Kategori arşivi: Genel

GALİBA SEN BENİ TANIYAMADIN…SEN BİLİYOR MUSUN BEN KİMİM?

GALİBA SEN BENİ TANIYAMADIN…SEN BİLİYOR MUSUN BEN KİMİM?

Bir defasında Mitrab, Muhalleb’i işlemeli bir cübbe içinde kibirlenerek yürürken gördü.

Mitrab:

İşte bu yürüyüş, Allahü Teala’nın sevmediği bir yürüyüştür, dedi.

Muhlleb:

Sen galiba beni tanıyamadın? Sen biliyor musun ben kimim? dedi.

Mıtrab cevaben:

Tanırım. Nasıl tanımam? Evvelin Nutfe, ahirin ise cife, bu iki hal arasında ise karnını yarsak, bağırsaklarından bir sepet pislik çıkar, dedi.

Bunu dinleyen Muhalleb, sallanmayı bırakarak tabii halde yürüyüşle oradan ayrıldı.

BOYAYI MI BEĞENEMEDİN, BOYACIYI MI?

 

 

20.BenZenciyimDiyeMiBuAlayliGulusun

BOYAYI MI BEĞENEMEDİN, BOYACIYI MI?

Hep hikmetli konuşan Lokman Hekim’in derisi siyah, dudakları da kalınmış. Değerli sözlerini duyarak hayranı olan biri bir gün bakmış ki hayalinde büyüttüğü Lokman, siyah yüzlü, kalın dudaklı biri. Şaşkınlıkla yüzüne bakarken Lokman Hekim, adamın içinden geçenleri sezmiş olacak ki şöyle çıkışmış;

  • Buyur, neden öyle şaşkın bakıyorsun? Boyayı mı beğenemedin, yoksa boyacıyı mı? Sonra da ilave etmiş:
  • Bak demiş, benim ne yüzümün siyahlığında, ne de dudaklarımın kalınlığında bir tesirim vardır. Onları Yaratan öyle yaratmış, öylesine uygun görmüş. Benim tercihim değil…

Evet, insanların yüz güzelliği yahut çirkinliğiyle kendilerine bir pay çıkarmaları son derece yanlıştır. Ne güzellikte bir etkisi vardır, ne de çirkinlikte. Her ikisini de yaratan ve layık gören Allah-ü azimüşşandır. İnsan kendi iradesiyle kazandığından ve yaptıklarından sorumludur.

İŞ ADAMININ KÜLTÜR, SANAT VİZYONU

İş Adamının Kültür, Sanat Vizyonu

Kültür, sanat, tarih, edebiyat toplumların hayatlarında olmazsa olmaz en önemli unsurlardandır. M.K. Atatürk “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir” söylemiylene güzel ifade etmiş bu gerçeği değil mi?

Kültür ve sanat sadece bu işle meşgul insanlara bırakılamayacak kadar önemlidir. Dolayısıyla işadamları olarak bizlerinde hayatımızın içine kültür ve sanatı dâhil etmemiz önem kazanmaktadır.

 

Kültür sanat zenginliği diğer zenginliklerin süzülüşüdür. Bilinçli şekillendirilen kültür şirketleri, toplumları güçlendirir. Şirket ve toplumları diğerlerinden farlılaştıran kültür ve sanattır.  Hızlı kültürel değişim değerler sisteminin yitirilmesine ve kimlik bunalımına sebep olur.

 

İş adamının nasıl ki bir ekonomi, bir insan kaynakları vizyonu ve misyonu vardır, aynı şekilde kültürel, sanatsal bir vizyona da sahip olmalıdır. Bir taraftan işimizi en güzel şekilde, en başarılı şekilde yürütürken, hisse senetlerimizin değerini arttırırken, diğer taraftan da kültür ve sanata destek vererek, toplumun, insanlığın geleceğinin evrensel değerler üzerinde yükselmesini sağlamalıyız.

Kültür, sanat sevilmediği yeri terk eder…

Toplumların kültürel birikimlerini özenerek ve itina ile ela alıp güzel bir üslup ve şekil ile topluma sunmaya sanat denilir. İnsanlık alemi olarak, kendi toplumumuz olarak yıllarca kültür ve beceriler üretmiştir. Bu kültür ve becerilerin ölçülü ve estetik bir şekilde toplumlara ve özellikle yeni nesillere verilmesi ve taşınması önem arz etmektedir.

Kültür, sanat, ilim, edebiyat ancak sevildiği yerde dururmuş, itibar görmediği, sevilmediği yeri terk edermiş. Sevelim, ilgi ve şefkat gösterelim ki terk etmesin bizi, ülkemizi, yamaçlarımızı. Toplumdan toplumu toplum yapan değerleri, kültür ve sanatı çektiğimizde geride çoraklaşan bir iklim kalacaktır.

Su Medeniyeti kurmuş bir ecdadın torunları olarak ab-ı hayatımız olan suya bu kadar değer vererek Anadolu Su Kültürü Koleksiyonu yapmanız beni ziyadesiyle memnun etti. Sanayinin yanında böyle güzel eserler oluşturulması çok hoş. Her şeyin sanayi çarklarından oluşmadığını, muhteşem bir kültür mirasımız olduğunu hatırlatması açısından çok ender bir düşünceye sahipsiniz.

Bir Japon özdeyişindeki şu ifade ne yazık ki kültürel zenginliğin yeterince farkında olmadığını göstermektedir. “Bu tarihi eserler bizde olsa, onları cam fanusa koyar, izlemeye doyamazdık”

 

İş adamının hobisi olmalıdır…Kültür sanat hayatımıza renk katar.

Hobi genel kanımızın aksine boş zaman işi değildir. Hobilerimizi sosyal ve iş hayatımız içine dâhil etmeliyiz.

