakla mutluluğu yakalayabilmektedir. Vermenin erdemine erme ile huzura kavuşabilmektedir.

Su, yeşilliğin kaynağıdır, çevrenin kaynağıdır. Yeşil fabrika, yeşil üründen bahsedilirken acaba bizde su gibi yeşillik kaynağı yeşil bir insan olabilir miyiz? Nasıl ki, yeşil fabrikanın, yeşil ürünün taşıması gereken bazı nitelikler var ise bizde “yeşil insan” olarak hangi vasıflara sahip olmalıyız?

Pınar suyundan içenler susuzluklarını giderirler. Pınar hiç bitmez; çünkü doğa ile uyum ve devinim süreci yaşar. Bizlerde hiç bitmemeli, yetmezlik sendromu yaşamamalıyız.

Sonuç olarak, sürekli gelişim ve tekâmül halinde bulunan insanlar olarak sudan öğreneceğimiz pek çok dersler, esin kaynakları var. Biraz daha bakıldığında sizlerde hayatınızda benzeri pek çok esin kaynakları görebilirsiniz. Suyu tanıdıkça, suyu sevdikçe pek çok boyutunun varlığına şahit olabilirsiniz.

Bizimde özümüz su olduğuna göre bu özellikler içimizde, mayamızda, hammaddemizde mevcut. Sudan bir damla olarak bize düşen, mayamızda, özümüzde olan, yaratılışımızda içimize konulan bu güzel özellikleri açığa çıkarmak, onları birer sıfatımız haline getirmek çok da zor olmasa gerek. Şimdi “su olduğumuzu” düşünelim, ve kendimizi  “su gibi” hissedelim. Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı, su gibi vazgeçilemez, su gibi aydınlık…

Su’dan esinlenebileceğimiz güzellikleri içselleştirip hayatımıza ışık, hoşgörü ve başarı katabiliriz. Su’dan bahaneler üretmek değil, ondan alacağımız derslerle daha güzel insan olabilir, iletişimde bulunduğumuz insanlara, dünyamıza güzellikler katabiliriz. Bizde bir trafo gibi güzellik dağıtan aldığımız bir kaynak haline dönüşebilir, insani vasıflarımızı yüceltebiliriz.

Yolunuz açık, yolculuğunuz bereketli ve ışığınız bol olsun. Su gibi vazgeçilmez, su gibi canlı ve su gibi aziz olunuz.

RECEP ALİ TOPÇU 

ADELL Armatür ve Vana Fabrikaları A.Ş.|Yönetim Kurulu Başkanı

Su Kültürü, İletişim ve Toplumsal Barış

Su Kültürü, İletişim ve Toplumsal Barış

 “Su kültürünün ruhunu, inceliğini, nezaketini anlayabilmek belki de toplumumuzdaki sıkıntılarımızın kaynağı olan iletişimsizliğin aşılmasına ve hoşgörü ortamının oluşmasına vesile olabilir. Birbirimizi daha iyi anlayabilir, dinleyebilir ve empati kurabiliriz.

Su, bütün din ve kültürlerde kutsal kabul edilir. Su hayatın vazgeçilmez kaynağıdır.  Su gücü temsil eder. Su, vücudumuz için en mükemmel ve en doğal olan “iyileştirici ilaç” tır. Su beden yorgunluğumuzu aldığı gibi ruhsal olarak da rahatlamamızı sağlar. Eğer kendinizi iyi hissetmiyorsanız hiç beklemeyin, hemen su için.  Su hepimiz için bulabileceğimiz en mükemmel iyileştirici iksirdir. İnsan ruh dünyasını kısa zaman içinde pozitif etkileme gücüne sahip yegâne içecektir.

Su, yaşam demek… Su hayatın kaynağı, yaşamın iksiridir. İnsan organizması için en önemli enerji ve güzellik kaynağı olan su, besinleri vücuda taşıyor, sağlıklı bir kan dolaşımını garantiliyor. Hayat kaynağımız su, sadece bununla kalmıyor, beden sağlığımız yanında ruh sağlığımızı da koruyor. Vücudu arındırırken, doğaya yaklaştırıyor.