Bakınız Temel Aksoy hobilerin etkisini ne güzel açıklamış: “Pedagojik araştırmalar, çocukların oyuncaklarıyla zaman geçirebilmelerinin yalnızlıkla başa çıkma, tek başına yetebilme ve daha da önemlisi doyumu bir hayat yaşama yeteneklerini arttırdığını kanıtlıyor. Hobilerin yetişkinlerin hayatına etkisi, oyuncağın çocuğa etkisiyle aynıdır. Hobiler bizi kendimize yeten, yalnızlıkla başa çıkan, doyumlu ve üretken insanlar yapıyor”

Hayat boşluğu kaldırmıyor. Muhakkak bir şeyler dolduruyor o boşluğu. Biz kültür, sanat, edebiyat vb. güzelliklerle doldurmadığımız takdirde başka şeyler orayı dolduruyor.

Kişisel sağlığımız, huzur ve gönül rahatlığımız içinde kültür sanat ayrı bir unsur haline geliyor. Ruh dünyamızı, hayal dünyamızı geliştiriyor.

Hayatımızda bir sakinleşme, yavaşlama hasıl oluyor. Kültür ve sanata yanmış gerçekler, ritüeller, geliştirici hikayeler hayatı anlamamıza, anlamlandırmamıza vesile oluyor. Önceliklerimizi belirlerken bize bilgi veriyor, çok geçmişlerden günümüze gelen değerli bilgeliklerle kararlarımızdaki isabeti artırıyor.

Kültür, sanat uğraşıları ile beynimizin, kaslarımızın kullanmadığımız potansiyelini değerlendirmiş oluyoruz. Hep sağ elimizi kullandığımızda sol elimizin potansiyelini ihmal etmiş oluyoruz.

Kültür ve sanat ile hem kendimizi ve hemde çevremizi aydınlatmış oluruz.

Kişisel olarak acıyalım kendimize.

Hayat sadece maddeden ibaret değildir. Hayat iki yönlüdür. Hem maddi ve hemde manevi ihtiyaçlarımız söz konusudur. Kendimizi para makinesi olarak görüp, sadece paraya, işe, ekonomiye yönelmeyelim. Bedenimiz, ruhumuz, beynimiz sadece iş yapmak üzere tasarlanmamıştır. İnsan çok boyutlu bir yaratılışa sahiptir.

Kendinden başkası için bir şey düşünmeyen insan huzura ulaşamaz. Sadece para kazanmaya indirgenmiş hayat yol yorgunluğuna, tükenmişliğe, bedensel ve ruhsal rahatsızlıklara yol açıyor.

Bizden sonrakilere daha fazla servet, daha çok fabrika bırakmak uğruna ruhumuzu, gönlümüzü, toplumumuzu ihmal etmeyelim.

Enerjimizi yükseltir.

Kültür-sanat ile meşguliyet özel yaşantımıza olumlu yansır, daha enerjik olmamızı, yaptıklarımızdan keyif almayı, sevdiklerinizle yaşamın her anını paylaşmayı sağlar bir ölçüde.  Yenilenme, şarj olma ve yeniden enerjik bir şekilde işe başlama fırsatları oluşturur.

Yoğunlukların arasında kaybolmamak için kendimizi ve çevremizi mutlu kılacak molaların en etkili yöntemlerden biridir kültür sanat iş adamı için.

İçinde kültür ve sanatın olmadığı iş modeli katıdır, akışkanlığı düşüktür. Zamanla yol yorgunluğu ve tükenmişliğe yol açar.

Osmanlı’da ahilik sisteminde kasaplara her sene bir ay bahçıvanlık yaptırılırmış. Yıl boyu sürekli kanla, bıçakla meşgul olan gönüller canileşiyor, katılaşıyordu. Bunu önleminin en güzel yolu da senede bir ay çiçekle, doğayla meşgul olmaktı.

Sanat insanı içindeki derinliğe ulaştırıyor…

Kültür sanatında tüm iş ve özel hayatımıza katacağı, bize katacağı incelikler çoktur. Ahmet Selim ne güzel bir tespitte bulunuyor: “ Sanat, akılla gönül arasındadır, inceliklere, ince farklara (nüanslara) çok önem verir. Kültür, sanatla meşgul olmak, ilgilenmek insanın ilmi meşgalesine de fayda sağlar. Dikkatlerin keskinlemesi, arka plan sezgilerin güçlenmesi, terkip bağlantılarının kurulması gibi konularda sanat terbiyesinin önemli rolü olabilir. “Akl-ı selim, kalb-i selim, zevk-i selim” bütünlüğünün idealine bağlı olan insan, ilimlerle, sanatlarla, düşüncelerle işte böyle bir ihata şuuru içinde meşgul olur.”

Kültür, sanatla meşgul olanlar daha neşelidir, daha rahattır.

Kültür ve sanat yoluyla organizasyonumuzdaki, toplumsal rahatsızlıklarımızı, dengesizlerimizi giderip daha güzel bir şirket, daha güzel bir toplum, daha güzel bir dünya inşa edebiliriz. Kültür, sanat, edebiyat insanları kucaklar, birleştirir, kardeş eder.

Sosyal immün sistemimizi güçlendirmek…

Kültür ve sanatla meşguliyetimizi arttırarak, hobilerle meşgul olarak, güzel insanlarla birlikte olarak, güzellikleri, hoşluklara yakınlğımızı arttırarak, halkı kültür,sanata, inceliklere çağırarak, güzel hal yaşayarak manevi direncimizi, sosyal immün sistemimizi güçlendirebiliriz. Nasıl ki, fiziki anlamda immün sistemimiz, bağışıklık sistemimi güçlü ise bizi tüm hastalıklara karşı koruyorsa aynı şekilde manev i immün sistemimizin güçlü olması da bizi ruhi, manevi hastalıklara karşı koruyacaktır.

Kültür sanatla meşgulolmak insanın kişilerle kolay iletişim kurmasını kolaylaştırıp çevre edinmelerine yardım ediyor. Kültür sanat bir hobi olarak kendine yeten, yalnızlıkla başa çıkan, doyumlu insanlar yapar.

Mutlu et ki, mutlu olasın.

Hayatımızın en önemli hedeflerinden biri mutlu olmak, huzur içinde yaşamımızı sürdürmektir. Ediz Hun Türk toplumumun mutsuzluğunun en büyük nedeni olarak, hobilerinin olmayışını göstermektedir.

Ruhsal dinginliği kazanmak tüm insanlar için olduğu gibi iş adamları için çok daha önemlidir. Ruhu rahatlamış, gönlü ferah, bu hali yüzüne yansımış, mütebessim bir ruha sahip olmak ne güzeldir. Çevremizde zaman zaman benzer insanları görüyoruz.  Olaylara olumlu yönden bakıyor. Olaylara nereden baktığımız, bakış açımız o kadar önemli ki. Olayların sadece yüzde 10’u aynı etkiyi oluşturuyor insanlarda, yüzde 90 bize bağlı. Çevremizdekilere az da olsa bir sevinç kazandırmak, sıkıntılarını gidemek bizi eder. İnsanların, çocukların gönüllerine bir sevinç kondurmak ne güzel. Bu aynı zamanda bizim içinde bir enerji kaynağı oluyor.  Mutlu et ki mutlu olasın…İnsanların gönüllerine sevinç koymak, acılarını dindirmek kendisi içinde bir ölçüde ruhsal terapi oluyor, mutlu oluyor.

 

Kültür, sanat pek çok yerde iş adamlığının üzerinde bir prestije sahiptir.  Bizi vasatlıktan kurtarır, ayrı bir kimlik kazandırır bize.

Kültür ve sanat ile meşgul insanlar daha çok çevreye sahip olurlar.

Protokole, pek çok yetkiliye belki iş adamı olarak ulaşamayabiliriz, ancak kültürel ve sanatsal çalışmalarla çok rahatlıkla ulaşabilir, kilitli kapıları, gönülleri açabiliriz. Oradan girerek mesajımızı iletebiliriz.

Kültür ve sanatla meşgul olan iş adamları toplum içinde daha çok sevilirler, daha saygın bir yere sahiptirler.

Bu saygınlığın şirket aktivasyonlarına, bilinirliğine, iş sonuçlarına da katkıları her zaman olumlu olmaktadır.

 

Dünyayı güzelleştirme görevimiz var.

Hayat sadece nefes alır vermekten, işlerimi yönetmekten ibaret değildir. Önce kendimizi, sonra çevremizi, sonra dünyamızı güzelleştirme sorumluluğumuz var. Çevremizi ve dünyamızı güzelleştirmenin en güzel yollarından biri kültür, sanattır. İş adamı olarak sahip olduklarımızın bir kısmını bu alana ayırarak dünyamızın güzelleşmesine katkı sağlamak mümkündür.  Ecdadımız yapmış oldukları güzelim mimari eserlerle, kültürel ve sanatsal çalışmalarla dünyamızı güzelleştirmişler ve bize miras olarak bırakmışlardır. Çeşmeye, suya hürmeten yapmış oldukları çeşmeler, su sarayları ile dünya mimarlık yaşamına mükemmel eserler hediye etmişlerdir.  Bizler bu eserlere sahip çıkarak, günümüze ve geleceğe taşımalıyız.

M. Kemal Atatürk’ün “ Sanat güzelliğin ifadesidir. Bu ifade sözle olursa şiir, nağme ile olursa musiki, resim ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur.“ ifadesi güzelliğin en önemli aracının kültür, sanat olduğunu işaret etmektedir.

Kültür, sanatın insan ruhuna getirdiği zarafet ve hayatı güzelleştirmesi adına sanatı desteklemek zorundayız. Bilhassa biz işadamlarımıza sanata yönelik gayretler içinde olmaları artık kaçınılmaz olmuştur.

 

Geçmişte medeniyet genelde tüccarlar, iş adamları yoluyla gelişmiştir.

Tüm dünyada kültür, sanat, medeniyet genelde tüccarlar eliyle dağılmıştır. Tüccarlar gittikleri yere ürünleriyle birlikte medeniyeti de taşımışlardır.

Bizlerde çağımızın iş adamları olarak kadim medeniyetimizi, değerlerimizi, kültür ve sanatımızı tüm dünyaya taşımak zorundayız.  Her bir firmamız, iş adamımız gerek ihracat ve gerekse ithalat yoluyla pek çok dünya insanıyla ilişki halindeyiz.  Dolayısıyla dokunduğumuz dünya insanlarına her birimiz sevgimizin, değerlerimizin ve medeniyetimizin temsilcisi olmalıyız. Bu güzellikleri onlara taşımalıyız.

Kültür ve sanata gösterilecek ilgi ecdadımıza vefan borcumuzdur.

Ülkemizin ve özelikle de İstanbul’umuzun sahip olduğu kültürel miras, dünyada pek az millete sahip olacak derecede yoğun ve zengin iken maalesef yeterince koruyamıyor, kollayamıyor ve zaman zaman bazılarını kaybediyoruz. Dünya mimarlık servetine ecdadımızın hediyesi olan şahane çeşmeler, su sarayları, sebillerden bazıları başka amaçlar için kullanılıyor, tarihi çeşmelerimizin dudakları susuzluktan çatlamış durumda, suları akmıyor. Geçmişte gürül gürül sularıyla etrafına insanları toplayan, onları ferahlatan çeşmelerimiz bugün o kalabalıktan mahzun, boynu büyük. Her birisi yeniden ihya olmayı, insanlarla buluşmayı bekliyor.