Varlığımızın onsuz süremeyeceği açık. Vücut ısımızı ayarlayan, vücudumuza besinlerin ve yaşamsal maddelerin taşınmasını ve zararlı maddelerin atılmasını sağlayan su, ayrıca müthiş bir rahatlatma ve huzur hissi de veriyor. İnsanların, suyu sadece bir içecek olarak görmenin yanı sıra keyfini de çıkarma fikrini benimsemesi binlerce yıl öncesine dayanıyor.

Su canlıdır, akıllıdır ve kendisine önem verip ilgilenenlerle canlı bir diyalog kurar. Su, düşüncelerimize cevap verir. Su, kristal yapısında olan değişimleri yansıtarak bizimle konuşur. Su sesinin terapi özelliği olup tedavi değeri olan bir sestir.

 

Su bazen akar, bazen coşar, bazen sızar. Akmadığı zamanda yere bir yol alır, bulamazsa, buharlaşıp göğe kaçar. Gökte toplanır; bulutlarda aklanır: Gezer yükseklerde ama oradan tekrar akar dünyaya. Birikir, birikir, birikir. Sen misin toplayan suyu, bendine sığmaz taşar. Su varsa hareket vardır. Suya ulaşan sonra suyla ulaşır varacağı mekana. Koca koca gemiler, dalgın, dumanlı homurdanır ama çözemez bu bilmeceyi. Bin bir tonluk bir dağı nasıl taşır damlalar?

Lao-Tse’nin sözlerinde tanımını bulduğu gibi dünyada hiçbir şey, su kadar yumuşak ve ince değildir. Fakat büyük kayalar gibi sert ve sabit şeyleri, hiçbir şey su kadar iyi bir şekilde eritip parçalayamaz.

İnsanın suya duyduğu aşk, tarih boyunca uygarlığımızı şekillendiren en önemli unsur olmuştur. İlk büyük uygarlık dünyanın can damarlarının, büyük nehirlerin yanında kuruldu. Nil nehriyle beslenen Mısır, en eskisiydi. Bilinen ilk sulama kanalları da Nil’den tarlalara su taşımak için MÖ 3500’lerde inşa edildi. Onu Mezopotamya’da Sümerler izledi. Hititlerin armağanıdır bize barajlar. Su yollarının ustaları Urartular. Kültürleri birleştiren Türkler. Osmanlı Su yolları…

Evet, su hayatın kaynağı, hatta kendisidir. Yeryüzünde bütün sular kuruyunca hayat da sona erecek. Medeniyetlerin yükseldiği şehirler nehir ve deniz kıyılarında kuruldu. İnsanlar hayatta kalabilmek için hep suya koştular, gerektiğinde bir yudum su için savaştılar da. Aslında insanlık tarihi bir “suyu arayış tarihi”dir. Bu sebeple hemen her kültürde kutsallık izafe edilen su, tarihin hiçbir döneminde sadece H2O olmadı, her zaman zengin kültürleri taşıyarak aktı.