Kültürel, sanatsal eserler her biri bizlere ecdad yadigârı miraslardır. Bunlara sahip olmak büyük dedelerimize, ecdadımıza vefalı olmanın, onlara saygılı olmanın bir sonucudur. Ecdadımız pek çok zorluklarla yaşamış, pek çok sıkıntılara katlanmış ve bize bu kültürel mirası bırakmıştır. Bizler bunlara sahip olmaz isek vefasızlık yapmış olmaz mıyız? Vefanın ismini sadece bir muhit isminde değil gönlümüzde, kültürel varlıklarımıza sahip olarak ta göstermeliyiz. Üç büyük imparatorluğa ev sahipliği yapmış olan İstanbul’umuzla ilgili bakın divan şairimiz Nedim ne güzel söylemiş:

Kala-yı maarif satılır suklarında,

Bazar-ı hüner ma’den-i ilm-ü ulemadır.

 

(İstanbul öyle bir  şehirdir ki) sokaklarında bilgelik kumaşı satılır, sanat harman harman pazar bulur, bilim ve bilginler maden, madendir.

 

Biz fabrikamızda şirketimizin ilk kuruluş yıllarında sahip olduğu masamızı, telefonumuzu, kasamızı saklıyoruz. Sanayiciliğe ilk başladığımızda kullanmış olduğumuz bazı makinelerimizi muhafaza ediyoruz.

Büyük dedemizin bazı eşyalarını, kitaplarını, notlarını saklıyoruz.

Geçmişte yurt dışında bir fabrikaya gittiğimizde bizlere hep dedelerini, şirketlerinin tarihini anlatırlar, onlara ait eserlerini bizlere gezdirirlerdi. Biz de gıpta ile bakardık.

Ama mutluyuz ki, şimdi bunu bizler yapabiliyoruz, onları şaşırtıyoruz.  Değerlerimize, kültürümüze, anılarımıza saygı gösteriyor, onları muhafaza ediyoruz.

Geleceğimizin tasarlanmasında kültür, sanat, tarih…

Turgut Cansever “Geleceğe yönelik her çözümün altında tarih bilinci yatar.” diyerek geleceğimizin tasarlanmasında tarihin, kültürün, sanatın önemini ifade etmiştir.

 

Şeyh Edebali “Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez. Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın! “ diyerek geleceğimizin inşasında geçmişten beslenmemiz gerektiğini ne güzel ifade etmişlerdir. Çınar ağaçları gücünü kökünden almakta ve temiz su kaynaklarından beslenmektedir. Çınardan ilham alarak bizde geçmişimizdeki temiz kaynaklara ulaşmalı ve köklerimizden güç almalıyız.

 

Geride bereketli izler bırakmak ne güzeldir…

Hayatı anlamlandırmanın, değer katmanın en önemli göstergelerinden biride geride bereketli bizler bırakabilmektir. Kuşlar uçar arkada hiç iz bırakmazlar, kaybolur giderler. Ya insanoğlu?

İş adamları olarak bırakacağımız ekonomik izler daha kısa süreli olarak etkili ve kalıcı olacaktır. Halbuki kültürel ve sanatsal izler asırlar boyu sürmektedir. Hz. Mevlana, Yunus Emre, Mimar Sinan, Konfüçyüs, Goethe ve daha niceleri asırlardan beri insanoğlunun hayatına ışık tutmaktadırlar. Kaç zengini hatırlıyoruz? Rahmetli Sabancı’yı unutmuyoruz, Rahmetli Vehbi Koç’u unutmuyoruz değil mi? Unutulmamalarının en önemli sebeplerden birisi de kültür ve sanata verdikleri değerdir. Toplumun gönlüne dokundukları eylemleridir.

Bazıları arkalarından dua, bazıları beddua alır.

Kültür ve sanatla meşgul olanlar bu yolla topluma dokunur ve toplumsal fayda üretirler. Dolayısıyla insanların dualarını alırlar. Dünyamızın güzel kültürel ve sanatsal değerler üzerine inşa edilmesinde rol almayanlar aslında sorunun bir parçasıdırlar.

Toplumsal çalışmalarımızla sahip olduklarımızı sadece kendimizde kalmayan ve bütün bir toplumun hizmetine sunulmuş imkânlara dönüştürmüş oluruz. Ne güzel demiş ecdadımız: “Dama çıkan merdiveni çekmemeli” değil mi?

Rol model olmak durumundayız.

Bugünün büyükleri ve iş adamları olarak bizden sonrakilere, gençlerimize, veliahtlarımıza iyi bir rol model olmak zorundayız.

Ailemizde, şirketimizde bizden sonrakilerin de kültür ve sanata önem ve değer veren insanlar olarak yetiştirmeliyiz. Yavaş yavaş alıştırmalı, onları kültür ve sanatın soluklandığı ortamlarda bulundurmalı ve böyle bir ortamda yeşermelerini, gelişmelerini sağlamalıyız.

Adell Armatür ve Vana Fabrikaları A.Ş. olarak yaptığımız “Ab-ı Hayat Geçmişten Günümüze Su ve Su Kültürü” gerek kendi sektörümüze ve diğer sektörlere ilham kaynağı olmak istiyoruz. Fabrikamızdaki daimi müzemizle yurt içinden ve yurt dışından pek çok ziyaretçimizi su kültürümüzle, içindeki güzel hikâyeler ve anılarla tanıştırıyoruz. Fabrikamızda oluşturduğumuz kitaplık ile çalışanlarımıza ve dışarıdan konuya ilgili duyanlara hizmet veriyoruz. Üniversitelerimizdeki, orta ve ilköğretimdeki pek çok gencimize dokunarak suyla dostlarını, su kültürünü tanımalarını sağlıyoruz. Yayınladığımız kitaplarımızla, makalelerimizle dünyanın en geniş ortam yaşam kültürüne sahip kültürümüzdeki güzellikleri yayılı bilgi haline getirerek toplumumuzun, insanlığın gündemine taşıyoruz. Su kültürü, su kullanım duyarlılığının artmasına çaba gösteriyoruz. İş adamları olarak, işletmeler olarak kültürün, sanatın bir dalına el versek topyekûn entelektüel bir kalkınma yapmış oluruz. İnsanlarımızın kültürümüzle, tarihimizle,  sanatla tanışmalarını, dost olmalarını, kültürümüzdeki ritüellerin ve sembollerin güzelliğini keşfetmelerini sağlayabiliriz.

İş adamının topluma sorumluluğu var.

İş adamı hayatı tek kişilik, tek ailelik yaşayanlardan olamaz.

Kültür sanat aynen iyilik gibi bağlar bizleri birbirimize… Şarjı, enerjisi hiç bitmez.

İş adamı bugüne ve geleceğe yönelik sorumluluğu olan insandır. İşinin yanında sokağını, mahallesini, ülkesini düşünmek, sorumluluk hissetmek, dünyayı güzelleştirmek zorundadır.

Ben siftah yaptım, var komşumdan al diyebilecek, pabucunu dama attırmayacak, Ahi Evran torunları olmalıyız. Dedelerimiz gibi adam gibi adam iş adamları, insanlar olabilmek….

Unutmamalıyız ki, bizlere atalarımızdan kalan kültürel değerlerimizi korumak, yaşatmak ve bizlerden sonraki nesillere aktarmak hepimizin asli görevidir. Ayrıca halk olarak ta, AVM’ler yanında sanat mekânlarına, müzelere yönelmenin, kültüre, sanata, sanatçılara destek vermenin vakti çoktan gelmiş ve geçmektedir. Özel müzeler, şehir müzeleri arttırılmalı, müzecilik anlayışı da zamanın ruhuna uygun olarak güncellenmelidir. Çocuklarımızın küçük yaşlardan itibaren müzelere, kültüre, sanata, edebiyata dost olarak yetiştirilmelidir.

Haydi gelin, açalım gönlümüzü, verelim, uzatalım elimizi kültür, sanat ve edebiyata…

Eğer hayatı bir bütün olarak algılayabilirsek hem işlerimizi ve sorumluluklarımızı yerine getirip hem de kültür sanata, hobilerimize yer açabiliriz. Keyifle yapacağımız kültür ve sanat, potansiyelimizi ve enerjimizi doğru kullanın kişiler hangi yaşta hangi konumda olursa olsunlar her güne daha hevesli uyanırlar. İlgilendiği hobileri sayesinde ortak zevkleri olan yeni insanlarla yeni paylaşımlarda bulunarak hayatlarını daha zenginleştirebilirler. Bir hobiyle uğraşmak kişi içinde bulunduğu ana odaklar, geçmişin hesaplaşmalarından ve geleceğin kaygılarından uzaklaştırır.

Tanışalım, tanıştıralım, sevelim sevdirelim bu güzelim değerleri, kültürü ve sanatı.

Öksüz bırakmayalım bu değerleri. İlgi ve şefkat gösterelim ki yeşersin, gelişsin, terk etmesin bizleri.

 

Ecdadımızın hatıraları kaybolmasın. Bitmesin bu güzellikler…Ölmesin bu güzel duygular.

Sahip olunmayan kültür ve sanatın bitmesi haktır, biz sahip olursak bu kültür-sanat bitmeyecektir.

Önce kendimiz, sonra yakınlarımız,  ülkemiz ve tüm insanlık âlemi huzura kavuşsun.

Dünyamızın geleceğine bir tuğla da biz koyalım. Geleceğimizi daha güzel değerlerimizin üzerine inşa edelim.

Çocuklarımız, çalışanlarımız kültürden, sanattan, edebiyattan uzak yaşamasın.

 

Su gibi duru, su gibi coşkulu ve su gibi aziz olunuz.

 

Recep Ali Topçu  | Adell Armatür ve Vana Fabrikaları A.Ş. | Yön.Kur.Bşk.

BAHÇEDE SU TASARRUF YÖNTEMLERİ

BAHÇEDE SU TASARRUF YÖNTEMLERİ:

Türk toplumu olarak geçmiş yıllardan beri bahçeyi, ağacı, çiçeği severiz.

Dolayısıyla bir bahçe sahibi olmak, toprakla, suyla uğraşmak isteriz.

Bahçemiz olmaz ise balkonumu bahçe haline dönüştürürüz.

Aşağıdaki yöntemleri kullanarak ve sizin geliştireceğiniz ilave yöntemleri kullanarak bahçelerimizde su sarfiyatını azaltabilirsiniz:

 Kapıların önü suyla yıkanmamalı, temizlik için çalı vb. süpürgeler kullanılmalıdır.