Önce Suyu Sevmeliyiz

Osmanlı kültüründe de su aziz bilinir, öpülerek, sevilerek içilirdi. Osmanlı insanı, insan, hayvan, ağaç ve çiçeklerin yanı sıra cansız varlıklara da önem addeder, onlara nazik davranırdı. Herhangi bir eşyayı “onun da canı var, üzülür” düşüncesiyle atmazdı. Sabahları kalktıklarında yorganları öperlerdi. Osmanlı kültüründe suyun ayrı bir yeri vardır ve çeşmeler bu kültürün en önemli bir parçasıdır. Eskiden bu çeşmelerin lülesinden su, başından da semt halkı hiç eksik olmazdı.  Kullanımı yaygınlaşan musluklar, sonraki yıllarda gerek kullanıldığı yerler, gerekse malzeme ve yapımda kullanılan teknikler açısından farklılıklar göstermiştir. Hatta musluk yapımında çeşitli maden alaşımları ve bezeme teknikleri kullanılmıştır. Önceleri bakır-kalay alaşımı, daha sonraları da bakır-çinko alaşımı kullanılarak imal edilen musluklar, saray ve önemli yapılar için gümüş alaşımı ya da gümüş ve tombaktan yapılmıştır. Muslukların yapımında kullanılan yılan, ejder, koçbaşı formları, geometrik ve bitkisel motifler büyük bir çeşitlilik göstermekte ve dönemin zevk ve anlayışını, bazen de dini ve kültürel değerlerini yansıtmaktadır.

Bir yere su getirmek, insanları suyla buluşturmak sevapların en büyüğüydü. Bu nedenle Anadolu’da pek çok çeşme yaptırılmış, mahalle çeşmesi halkın kaynaşma noktaları haline gelişmiş, komşulara iletilecekler burada paylaşılmıştır. Bazı mahalle adlarını mahalle çeşmelerinden almıştır.

Kıymetini kaybetme noktasına geldiğimizde anladığımız su olgusu, kuraklık ve susuzluk tehlikesiyle karşı karşıya tüm dünya ülkelerince düzenlenen toplantılarda, sempozyumlarda tartışılmaktadır. Hepimiz biliyoruz ki, bu sorunlar yeni bir bakış açısı, izlenecek bilinçli politikalar ve yeni bir yönetim anlayışıyla aşılabilir.

İnsanları sevmek için önce suyu sevmeliyiz. Suyu sevdiğimizde tüm çevremizi de sevmiş olacağız. Sevilen, arınan su sevgiyle mayalanmakta ve vücudumuzun dörtte üçünü oluşturan suyu arıtmaktadır. Arınan su düşüncelerimizi, düşüncelerimiz duygularımızı, duygularımız hareketlerimizi, hareketlerimiz ise alışkanlıklarımızı belirleyecektir. Alışkanlıklarımız ise hayatımızı, insanlarla iletişimimizi yönetecektir. Beşeri münasebetlerimizde iyi şeyler istiyorsak kötü sözlerden, kırıcı ifadelerden sakınmalıyız. Kötü sözler öncelikle gerek kendi içimizdeki suyun, gerekse karşımızdakinin vücudunun büyük kısmını oluşturan suyun kimyasını, molekül yapısını ve daha sonra da düşüncesini bozmaktadır. Düşünce üzerinde en önemli unsur su’dur. İnsan düşünceden ibarettir. “Sen düşünceden ibaretsin, güzel düşünür gülistan, kötü düşünür dikenlik olursun” diyen gönül sultanı Mevlana hazretleri suyun düşünce yönetimindeki, eğitimindeki rolü anlatıyordu. Tüm güçlerin kaynağı düşüncedir. Düşüncenin düzgün, arınmış ve rafine olmasını sağlayan unsurların başında Yüce Mevlamızın (cc) biz dünyalılar için göndermiş olduğu en büyük nimet olan su gelmektedir.

O halde daha iyi toplumsal ilişkiler için, daha fazla hoşgörü için, daha fazla anlayış için ve daha düzgün ilişki yönetimi ve barış için suyu sevmeli onunla dost olmalıyız. Kendimizi sevmenin, kendimizle barışık olmanın yolu suyu tanımamız ve sevmemizden geçmektedir. Suyu sözde değil, özde sevmeliyiz.

Su gününü bunları yeniden düşünmek için bir fırsat olarak kabul etmeliyiz. Dünya barışı için yaşasın su… Yaşasın Dünya Su Günü… Dostlarınız bol olsun. Su gibi sakin, su gibi şerefli ve su gibi aziz olun.

R. Ali TOPÇU, ADELL Armatür Yönetim Kurulu Başkanı