  • Bahçenizi sulamak için, buharlaşmanın az olduğu sabah ya da akşamüstü saatleri tercih edilmelidir. Rüzgarlı günlerde sulama yapılmamalıdır.  Sulama sadece ihtiyaç olduğunda yapılmalıdır. Bunun için hava durumu sürekli takip edilmeli ve yağış beklediğinde sulama yapılmamalıdır.
  • Yanlış ve aşırı sulama susuzluktan daha fazla bitkileri öldürür. Aşırılı sulama, toprağın çoraklaşmasına ve yer altı sularının kirlenmesine de neden olur. Ayrı salma, gölledirme, karık ve yağmurlama gibi yüzey sulama metodları kullanıldığında, suyunyaklaşırık olarak yarısı buharlaşarak kaybolur. Tuzlanmaya sebep olur. Su toprağın kurak yüzeyinden buharlaşıp uçtukça geride tuz kalır. Tuzlanma, toprakta tuzun birikmesi ve sonunda tuz miktarının bitkiler açısından zehirli düzeye ulaşması anlamına gelir.
  • Ağaçların dipleri yaprak, talaş vb. şeyler ile örtülerek su kaybı önlenebilir. Haftada en fazla bir veya iki kez sulama yapın ve suyun bitlerin köklerine inmesine fırsat verin.Sık sulama bitkilerin kısa kökler geliştirmesine nerden olur ve kısa köklü bitkiler kuraklığa dayanıklı değildir.  Suyu emebildiği hızda toprağa verilmelidir. Fazla gübrede bitkilerin suya olan ihtiyacını arttırır.
  • Yaşadığınız yerin iklimine uygun, daha az su ve daha az bakım ile büyüyebilen yerli bitkiler ekilmelidir.
  • Yağmur ve kar suyu biriktirmek için tesisat yapılmamışsa, su tankları ve oda mümkün değilse yağmur veya kar yağdığında kovalara, leğenlere su biriktirebilirsiniz. Yağmur suyu araba yıkamak, bahçe sulamak ve temizlik yapmak için kullanılabilir.
  • Çimeninizi kesmek: Çimenleri çok kısa kesmekten kaçının ve çimen kesiklerini, nemi yerde korumak üzere koruyucu tabaka olarak kullanın.
  • Verimli şekilde sulamak: Sadece ihtiyaç duyulan yerleri sulamak için süzgeç veya hortumun ucuna takılan tetikli püskürtücüler kullanın.
  • Çatı suları kadar bahçemizin yüzey sularıda önemlidir. Büyük bahçeye sahipsek çatılarla birlikte bahçe yüzey yani bahçemize düşen yağmur ve kar sularını da toplayacağımız bir depo yaparsak çok daha faydalı olacaktır. Özellikle villa tipi evlerde evin alanı 200 m2. Ancak bahçesi 1000-5000 m2 olduğunu düşünün. Yüzey suları çatı sularından çok daha fazla olacaktır.
  • Bitkiler ve ağaçlar yağmur suyunu klorlu şebeke suyundan daha çok seveceklerdir.
  • Bahçe sulamada otomatik sulama sistemleri kullanılmalıdır.
  • Delik hortumlar onarılmalıdır.
  • Çevrenizdeki zayıf, küçük, korumaya ihtiyacı olan bir ağacı evlatlık edinin.
  • Varsa kendi bahçenize, evinizin etrafına veya komşularınız ile birlikte yerel yönetimlere başvurarak yollara, vb. boş yerlere ağaç dikiniz. Ağaçlar havadaki karbonu alıp oksijeni verirken aynı zamanda kışın rüzgarı kesip bularlaşma ile olan soğumayı önleyip evlerimizin ısıtma faturasını, yazın ise gölge yaparak soğutma ihtiyacını azaltıp enerji faturası ve dolayısı ile fosil yakıtı kullanımını azaltabilir.
  • Kar yağdığında su kuyusu olanlar su kuyularını ağzına kadar kar doldurmalı, yer altı suyunu beslemelidir.
  • Fazla suya ihtiyacı olmayan bitkiler ve ağaçlar tercih edilmelidir.
  • Gerek kişisel ve gerekse aile olarak tasarrufa dayalı değerlere dayalı geleceğin kurulması, inşa edilmesi adına büyük insani hareketin bir parçası olma iradesi, inancı ve çabası içerisinde olmalıyız. Hep birlikte gelin su israfına son verelim.
  • Beslenme alışkanlıklarımıza biraz daha dikkat etmemiz bile doğa açısından olumlu değişikliklere yol açacaktır.
  • İçme suyu dışındaki suları birkaç kez kullanmaya çalışın. Sebze ve meyve yıkadığınız suyla çiçekleri ve bahçeleri sulayabilir, temizlik yapabilirsiniz.
  • Evde kullanılan temizlik malzemeleri, atık sularla birlikte nehirlere karışır. İçinde fosfat bulunmayan ve suda ayrışabilen temizlik ürünlerini kullanın.

 

Recep Ali Topçu | Adell Armatür ve Vana Fabrikaları A.Ş. | Yön.Kur.Bşk.

Hoşgeldin, safalar getirdin güzel bayram…

“Gamına gamlanıp olma mahzun,
Demine demlenip olma mağrur,
Ne dem baki ne gam baki, ya hû!
Hüvel baki, hüvel baki”
Yavuz Selim

Asil ve güzel insan,
Yaklaşan kurban bayramınız size, ailenize, milletimize ve bütün yaratılmışlara, tüm insanlığa kutlu olsun.
Bayram bize verilmiş en önemli ve güzel bir hediye…
Buram buram gonca güller koksun yamaçlarınızda…
Gülümseyerek karşılayalım, gülümseyerek uğurlayalım onu…
İçerisine güzel anılar ve anlar ilave ederek ambalajlarak kaldırım zaman tüneline…

Bayramın sosyal bağlarımızın güçlenmesine, gelişmesine, temmuzda toprağı ferahlatan yağmur damlasına dönüşsün, rahmet ve bereket vesilesi olsun inşallah…

Hoşça bakınız zatınıza…Hoşça bakınız dostlarınıza…Hoşça bakınız hayatınıza hayat katanlara…
Hep bir arada sevgi ve coşkuyla akacak daha nice bayramlara…

Topraklara basmaya kıyamadım!


Süheyl Ünver’in defterleri şenlikli bayram yeridir. Ne var ki hüznü de eksik değildir bu defterlerin.

Neşesi, suluboya resimlerin cıvıltısından, hüznü, üstadın hemen her sayfada duyulan isyanından gelir. Kötü mimariden, metruk tarihi yapılardan şikâyet eder, yıkılmaya yüz tutmuş bir çeşme yahut hamam görmüşse feryat ediyordur: Aman kurtarın bunu!

Ünver, geçen asrın son hezarfenidir; tabip, tıp tarihçisi, neyzen, ebruzen, hattat, seyyah, şehir mektupçusu, medeniyet arkeoloğu ve yangında ilk kurtarılacakların ressamı. Bunların hepsi ve daha fazlasıdır ama aynı zamanda eşi bulunmaz bir deftercidir o. Bitmez Anadolu seyahatlerine kucak dolusu boş sarı defterle gider ve dönüşte onları resimlenmiş, el yazısıyla doldurulmuş olarak getirir. Ünver’in defterleri sayıya gelmez. İki bin kadarı Süleymaniye Kütüphanesi’nde, bir kısmı Türk Tarih Kurumu’nda kimi de Atatürk Kitaplığı’nda istirahattedir. Beş yüze yakın defter de kızı Gülbün Mesara’nın elinde kitaplaşmayı bekliyordur.

Seyahatlerinde boyuna not tutar ama öyle kurala kaideye gelir notlar değildir onun yazdıkları. Gönlünce, bölük pörçük, neşeli, yer yer şakacıdır. Ne görmüşse, yolunun üstüne ne çıkmışsa, geldiği gibi ve fakat dolma kalemle itinalıca bir yazıyla kayda geçirmiştir. Bugün, onun yayınlanabilmiş talihli defterlerinden birini elinize alıp karıştıracak olsanız, bir yandan o neşeli suluboyalara, capcanlı çini renklerine bakıp hayrete düşer, öbür yandan artık yerinde yeller esen camilere, evlere, çeşmelere hatta mezar taşlarına bakıp vahlanırsınız.

Ünver, 1956 yılının 8-22 Temmuz günleri arasında ailesiyle birlikte Konya seyahatindedir. Konya Defterleri’nde bir sayfayı, Akşehir mezarlığı ziyaretine ayırır. Buradaki bir 14. asır mezar taşına nakşedilmiş Ra’na Binti Mehmed’in, her haliyle hüzün kuşanmış kadının resmini defterine geçirir ve yanına şöyle yazar: “Bu Ra’na kız Akşehir mezarlığında yatmaktadır. Altı asırdır orada. Topraklara basmaya kıyamadım. Zira orada kendisi gibi olanların güzel yüzleriyle yerleri serili gördüm.”

Van Gogh sarısıyla, cıvıltılı Selçuklu çinileriyle süslü Konya Defterleri’nde bu cümleyi ilk okuduğumda, yıldırım çarpmasına tutulduğumu hatırlarım. Dehşetli bir uyarı, insanı insanlığından utandıracak bir çığlık! “Topraklara basmaya kıyamadım. Orada kendisi gibi olanların güzel yüzleriyle yerleri serili gördüm.”

Altında serili sayısız güzel yüzleri düşünüp mezar toprağına basamamak, yalnız Süheyl Ünver’in zarif hassasiyeti değildir. Yaşadığımız topraklarda hayatı biçimlendiren medeniyetin incelikler manzumesi, böyle bir duyarlığı mecbur kılar insana. Mezarlıklar değil, çürümüş bedenlerin hatırası değil yalnız, bütün bir yeryüzü, tüm yaratılmışlar; çerçöp, çiçekler, tohumlar, böcekler, sular, ağaçlar… yaratıcının görkemli sanatının gülen yüzleridir ve bunun farkında olan hiç kimse, toprağa adımını sakınmadan basamaz. İnsan, zarif bir yolcu gibi geçecektir yeryüzünden. Tabiatın dengesini, o harikulade kompozisyonu bozmaya, yaratılmışları incitmeye gelmemiştir buraya. Kuracağınız evler ve yapılar, size sunulan emanetin ruhunu bozacak, evrenin diğer misafirlerinin hayatını zorlaştıracak bir biçim alamaz. Bunu yapıyorsanız, tüm canlıların yaşama hakkına tecavüz ediyorsunuzdur. Şehirler kurarken, evler yaparken gözle gördüğünüz ve görmediğiniz canlıları yurdundan yuvasından edemezsiniz, buna hakkınız yok! Yeryüzünün biricik sahibi siz değilsiniz çünkü.

Gel gör ki, bugün şehirler ve yapılar kurarken korkunç bir küstahlıkla yeryüzünün düzeni bozuluyor. Dağlar oyuluyor, tepeler tıraşlanıyor, dereler düzleniyor, sular kurutuluyor, ormanlar kesiliyor, ufuklar kapatılıyor… İnsan, yatışmaz açlığıyla kendisi dışındaki tüm canlılara meydan okuyor. Şehirler, modernizmin en büyük yalanı olan parklarla kandırılıp doğal hayatın bütün gereklerinden soyutlanmış olarak yaşamaya mahkûm ediliyor. Yeni şehirlerde derelere, sulara, meyve ağaçlarına, kuşlara, böceklere hatta delilere, engellilere, yaşlılara hayat hakkı tanınmıyor. Yalnız zenginlerin, AVM müdavimi genç, varlıklı ve sağlıklı insanların yaşadığı şehirler kuruyorlar artık. Kadim şehirleri de git gide böyle ucubelere dönüştürüyorlar.

Büyüyoruz, evet, dünyada en hızlı ‘büyüyen’ ikinci ülkeyiz. Ruhunu yitirerek, inceliklerini unutarak, vicdanı ve insanlığı topraklara gömerek, küstahça büyüyoruz! Gelecek çağların sularını kurutarak, dağlarını, tepelerini tarumar ederek, ağaçlarını keserek… Ataların, evliyaların ve bilgelerin basmaya kıyamadığı toprakların üstüne rezidanslar dikerek büyüyoruz. (İlgilisine bir soru: İstanbul’da, 40-50 yıl önce herkesin bildiği ve içinde bir türbe de bulunan hangi mezarlığın üstünde bugün bir rezidans yükselmektedir?)

Hazır diyorum, şu muhafazakârlık tartışması sürerken, kimlerin neyi muhafaza etmekte olduğunu da bir konuşsak mı? Mesela İstanbul’dan ve öteki kadim şehirlerden başlayarak… Kim bilir, hangi genç kızların ve hangi evliyaların güzel yüzlerinin serili olduğu toprakları, bir avuç bile bırakmadan ucubelerle donatırken neyi, nasıl muhafaza edebileceğimizi… Konuşsak mı?

ALİ ÇOLAK

DUA


Güçlülerin yüzüne gerçeği söylemek, zayıfların ise alkışını ve sevgisini kazanmak için yalan söylememek için bana yardım et.

Eğer bana para verirsen, mutluluğumu alma ve eğer bana güçler verirsen, muhakeme yeteneğimi çıkarma.

Eğer başarı verirsen, alçak gönüllüğü; alçak gönüllülük verirsen, saygınlığımı çıkarma.

Görünenin diğer yüzünü tanımama yardım et.

Benim düşüncelerime katılmıyorlar diye bana karşı olanları hainlikle suçlayarak, onların karşısında suçlu duruma düşmeme izin verme.

Kendimi sever gibi diğerlerini sevmeyi ve diğerlerini yargılıyormuş gibi kendimi yargılamayı öğret bana.

Başarılı olduğum zaman sarhoşluğuna izin verme, ne de başarısız olursam umutsuzluğa düşmeme. Başarısızlığın, başarının öncesindeki bir deneme olduğunu hatırlamamı sağla.

Hoşgörünün, güçlerin en büyüğü; intikam arzusunun ise zayıflığın ilk görünümü olduğunu öğret bana.

Eğer beni paradan yoksun bırakırsan, umudu; başarıdan yoksun bırakırsan, başarısızlığı yenebilmek için irade gücünü ver bana.

Eğer beni sağlık bağışından yoksun bırakırsan, inancın lütfunu bırak.

Eğer insanlara zarar verirsem, özür dileme; eğer insanlar bana zarar verirse, affetme ve merhamet gücü ver bana. Ve eğer insanlar bana zarar verirse, affetme ve merhamet gücü ver bana.

Tanrım,
Eğer seni unutursam, sen beni unutma! Amin.

MAHATMA GANDHI

Hoşgeldin Kandil, Safalar Getirdin Güzel Bayram



Kötü havalarda insan dosta aç olur,
Bir araya gelse, dost dosta ilaç olur,
Güller tek tek bir şeye benzemez,
Öbek öbek olunca bahara taç olur… Hz. Mevlana (ks)

Yaklaşan kadir geceniz ve bayramınız size, ailenize, milletimize ve bütün yaratılmışlara, tüm insanlığa kutlu olsun

İslâm kültürünün etkisiyle şifa taslarının üzerine, çoğu zaman boş yer kalmamacasına bütün yüzeyi kaplayan, Kur’an sureleri ve dualar işlenmiştir,

Kardeşliğimizi, güzel değerlerimizi hatırlayacağımız, incinen kalpleri onaracağımız, yıkılan köprüleri onaracağımız güzel anlar ve anılar olarak gerçekleşsin,

Ülkemizin, insanlık âleminin sıkıntılarından kurtulmasına, zulümlerin son bulmasına, kavgaların bitmesine, barış ve huzur içinde insanca kardeşçe yaşamaya yol açmasını temenni ederim,

Kandilinizin ve bayramın feyiz, bereket ve muhabbetiyle sizi, dünyamızı ve tüm insanlığı sarıp sarmalamasını, şefkatle kucaklamasını, muhabbetle okşamasını ve yaşama zevkiyle coşturmasını dilerim,

Su gibi duru, su gibi coşkulu ve su gibi aziz olunuz. Çoğalsın sevinçler, azalsın hüzünler, Sevdiklerinizle, yarenlerinizle birlikte su gibi coşkuyla akacak daha nice bayramlara.

Şifa Tasları

 

Prinç, Osmanlı 19. yüzyıl.

Adell Ab-ı Hayat Koleksiyonu’ndan

Şifa tası, suyun iyileştirici etkisini içinde bulunduğu kaptan aldığına inanılan, halk hekimliği örnekleridir. İstanbul’da halk hekimliğinin kökenlerinin, bir çok alanda olduğu gibi; Eski Yunan, Roma ve Arap-İslâm kültürlerine kadar indiği kabul edilmektedir.

Pişmiş toprak, hattâ ağaçtan imal edilmiş örnekleri varsa da, büyük çoğunluğu madenden yapılmışlardır. Kullanılan madenler; halk inançlarında kutsal kabul edilen bakır ya da bronz ve pirinç gibi bakır alaşımlarıdır.

İslâm kültürünün etkisiyle şifa taslarının üzerine, çoğu zaman boş yer kalmamacasına bütün yüzeyi kaplayan, Kur’an sureleri ve dualar işlenmiştir.

Çok geniş bir yayılım alanı olan şifa tasları için, çeşitli bölgelerde; tihtap tası, çiçek tası, botça tası, korku tası gibi adlar kullanılmıştır. Söz konusu adlandırmalar, herhalde belli rahatsızlıklara atıf yapmaktadır.. Örneğin, korku tası, halk arasında genellikle “karabasan” denen gece korku basmasının tedavi edilmesinde kullanılıyordu.

 

Kütüphanemiz meraklısını bekliyor



Adell Armatür ve Vana Fabrikaları A.Ş olarak bizde fabrikamızda kütüphane oluşturduk, tüm çalışanlarımızla birlikte okuyoruz. Aynı zamanda arkadaşlarımız kitap özetlerini çıkarıyor ve “Gelişim ve Paylaşım Toplantılarında” sunum yapıyorlar. Bu toplantılara akademisyenleri, iş adamlarını davet ediyor, hayat hikayelerini, motivasyon kaynakları ve yolculuk anılarını dinliyoruz.Hepimiz için güzel bir gelişim aracı oluyur. Kitap insanları yeni limanlara ve dünyalara açıyor. İyiki varsınız kitaplar. İyi ki varsınız yazarlar…İyi ki varsınız kitapları satın alarak onları yazanlara, emekçilere destek verenlere…Sağ olunuz, sağlıcakla kalınız